Almanya’da hırsızlar, özellikle izin dönemlerinde Türk kahvehanelerine gelir; ellerindeki araba teybi, fotoğraf makinesi veya bisiklet gibi eşyaları çok ucuz fiyatlara satmaya çalışırlar. Buna defalarca şahit oldum.
İşte böyle bir durumdan bizim bir vatandaşımız faydalanır; bin liralık teybi yüz liraya satın alır ve suçüstü yakalanırlar.
Kanuna göre teybi çalan hırsız ile o çalıntı teybi alan kişi aynı cezaya çarptırılır. Çünkü hukuk sistemi şu ilke üzerine kurulmuştur: Alan olmasa, çalan da olmaz.
"Hırsızlık" denince akla ilk gelen şey, başkasına ait bir malın izinsiz alınmasıdır. Oysa hırsızlık çok daha geniş kapsamlıdır:
Evimin önündeki bisikletimi çalan hırsızsa, uykumu çalan nedir?
Emeğimin karşılığını ödemeyen patron hırsızsa, emekli maaşımı eriten nedir?
Binanın malzemesinden çalan müteahhit hırsızsa, o binaya ruhsat veren nedir?
Seçimde oyumu yalanla çalan hırsızsa, seçimden sonra millî iradeye el koyan nedir?
Gerçeği gizleyerek doğru bilgi alma hakkımı çalan hırsızsa, göz göre göre yapılan manipülasyona göz yuman nedir?
Hırsız, hırsızlık yapmak için bir emek harcar, risk alır, plan yapar. Ya hırsızın getirdiğini satın alan, onu alkışlayan ve yapılanlara göz yuman nedir?
Bu ülkede sınavlarda sorular çalındı, hak edenin hakkı hak etmeyene verildi.
Kazananın hakkı başkasına devredildi, çalışanın emeği çalışmayana yedirildi.
Çalan suçlu, evet. Peki çaldıran, çalanı alkışlayan, çalana göz yuman nedir?
Şimdi dürüst olalım: Çalan belli, çalan kötü... Peki çaldıran kim?
Bizde yasalar çok karışık kişiye özel gibi. Hırsız hırsızdır ama kimin hırsızı olduğu da önemlidir maalesef.
"Hırsızlıktan daha kötüsü nedir?" dedik ya dostlar... Hırsızlıktan daha kötüsü; hırsızın çaldığını alan, ona ortak olan ve onu alkışlayandır. Onu da çok uzaklarda aramaya gerek yok, aynaya bakmak yeterlidir vesselam !