Eskiden herkes kendi dünya görüşüne uygun, anladığı dilde yazan gazeteyi parasını verip satın alır ve okurdu. Okur için gazetesi, gazete için de okuru son derece değerliydi. Günümüzde gelişmiş ülkelerde internet gazeteciliği kanunlarla korunup kollanıyor; okur istediği gazeteye abonelik ücretini ödeyip internetten erişebiliyor. Hal böyle olunca, gazeteci haberini, patronlar veya siyasi erkler için değil okuru için yazıyor.

Yeni nesil siyasiler adına algı oluştursun diye örgütlenen ve "trol" denilen kalemşörlerin önüne geçecek, basını koruyacak gerekli yasalar çıkarılmadığı için; ister yerel gazete olun ister ulusal, yazdığınız her haber ve köşe yazısı bir tıkla tüm dünyanın gözünün önüne sergileniyor.

Bedava olan her şey değersizleşir. Buna rağmen en doğru haberi verebilmek, en nitelikli köşe yazısını kaleme almak için canla başla çalışır, üretirsiniz; ancak kol kırılır, yen herkese teşhir edilir.

Haberin içeriği olumsuzsa kötüye örnek oluşturur. Açıkçası küçücük bir ilçede yaşanan gayriahlaki ya da gayrikanuni bir olayı yazsanız bir dert, yazmasanız ayrı bir derttir. Hiç ummadığınız, bilmediğiniz uzaklıktaki birinin aklına adeta karpuz kabuğu düşürür.

Haberler kadar köşe yazıları da başımıza sık sık iş açar. Genel bir konuyu ele alarak yazı yazarsınız; fakat küçük yerlerde herkes birbirini tanıdığı için genele hitap eden metinler kişisel anlaşılır.

Örneğin, "Borsada da kaybettik" başlığı attığınızda; uzaktakiler yazının asıl maksadını önyargısızca anlarken, yakınınızdakiler borsada para kaybedenin doğrudan siz olduğunuzu zanneder ya da yazının öyle algılanması için çabalar. Elektrik kesintilerini, kömüre yapılan zammı, emekli maaşlarının yetersizliğini dile getirirsiniz; işgüzarın biri çıkıp "Madem emekli maaşıyla geçinemiyorsun, o zaman niye şu arabaya, bu motora biniyorsun ya da tatile nasıl gidiyorsun?" diyerek yazıyı bilerek veya bilmeyerek sabote eder.

Yerel bir dil kullanırsınız, genelden eleştiri gelir; genel bir dil kullanırsınız, bu kez de şahsi algılanır. İşte bu yüzden her yazı yazara ulaşmadan önce onlarca defa otosansürden geçer ve ortaya özgürlüğü kısıtlanmış bir metin çıkar.

Çözüm aslında çok basit: Basın için telif yasası, trollere engel ve sahte hesaplara ağır yaptırımlar...

Bir gün bir iktidar gelir de algı operasyonu yapan bir basın yerine; haberi doğru veren, uyarıcı ve tarafsız bir basın için bu hayallerimizi gerçekleştirirse —ki 20 yıldır Türkiye'de bunun mücadelesini veriyoruz— daha kaliteli haberler, daha anlaşılır yazılar ve daha temiz bir basın kendi okur kitlesine çok daha iyi hizmet edecektir.

Aksi takdirde "Küçük Yerin Büyük Derdi", bilgi kirliliğine sebep olmaya ve olmayacak işleri insanların aklına sokmaya devam edecektir. Umarım anlaşılabilmişizdir!