Yıllar önce köyünden ayrılmış 80’li yaşlarda bir amca, bir bayram namazı için kırk yıl sonra köyünün camisine gider. Bayram nedeniyle cami dolup taşmıştır ama ne hikmetse koca camide pek tanıdık kimse yoktur ! Ne bizim amca camiyi dolduranları tanır ne de camidekilerin çoğu bizim amcayı ! Namaz kılınır cami avlusunda aynı eskiden olduğu gibi bayramlaşılır ve herkes evine dağılır.

Bizim amca yıllardır uğrayamadığı köyünün mezarlığına, ölmüş büyüklerini ziyaret etmek için gider. Bir de ne görsün; tanıdıklarının neredeyse tamamı mezarlıktadır…

Gözyaşları içinde “Vay be” der, “Tanıdıklarımın hiçbiri camiye gelmedi, meğer hepsi mezarlığa göç etmişler !”

Bu yaşanmış hikâyeyi duyduğumda çok etkilendim. Yaşım 60 oldu ve ben de eski bir gurbetçi olarak uzun yıllar memleketten uzakta kaldım. Bu yüzden de çocukluğumun bir kısmı köyde diğer kısmı gurbette kaldı. Doğal olarak ta çocukluk arkadaşlığımda hep yarım kaldı…

Yani ben, uzun yaşarsam eski dostlarımı köyün mezarlığında bile göremeyeceğim!

An itibarıyla bile Ferdi Tayfur’un eski şarkılarından biri çalarken, eskilerden konuşacak bir tek arkadaşım yok benim! Bazen eski dost sohbetlerine denk geliyorum; ilk aşklarını, askerlik maceralarını, okul günlerini anlatıyorlar. Hem özeniyor hem de kıskanıyorum. Çünkü benim ne eskileri konuşacak bir asker arkadaşım ne de yanımda bir okul arkadaşım yok !

Şimdi gelelim bizim ihtiyarlarımıza…

Dün bize; “Şımarma, otur oturduğun yerde, üstünü kirletme, bir yerini kıracaksın!” diyenlere, bugün biz aynısını iade ediyoruz. Bir ihtiyar yürürken bile zorlanıyor ama inancı gereği kendini riske atarak namaz kılmaya, lavaboda ahlar vahlar çekerek abdest almaya çalışıyor. Evlatları, torunları ise kızıyor: “Yahu sana ibadet bile farz değil artık, düşüp bir yerini kıracaksın!”

Bir başkası “Bahçe yapacağım” diye adeta toprakla güreşiyor. Düşe kalka çapa yapmaya çalışırken kendi doğurduklarından azar işitiyor. Kimi “Pazarımı kendim yapacağım” dediği için fırça yerken, bir öteki yemek yapmaya kalkıştığı için laf işitiyor. Eskilerden konuşacak olsa “Yetti senin eski lafların” denilip susturuluyor.

90’lı yıllarda Almanya’da bir habere gitmiştim. Volkshochschule (VHS), yaşlılar için hikâye ve roman yazma kursu başlatıyordu. Türkler de artık Almanya’da yaşlandığı için Türk basınını çağırmışlardı. Tabi bizden katılım sıfırdı… VHS, bizdeki Halk Eğitim Merkezleri gibi halka eğitim veren bir kurum. Yaşlılara yönelik hikâye/roman yazma, tiyatro, koro, mantar toplama ve gezi gibi onlarca kursları vardı. Belki bizde de büyükşehirlerde böyle imkânlar vardır ama Domaniç gibi küçük yerlerde ihtiyarların vaktini değerlendireceği bir yer yok !

Aktif yaşlananlar uzun, pasif yaşlananlar kısa yaşıyor. Hal böyleyken biz yaşlılarımızı pasivize etmeye davet ediyor; adeta “otur, ölümünü bekle” diyoruz !

Peki, şimdi sormak lazım: İmkanları kısıtlı, yalnız kalmış ve yalnızlaştırılmış bizim ihtiyarlarımız ne yapsın? Sizce kim, ne yapabilir ya da yapmalı?

Unutmayalım; eğer ölmezsek, bir gün biz de yaşlanıp yalnız kalacağız !