Allah Ramazan’da felaket tellal ettirmesin. Ahali; AB liderleri acil olarak bir araya geldi. İngiltere ve Fransa tarihlerinde belki hiçbir zaman bu kadar yakın olmamıştı. ABD bir numaralı müttefiki olan İngiltere’yi kaybetmiş vaziyette. ABD mücadeleden o kadar bezmiş ki mağlubiyeti kabul etmek için vakit kaybetmek istemiyor. Savaş kendi savaşı değil ne de olsa… Avrupa küresel egemenlik merkezini tekrar Avrupa’ya taşımanın arifesinde görünüyor. ABD Başkanı işgal altındaki ülkenin başkumandanını işgali kabullenmeye zorluyor! Bunu söylerken 3 defa “Üçüncü Dünya Savaşı” diyor! Ahali; erzak istiflemek için makul sebeplerimiz var. İki Dünya Savaşı’nın da kıvılcımını yakan Sırbistan’da işler karışık. Macaristan ırkçı Sırplar ile saf tutmuş vaziyette. Bu olanlar 50 sene önce olsa herkes un, şeker depoluyor olurdu. Üzgünüm. Ramazan’da muhtemel bir gezegensel savaş ihtimalinin telaffuzu ile sizleri hazır olmak konusunda uyarma ihtiyacı duyduğum için hicap içindeyim. Ve ancak gerçek budur.
Biz bizden mütevellit olup bitenlere bakmaya çalışalım. Savaş çıkacak diye oturup yas tutacak değiliz. Ramazan’ımız, güzelimiz, tatlı bereketimiz, kanaatimiz, niyetimiz, zikrimiz… İslam farklı inançları korumakla ve muhafaza etmekle kendini görevlendiren dindir. Fikri gelişimi inancı reddetmekle sağlayacağını zanneden oldukça fazla sayıda düşünür var. Onlara göre bir ateistin kendini inançsız olduğuna inandırabilmek için Kutsal Kitap yakması gerekmektedir. Yani inanca verebildikleri zarar kadar inançsız olduklarını düşünürler. Ateizmin bir inanç şekli olarak tanınmasının üzerinden asır geçti. İnancı reddetmek bir inançtır. Bu sebeple düşüncenin tamamen serbest ve özgür olabilmek için her türlü yargı anlayışından kopuk olması gerekmez. İnanç özgürleştiricidir. İslam özgürleştiricidir.
Samimi olalım. Dünya coğrafyasına bakalım. Mazlum olan, hakkı yenen, aşağılanan ve hatta köle edilen neredeyse tüm ülkeler İslam’ı seçmişlerdir. Bu gerçeği ne kadar uzun süre saklayabilirsin ki?
Bakınız; bugün G20 diye bir devletler oluşumu var. En Gelişmiş 20 ülke. Peki En Az Gelişmiş 20 ülkeyi duydunuz mu? Hayır? Merak etmeyin, yakında duyulacaklar. Hatta Dünya G20’nin dediklerini umursamazken LD20’yi (Least Developed – Az Gelişmişler) dinleyecek. Ve fakat bunlar biraz farklı yaprakların konuları.
Peki bu koca Yerküre’de neden hor görülenler, ezilmeye ve hatta imha edinilmesine uğraşılanlar, ülkesi ve toprakları sömürülenler İslam’a yöneliyorlar? Bu bir tesadüf mü? Ya da İslam’ın bir yasaklar dini olmak bir yana olabilecek en özgürleştirici ilahi yordam olarak tanınması mı yol açmaktadır?.. Bu gerçeği gören bazı kötü niyetliler ise İslam’ı terör ile özdeşleşir hale getirmeye çabalayarak bir barış ve huzur öğretisi olan İslam’ın karşı konulmaz çekiciliğine zarar vermektir. Buna alet olan ortamın oluşmasına tarikat/tekke ve zaviyelerdeki omurgasız şeyhler sebep oldular. Çenesinden beline kadar sakal uzatmayı “sünnet” sayan gerici ve yobazlar, kötü niyetlilerin “Sana silah verelim mi? Sana para da verebiliriz.” tekliflerine düşünmeden atlamaktadırlar. Çünkü hayatta başarıdan anladıkları budur.
İslam’ın bir refah ve iyilik dini olduğu gerçeğini göz ardı etmek sağlıksız bir tutum olur. Kur’an-ı Kerîm pek çok kez savaşlardan, olacak ve olmuş ve olan savaşlardan konu eder. Bu doğru. Peki ya aynı Kutsal Kitap’ta barışın tesisinin ne kadar önemli olduğundan, adaletin kitlesel huzur için vazgeçilmez olduğundan ve her bireyin sahip olduğu özlük haklarından defaten bahsedildiğini görmezden mi geleceğiz? Dikkati hangi konuların çektiği ortada. Ve ancak şu kesin; Kur’an-ı Kerim seçenekler, tercihler sunmaktadır. Yalnızca İslam’ı seçip Allah’a inanmak değil, kendi içinde Kutsal Kitap; hafızına zihinsel ve ruhsal tercihler sunmaktadır. Her haliyle; İslam özgürleştiricidir. İnanca saygı ve hürriyet İslam ilkeleridir.
Devletimiz Türkiye Cumhuriyeti; Osmanlı İmparatorluğu cüssesinde bir devleti idare etmenin ardından Anadolu coğrafyasını Küresel Algı’nın korkunç iştahından kopararak Dünya’nın coğrafi merkezi denilen bu toprakları biz Türkler’e armağan eder. Çağdaş yasalara ve Türk örf/ananesine ve inancımıza uygun olarak şekillenen kanunumuz ve temel devlet ilkelerimiz İslam’ı korumaya almıştır.
Bunlardan en başlıcası lâikliktir. Yani devlet ile din işlerinin ayrılması. Yani devletin tüm inançlara eşit mesafede olması. Bu İslam’ın öğretisi değil de nedir? Devletin her inanca aynı adil muameleyi yapmayı taahhüt etmesi. Bu İslam değil de nedir?
Hz. Peygamberimiz’in inşa ettiği İslam Devleti farklı inançları korumuş ve muhafaza etmiştir. Bugün lâikliği “günah” diye göstermeye çalışanlar mevcut. Hayır. Lâiklik İslamî erdemdir.
Peki inancı kendini kayırtmak için kullananlar sadece Türkiye’de mi? Hayır.
Avrupa’da “Hristiyan Demokrat Parti” diye bir siyasi parti algısı var. Adamlar %20 falan oy alıyorlar. Yahu bir siyasi partinin isminde inanç teşhiri olur mu? İnanç bu seviyeye indirgenebilir mi? Yakında “Hristiyan hamburgeri” satmaya da başlayabilirler. Yani Hristiyan olmayanlar bu partilere oy veremiyor demek ki. Bu resmen ayrılıklaştırıcılıktır. Ayrımcılıktır. İstiyorlar ki inanç onları kayırsın. İstiyorlar ki din onlara torpil geçsin. Bunu o kadar içselleştirmişler ki bir panelde Cum. Başkanı’ndan açıkça torpil istemekte bir beis görmüyorlar.
Lâiklik “günah” ha?
Dedenizin babasının kurduğu devletin temel ilkeleri yanlış ha?
Gidince dedenize, dedenizin babasına bakıp dersiniz: “Sen yanlış adamsın. İlkelerin dahi yanlış.”!
Devlet söz konusu olduğunda, inanç hakkında “siz”, “biz” demez. İnanç Yaradan ile kul arasındadır. Devlet araya girmez. Devlet inanç özgürlüğünü garanti altına alır ve kimseyi inancından ötürü kayırmaz ya da hor görmez.
İyi devlet yani.
T.C.’nin temel ilkelerinden biri olan lâiklik en çağdaş olduğu iddiasında olan demokrasilerde bile uygulanamamaktadır. İşin gerçeği bu. ABD bir klanlar ve gizli çeteler ülkesi halinde. Avrupa’da işin cılkı çıkmış; göstere göstere Hristiyan Partisi diye partiler falan kuruyorlar. Biz ise bize dışarıdan bulaşanla mücadelenin yanında bir de iç mihraklarla uğraşmak zorunda kalıyoruz.
T.C.’nin ilanı; yasaları, kanunu, zaferi, çağ açıcılığı aslında İslam Rönesansı olarak isimlendirilebilirdi. Biz, tarihin gördüğü en insancıl, bütünleştirici ve bireysel Anayasa’sını en önde gelen bir İslam ülkesi olarak kabul ve ilan ettiğimizde seçim ile özlük haklarının muhafazası İslam devletleri bünyesine de gark olmuş oldu.
Lâiklik bir disiplindir.
Velhasıl din ile devlet işleri birbirine karışınca devlet dini daima tahakküm altında tutar. İnsanlık tarihi bunun böyle olduğunu kanıtlamıştır. Lâiklik devlet ile dini birbirinden bağımsız tutar.
“Baş örtüsü” lâiklik konusu değildir. Dini örtünme Kıyafet Kanunu hakkındadır. Giyme hakkı bulunmayan asker üniforması giyemez. Kimse eğer gerekli eğitimi almıyorsa ya da tamamlamamışsa doktor önlüğü giyemez. İlahiyat mensubu olunmadan inancı simgeleyen kıyafet giyilemez.
Bazı insanlar çağ dışı giyimlerine “Bunlar sahabe kıyafetleri!” diye savunma yapıyorlar. Hz. Peygamberimiz (SAV) Muhammed’e “saygılarından” ötürü böyle yapıyorlarmış. E bre bilader; o zaman millet Hz. Adem ve Hz. Havva’ya saygı olsun diye birer incir yaprağı ile mi endam etsin sokaklarda?!
İnancı temsil ediyormuş gibi görünüp cukka yapmak dertleri. Tüm dertleri bu.
“Yav Bahadır, içimizi kararttın Ramazan’da be!”
Nasıl üzgünüm bir bilseniz.
2019 Yılı Ramazan’ını hatırladınız mı? Hani İstanbul’da alınan sonuçlara rağmen Ekrem İmamoğlu’nun kazandığı İstanbul’da seçimler iptal edilmişti. İptal kararı Ramazan’ın ilk günü (6 Mayıs) ilan edilmişti. Hükümet en pis icraatını Ramazan’da yapıyordu. Maksat belliydi. “Millet oruçlu oruçlu uysal olur. Sokakları, meydanları doldurmaz.” diyerek uygulanmıştı bu iptal skandalı. Ve 6 sene sonra… Bugünlerde… Ramazan’a denk getirilerek yapılan terörle müzakere. 40.000 Türk’ün ölümünden suçlu bir terörist paçavrasını hükümet dengi sayıyor. Herifin isminin önüne “sayın” eklenmesine seyirci kalınıyor. Sağa sola kayyum atayıp durabiliyorsan ta en başında “sayın” diyenleri niye bertaraf etmedin?! Kendisi hiç “sayın” dememişmiş. En büyük meziyeti diyemediğini dedirtmek. 40 yıl önce 40.000 Türk öldürmek demek, çocuklarının torunları hesabı yaptığımızda bugün yaklaşık 4.000.000 can ediyor. O şerefsiz 40.000 Türk’ün canına kıymasaydı bugün 4.000.000 daha fazla Türk nefes alıyor olacaktı! Zaten plan tam da bu! Suriyeliler %10, Kürtler %30, Rum, Ermeni, Musevi ve diğerleri %10. Türk %50. Yarından falan bahsetmiyorum. Bugün tablo bu! Kürt ayrılıkçılar artık Türkiye’den toprak koparmak istemiyorlar. Yeni Türkiye’ye yeni bir plan var: Türkiye’yi külliyen Kürdiye’ye çevirmek. Sokak, bulvar, köprü, viyadük, okul, hastane isimlerini gördünüz mü terörün yuvalandığı coğrafyada?
En çokta en kirli işlerini yapmak için Ramazan’ı beklemelerine içerliyorum.
İslam’ın ilk Ramazan Ayı ibadeti Hicret’in ikinci yılında, Miladi Takvim ile 624 yılında ve Haziran ile Temmuz aylarında eda edilmiştir. Zaten “Ram” kelimesi Arapça’da sıcak anlamını çağrıştırır. Bu sadece iklimsel bir sıcaklık değil. Bu insanların, inananların ruhlarında oluşan sıcaklıktır. Ruh bize ait değil. Biz O’na aitiz. Herkese unutamayacağı Ramazanlar dilerim.