Merhaba Domaniç;

Umarım sıkıntı azdır.

Bu hafta hızlı olmamız gerekiyor. Sanki Bursa’daki tekfura baskın yapacakmışız gibi yayladan aşağıya sekiz nala at sürerek, yıldırım gibi bir çabuklukla varmalıyız hedefe. Adamlar süvarimizin dağdan inmekte olduğu haberini dumanlarla Bursa’ya ulaştırdıktan 5 dakika sonra zaten biz orada olacağız. Hazırlık imkanları bile olmayacak. Hızlı olmalıyız yani.

Hanımlar ve Efendiler; hükümete hükümet demek hükümete hakaret haline gelmiş vaziyette. Hükümet 25 sene aralıksız iktidar olmanın yalnızca bir tek anlamı olabileceğini gizleyemez hale geldi: Kanunsuzluk. Bu konuda tartışacak hiçbir şey yok. 15 sene evvel “Ben en fazla 3 seçime gireceğim. Sonra devamlılığı gençliğe ve yeni kuşaklara emanet edeceğim.” diyerek vatandaştan oy koparan ‘akıllının’ 4 değil, 5 değil, 6 seçime girdiğini gördük. Kendi sözünün eri olmayan erdoğmuş ve fakat er olamamış demektir. Bunları tartışmak gereksiz.

Durum böyle olunca hükümeti bir soğuk ter bastı: “Bizim soyumuzun hali gelecekte ne olacak?” Soydan kasıt kendi torun torbası tabii. Bunun üzerine kendisine tehdit olabilecek tüm oluşumları bertaraf etme hamlesi yapma ihtiyacı duydu. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin göz bebeği Kuleli Askeri Lisesi kapatıldı. Türkiye’nin önde gelen ilkeci ve inkılâpçı bir üniversitesi bir anda ve ansızın kapatıldı. Hürriyet Gazetesi’nin camı çerçevesi indirildi, gazete eli beyzbol sopalı milletvekilleri ile kalabalık eşliğinde basıldı. Gazeteye el konuldu. “Türkiye Türklerindir” idealini ise gazeteden kaldıramadılar. Türk Askeri’nin kılıcını kendine tehdit gören Akp taze mezun subayların hayatlarını kararttı. Türk Askeri’ne “asker değilsin! olamazsın!” dedi. Akp kaybettiği seçimleri iptal etti. Bir daha seçim yapıldı. Bir daha kaybetti. Türk Tarihi’nde bir seçimi iki defa kaybeden tek oluşum olma nişanesini kaptı. Bunun üzerine telaş ve panik bastı hükümeti: “Benim soyuma hayatı zehir eder bunlar.” Kendisi intikam siyasetçisi olduğu için hükümet tedirgin. Yaptığı kendisine yapılır paranoyası içerisinde. Bu sebeple bu sefer iş vatandaşın seçtiği şahısları mahpus etmek ve nihayet Türkiye’nin en köklü siyasi oluşumu CHP’nin Ankara’daki Genel Merkezi’nin basılmasına kadar geldi. Ana muhalefetin liderini hükümet atadı!

Şimdi ne olur? Türk Tarihi bilen herkes olacakları öngörebilir. Hükümet kendisini yıkma ihtimali olan örgütlenmeleri bastırmak istiyor. Ve fakat çözüm bu değil. Çünkü hükümeti yıkacak olan teşkilatlanma halen ortaya çıkmamıştır. Bu yapı kendini 3-5 günlük sürede, şartlardan dolayı acilen bina edecek bir şebekedir. Bu örgütün içinde olacak olanlar halen ve şu anda bile bu örgütte olacaklarını bilmemektedir. Türk Tarihi’ne bakarsanız, kriz ve kaos anlarında 3-4 gün içinde hızla teşkilatlandığını ve vurduğunu görürsünüz. Bıçak kemiğe dayandığında Türk Milleti Türkiye Cumhuriyeti’ni ölümüne savunacaktır. Çünkü savunmuştur. Unutulmamalı.

Türk’ün cumhuriyetini savunmak için vurucu refleks göstermemesini beklemek “Cacık soğanla olur” demek gibi bir şeydir. Bu vurucu kuvvet iktidar peşinde olmayacaktır. Büyük ihtimalle sadece hükümdariyet özentisi hükümeti alaşağı edip yok olup gidecek ve dağılacaktır. Bunları öngörmek Türk ve Türkiye Tarihi okunduğunda oldukça kolaylaşıyor.

Peki ya Akp’nin paralı Kürt ve Arap fedaileri tepkiye karşılık verirse? Ya devlet imkanları hükümet için yine seferber edilirse? Ya İç Savaş çıkarsa?

İşte o zaman biz birbirimizi yerken Allah muhafaza Kıbrıs elden gider. Kırım hakkında zaten hiçbir şey yapmaya kapasitemiz yetmiyor. Daha da fenası; İç Savaş’ta olmamızdan faydalanan Rus bir anda kuzeyden üzerimize çullanırsa ve “İstanbul’u Konstantinopolis yapacağız!” derse müttefik ABD ve Batı ekseni anında Rusya ile kardeş olacaktır. ‘İstanbul’u Konstantinopolis yapmak imkansızdır.’ derken Ukrayna’da 7 milyon insanın evlerinden olduğunu, vatanını terk etmek zorunda kaldığını bilerek mi konuşur konuşan? Adamlar kadınlara tecavüz ediyor, beşikte çocukları dipçikliyor! Sen bana ne anlatıyorsun?! 5 senede İstanbul Rus dolar, adı değişir, Türk sürülür! Alem indirilir, yerine Haç dikilir.

Bunlar imkansızdı. Ve ancak hükümet bunları bile mümkünlenebilir hale getirdi.

Büyük askeri gücün kullanılmaması olası değildir. Dünya buna izin vermez. Bir ülkenin küresel çapta ordusu var ise küresel çapta etki gereken operasyonlar düzenlemelidir. Dev ordu hep pasif kalırsa iç güvenlik ortamı gerilmeye başlar. Halk askeri “gereksiz” görmeye, devletin orduya boşuna kaynak ayırdığını savunmaya başlar.

Hükümet hep nabız yokladı. Ve ancak biz farkında değilmişiz gibi davrandık. Örneğin yeni dağıtılan Türkiye Cumhuriyeti Kimlik Kartları. Bu kartlarda Ay Yıldız’a hiç bir süre bakmayı denediniz mi? Kimlik üzerinde ki Ay Yıldız kırmızıdır. Turkuaz üzerine kırmızı Ay Yıldız. İşte bu bir nabız yoklamadır: “Bakalım Türk Bayrağı üzerinde oynama yaparsak millet ne tepki veriyor?” Milli kimlik kartında ülkenin bayrağı kendi renkleriyle endam eder. Bu en trişka ülkelerde bile böyledir. Bizim şu an ki kimlik kartlarımız Cezayir’in kimlik kartının neredeyse aynısı. Bu tür mevzular millete önemsiz gelir oldu. İşte bu sayede bu hükümet 25 seneyi aldı götürdü. İşte bu davranmazlık sebebiyle 2014 yılında askeri kışlanın avlusundaki Türk Sancağı’ndan Türk Bayrağı cebren indirilip yere çalınabildi.

Mağdur olan Millet, zanlı olan hükümet.