Konu spor olunca nazikçe ve şirince hitap gereksiz hale geliyor (Vallahi ellerim titriyor yazarken). Şunu açıkça gördük ilk maçımızda: Millilerimiz acemi! Evet! Dünya’nın en önde gelen takımlarını sırtlayan yıldızlarımız aslında acemi! Dünya Kupası acemileri.

Her turnuvanın bir karakteri, bir kişiliği vardır. Ve Dünya Kupası zirve turnuva olarak hiçbir şeye benzemez. Maç esnasında biri bizim arkadaşı aradı “Nasıl gidiyor?” diye, bizim arkadaş şunu dedi sadece “Bizimkiler durup duruğ!”.

Hakikaten Türk A Milli Futbol Takımı futbolcuları sanki istatistiğe oynar gibiydi. Turnuvanın en çok isabetli pas atan oyuncusu olmak, turnuvanın en çok top tutan sporcusu olmak vs… Takımımızın 100 pasının 70’i geri pastı yahu! Bizimkiler top ayaklarındayken bile yürüyordu! Koştuğumuzdan çok yürüdük. Yürüdüğümüzden çok durduk.

Türkiye can siperane mücadele etmedi. Avustralya canını dişine takarak ter döktü.

Milliler sanki “Fazla kasmama gerek yok. Benim ayağıma değen top gol olur zaten.” dercesine sahada endam etti. Ve bunu rakiplerimizin medyası yaptı. Turnuvadan önce yabancı basının Türk Milliler’i nasıl övdüklerini hatırlayınız. Adamlar bizi neredeyse şampiyon ilan ettiler kupadan evvel. Bizde bunun gazına geldik. Açıkça durum bu.

Türk A Milliler şu anda medyamızı takip edemiyorlar. Uluslararası turnuvalarda milli sporcularımıza genellikle medya yasağı getirilir. Olumsuz etkilenmemeleri için. Ve ancak olumsuz etkilenmeleri sonucu değiştirecekse bırakın kötü hissetsinler! Önemli olan kazanmaları! Romantik ve duygusal bunalımları ya da hezeyanları umurumda değil! Türk’ün en iyi sporcuları olduklarını unutmadan isimleri gibi oynasınlar! İsimleriyle müsemma olsunlar!

Ay Yıldız Taşıyıcılarımız yalnızca prestij, mücadelesiz bir biçimde maçı getirir sanmış gibi bir haldeydiler. “Berbattık!”, “Rezil olduk!”, “Diğer maçlarda kepaze olmayam?!” falan falan falan… Hezeyan anlarında tarihimiz bize hep ışık tutar: 2002 Dünya Kupası’nı herkes hatırlıyor şimdi. Bilmeyenler de öğreniyor. O Kupa’da biz ilk maçımızı kaybettik. Brezilya’ya karşı. İlk yarıyı 1-0 önde bitirdiğimiz maçı 1-2 yenik kapadık. Ancak hepimize bir güven geldi. Yenilmiştik. Ve ancak Dünya Kupası stresini kaldırabildiğimizi görmüştük. İkinci maçta Kosta Rika ile berabere kaldık. Son maçta ise Çin’i 3-0 mağlup ettik. Yani gruplarda 4 puan topladık. Kosta Rika da 4 puan topladı. Ve ancak biz averaj ile üst tura çıktık ve sonra Yarı Final’e kadar tırmandık.

Yani daha bitmiş bir durum yok! Paraguay’a fark atabilirsek 4 puan bile bize yetebilir. Bu bir ihtimaldir. Ve ancak şu da bir ihtimal: 6 puan bize yetmeyebilir.

Maç ile ilgili detaylar:

-TurkSat Kablo yayınında tam maç saatinde TRT1’in önce sesi gitti. Sonra yayın tamamen ortadan kalktı. Ve hatta TRT1 dekoder listesinden bile düştü! Maçı tüplü televizyonda klâsik anten ile izledik. Tüm Türkiye’de durum nedir bilmiyorum. Ve ancak aynı sorun yurt sathında yaşansaydı bu ülke işte o zaman ayaklanırdı. İsyan çıkmadığına göre herkes rahat rahat maçı izledi sanırım.

-Maç boyunca en çok depar atan ve koşan Kerem maç boyunca en az topla buluşan sporcumuzdu!

-Moral vermek için değil ve ancak; Son Dünya Kupası’nda ilk maçını kaybeden Arjantin Şampiyon olmuştu.

-Akp iktidara yürümeye başlarken Dünya Kupası’na gitmiştik. Akp iktidarda olduğu 24 sene boyunca Dünya Kupası’na gidemedik. Şimdi Akp göçtü ve yine Dünya Kupası’na gider olduk. Spor Bakanlığı siyasi bir yapıdır. Siyaseti spor dışında görmeye çalışmak falan bildiğin yalandır.

Gerçek şu ki; birileri “Futbolcuyum” dedi ve 24 yıl boyunca Dünya Kupası’na gidemedik bile. Uluslararası başarıların önü kesildi.

Birileri “Ekonomistim” dedi ve pazar göçtü.

Birileri “Milliyetçiyim” dedi ve Türkiye’de Türk demek ayıp oldu.

Birileri “İnançlıyım” dedi ve devlet kadroları yakınlarına/akrabalarına umre ısmarlar oldu. Umre ısmarlanan bir kıyak oldu. Hac ise hileli bir piyango. (Türkiye’de Türk 5-6 çocuk büyütür, sonra emekli ikramiyesi ile eşiyle beraber Hac ibadetini yerine getirirdi. Yeni Türkiye’de bu artık imkansız. Emekli ikramiyesi -eğer üzerinde icra yoksa- borçlu kartlardan birini kapatıyor artık ancak.)

İnsanda başarılı olma arzusu bırakmayan bir ortamımız var. Ve Millilerimiz bundan bihaber değil.

Millilerimiz emin olabilmeliler: Başarı olursa Türk’ün başarısı olacaktır. Hiçbir politikacı ya da patronun değil. Hiçbir grup, dergah ya da mezhebin değil! Türk’ün! Ana ile Ata’dan gelen dünün ve bugünün. Dilin, ülkün ve kültürün.

-Maç yayınları ve tekrar gösterimleri hep taraflı yapılıyor. İlk yarı Merih’in düşürülmesi pozisyonunun tekrarı bile gösterilmedi. Bunu çok önemsiyorum. Çünkü ben şimdiye kadar Merih’in yere düştüğünü görmedim. Evet görmedim! Yere yatarak müdahale eder o ayrı. Ama bu adam devrilmez! Eğer düştüyse orada mutlaka bir terslik var. Terslik varsa kart var o pozisyonda. Yayıncı pozisyonun tekrarını göstermedi. İkinci yarıda ise orta hakemin verdiği korner VAR hakemince iptal edildi. Ve yayıncı yine pozisyonun tekrarını göstermedi! Bunu bile göstermedi! Hay sizin yapacağınız işin!.. Sahaya fasülye ekin siz! Sonra da üzerine acılı sos döküp tekila ile yuvarlayıp yellene yellene uyuyun. Bir dakika? Yaptığınız tam da bu zaten! (Meksika-G.Afrika maçında G.Afrika’nın haklı olup da çalınmayan pozisyonlarının hiçbirinin tekrarı gösterilmedi!) Meksika - G. Afrika maçında G. Afrika’ya gösterilen ilk kırmızı kart haksızdı. Meksikalı oyuncu arkasını tekmeleyerek koşuyordu. Yeni bir faul çeşidi icat etmişler bu turnuva için: kendi kıçını tekmeleyerek koş ki arkandaki oyuncuyu bir temiz dövmüş ol. Hakem de bunu bir güzel yedi. Zaten Meksika - G. Afrika maçının hakeminin Asya ya da Avrupa’dan olması gerekmez mi? Brezilyalı hakem açıkça üyesi olduğu federasyonun takımı olan Meksika’yı tuttu.

Aynı maçta bir yumruk pozisyonu oldu. Pozisyon VAR’a gitti. Orta hakemin baş kamerasından pozisyonu izleyince hakem tarafından görülmemiş olmasının imkansız olduğunu gördük. Hakem özellikle olay olduğunda düdük çalmadı. Amaç G. Afrika’nın gol atması ve sonra golü iptal etmekti. Maksat ilk maç bol yaygaralı olsun. Tam kepazelik. Ucuz. Varoş.

-Yine kendimiz odaklı olmamız gerekirse; İlk maçın ardından bütün Milli sporcularımızın bonservisleri birer ikişer milyon Dolar düştü. Bu şu an konu edilecek bir durum değil belki. Ve ancak 80 milyon Euro bonservisi olan futbolcumuz bu maçtan sonra 70 milyon Euro bonservisli hale geldi. Üzgünüm ancak arada ki 10 milyon Euro devasa bir rakamdır. Milli Takımımız’ın maddi bir ederi bulunamaz ve bulunmayacak. Ancak takımımızın toplam bonservisi bu maç ile 100 milyon Euro seviyesinde ucuzladı. Bu rakamlar gayri ciddi yaklaşılabilecek rakamlar değildir. 6-0 kazansaydık bonservisler uzay olurdu.

-Maçı 4 periyoda bölme fikri iğrenç bir fikir! Futbol ortaya çıktığından beri 45 dakika olayı var. Bunun sebepleri var. Konsantrasyon, kas sıcaklığı ve performans tırmanışı, seyirci durumu vs… Neymiş efendim; oyuncular su içecekmiş. Yahu sahanın yanları, kalenin içi… her yerde su var zaten! Katar’daki Dünya Kupası’nda açık hava sporuna uygun olmayan iklim koşullarında turnuva yapıldığı için bu

uygulama yapılmıştı. Fakat bunun kalıcı olması tam bir saçmalık. Oldu olacak sporcular ara verip telefonla sağı solu arasın! Yayınlara reklam/bahis sıkıştırabilmek için ne halt edeceklerini sapıttılar. Durum bu. Keltoş FIFA Başkanı’da sanki ortada bir sorun yokmuş gibi maçları şebek gibi sırıtarak izliyor. Maça gelmeden evvel kafasını yağlayıp parlatacağına Federasyon’u adam gibi yönetsin. Bu bir firma ya da şirket değil!

Dilerim ki bu maç kaybettiğimiz yegane maç olur. Umarım bu maç ile mağlubiyet kotamız dolmuş olsun.

Dünya Kupası ortamı akılları başlardan alabilecek bir turnuva olabilir ve ancak Millilerimiz lütfen unutmasınlar; sürmezseniz top sabit durmaz. Rakip sürer. Her şey göz açıp kapayıncaya kadar olur ve de biter. Bitiren biz olalım.

Bittiğinde “Bitti” diyen biz olalım.

Bizler inandık,

Siz de inanın!

Bizim için Kupa’yı alııın!

Hayde haydaa ninayda!

(Bu böyle mi yazılıyor?)

?

(“Haydi annaney dedeyda” biçiminde değil mi o?)

Ya sen niye kafa karıştırıyorsun ki şimdi?

(Olacaksa doğrusu olsun o sebeple şey ettim ben.)

Ya sen kimsin be?! Çık lan tribünden! Ahenk bozguncusu dürzü!