“Çok şükür, bugün de karnım doydu.” diyenlerden misiniz? Eğer sadece doyduğunuz için şükrediyorsanız; ya buna mecbur kaldığınız için kendinizi avutuyorsunuz ya da en kibar tabirle fazla safsınız! Çünkü doymakla beslenmek arasında ölümcül bir fark vardır.

Şöyle bir örnekle açıklayalım:

İki arkadaş, ellerine geçen parayla son model, sıfır birer araba alsınlar.

Birincisi; sadece arabasının deposunu doldurup dağlara, bayırlara, sahillere, çarşılara sürsün. Gezsin, tozsun; yakıtı bittikçe hiç aksatmadan depoyu yeniden doldurup buna şükrederek yoluna devam etsin.

İkincisi ise arabasının temizliğini, yağını, suyunu, aylık ve yıllık bakımlarını titizlikle yaptırsın.

Yani biri arabasını sadece "doyursun", diğeri ise "beslesin".

Sizce yıllar sonra hangi sürücü aracına daha fazla masraf etmek zorunda kalır?

Sadece depoyu doldurarak araba kullanırsanız, uzun vadede o araç büyük arızalar çıkarmaya başlayacak ve ömrü çok kısa olacaktır. İnsan vücudu da tam olarak böyledir dostlar. Sadece mideyi doldurarak ayakta ve hayatta kalmaya çalışırsanız, size emanet edilen o cana, o bedene ihanet etmiş olursunuz. Kısa süre sonra vücut isyan bayrağını çeker, arıza vermeye başlar. Belki pat diye değil ama yavaş yavaş, acı çeke çeke, adeta sürünerek erkenden ömrünüzü tüketirsiniz.

Bu yazılanlar bir yerlerden alıntı değil; birilerini eleştirmek için de kaleme alınmadı. Bu tercih, bizzat benim de, sizin de, en yakınlarımızın da düştüğü ortak bir hatadır. Üstelik bunu fark ettiğimizde, genellikle iş işten geçmiş oluyor.

Eskiden bize "kanaat etmeyi" ve "şükretmeyi" öğretenlerin kendi hayatlarını görmez, bilmezdik. Bize öğretilen şuydu:

“Onların dediğini yap, yaptığını yapma!”

Biz kendimizi hep şöyle teselli ederdik:

"Onlar zengin ama biz gururluyuz... Onlar zengin ama biz sağlıklıyız... Onlar zengin ama biz de mutluyuz. Üstelik onlar cennete bile bizden beş yüz yıl sonra gidecekler!"

Onlar villalarında, havuzlarında, yatlarında adeta dünya cennetini yaşarken; bize hep sabretmeyi ve şükretmeyi öğütlediler. Bizim emeklerimizle, vergilerimizle, fitre ve zekâtlarımızla kendilerine lüks bir hayat inşa ettiler.

Elbette bu dünyada insanca yaşamak için bu kötü örneklerdeki gibi dolandırıcı ya da fırsatçı olmak zorunda değiliz. İnsan, doğru ve akıllıca çalışarak da hem bedenini hem de ruhunu hakkıyla besleyecek imkânlara sahip olabilir.

Hani yaşlılar hep derler ya gençler;

“Biz yanlış yaptık, siz yapmayın.” diye...

İşte biz de aynı şeyi söylüyoruz:

Bu hayatı gerçekten "insan gibi" yaşamak için, dayatılan azla yetinip körü körüne şükreden değil; hayatı hakkını vererek, bilinçle ve zevkle yaşayan bireyler olun.

Ömrünüzü sadece mide deponuzu doldurarak değil; beyninizi, ruhunuzu ve vizyonunuzu da besleyerek yaşayın gençler.