Milyonlar… İnsanlar… Ölüyorlar… Yalan demeyelim; bir dönüp bakıyoruz ne oluyor diye. Sonra unutuyoruz. Görmez oluyoruz. Duymaz oluyoruz. İlgi duymuyoruz. Savaşlar artık reyting almıyor. Eskiden ABD Silahlı Kuvvetleri bir savaşa girdiğinde ön cepheden gelen video kayıtlarını Dünya’nın dev medya şirketlerine devasa paralara satardı. Artık izlemiyor kimse.

“Filmi varken gerçeğini niye izleyeyim?” diyen var. “Xbox Medal of Honor daha gerçekçi bu savaşlardan.” diyen var.

Ukrayna diye bir ülke vardı. Hatırladınız mı? 2 sene önce vardı bu ülke. İmha oldu. Olsun yahu. Curaçao diye ülke var artık. Yeşil Burun Adaları var artık. Ukrayna olmasa ne olur?

Nedir bu olanlar be kardeşim? ABD’nin Avrupa’yı korumaya yetecek bir gücü bulunmadığını herkes gördü. Allah aşkına; Avrupa’nın kendini korumaya gücü var mı? Bir AB (Avrupa Birliği) var… Ordusu bile yok. Avrupa’daki ordularda gazilik nişanı taşıyan aktif asker yok. Batı’ya doğru Büyük Taarruz’a kalkmış bir Rusya karşısında Avrupa’nın tek yapabileceği birbirine bakıp “Ne yapacağız?” demek olacaktır. Ki olanlar bunun oryantasyonu niteliğindedir. Ukrayna’dan kalan ülkenin adı yine Ukrayna mı olacak?

Ya ABD? Ne rezil bir üslup takındı durum hakkında be! “Hiçte bile! Yardım ettik biz!” diyenleri var… He yani Amerikan yardımı bir halta yaramıyor yani öyle mi? Samimi olalım: Fatih Sultan Mehmet Konstantinopolis’i 200.000 nefer ile kuşattığında Vatikan Bizans’a yardım gönderdi: 300 asker. Nihayetinde yardım etti mi? Tövbe tövbe… Sinirlerim bozuldu.

ABD okyanus üzerinden gelip burada etrafı kaosa sürükleyip, ülkeleri bombalayıp sonra okyanusun öte tarafına dönüp uzaktan “Nanik!” yapıyor. Ortaya çıkan tehditle yüzleşmek buradaki müttefiklere kalıyor. Yani kaba ifade ile ABD Avrupa’yı siper alıp İran’a, Rusya’ya gider yapıyor. Müttefiklerin ardına sığınıp “Arkanızda ben varım.” tavrını sergiliyor absürt bir biçimde.

ABD Ukrayna’nın Brütüs’üdür. Ya lütfen ve cidden… Ukrayna’da son zamanlarda neler oluyor biliyor musunuz? Haberi bile yapılmıyor. Sanki savaş derin dondurucuya kalktı. Mola verildi sanki. İran savaşı Ukrayna işgalini sahne dışına itti. Ki niyet budur aslında:

“Tarihi rekabetim Rusya Ukrayna’da ağzıma pisledi. Bu kepazeliği örtecek bir şeyler yapmam gerek. İran’la meşguldüm diyeyim bari. İran! Gel lan buraya!” Sibirya kurduna karşı kuyruğunu apış arasına alanlar İran’ın çakallarına kabadayılık yapıyor. Olan bu.

Ya da; ABD bu süreçte ilk defa aynı anda 5 uçak gemisini Akdeniz’e soktu. Bu İran için aşırı. Niyet Rusya olabilir. Ahali; Tüm Dünya’da kan gövdeyi götürecek ortam oluşması pamuk ipliğine bağlı dönemlerden geçiyoruz. Farkında mıyız?

Biz kendi işimize bakalım: İran! İran! Huoop! Fars! Farslan! Yahu Dünya’nın en büyük kara kuvvetlerinden biri sende. Dalsana Kuzey Irak’a! Sana orada karşı durabilecek hiçbir kuvvet yok. İngiliz ve Amerikan petrol kuyularına el koy! Üretimi durdur. Arz düşüşünden kaynaklı olarak petrol fiyatlarının Dünya’nın en çok petrol tüketen ülkesi ABD’de hızla artmasına neden ol. Amerikan iç kamuoyu Trump’ı sıkıştırıp etkisizleştirsin. Niye yapmıyorsun bunları?

Ayrıca füzelerini niye hep Dünya coğrafyasına paralel kullanıyorsun ki? Adamlar seni uzaydan takip ediyor. Uyduları var tepende. Niye o uyduları vurmuyorsun? ABD’nin uydusu yeryüzüne 1.200 km uzaklıkta. Senin füze 3.000 km menzilli. Eee? E helva yapsana be kardeşim. 12’den vurmak zorunda değilsin. Parça tesirli bir füze atıp yörüngede infilak ettirmen birçok uyduyu iş göremez hale getirir

zaten. Tamam mı canım kardeşim? Artık benden daha ne güzellik bekliyorsun anlamadım. Trump’ı mı kelepçeleyip getireyim sana?

Fars işleri bizim iç işimiz bile sayılabilir. Yine de biz biz Türkler ne konumdayız, ne yapabiliriz, nedir beklentimiz vs… Yine bir gözden geçirelim. Çünkü olası bir ABD-Rusya çatışmasının sahası maalesef ülkemiz olabilir. Böyle bir ihtimal var. Kimilerine göre ABD Rusya’ya Türkiye’ye saldırması için meşru ortam oluşturmaya çalışıyor ki Rusya İstanbul’a doğru yürüyebilip Yeni Roma’yı “tekrar” Konstantinopolis haline getirebilsin. Zira İstanbul’a kara harekatı yapmaya yeltenebilecek tek kuvvet Rusya’dır.

Ayrıca açıkça görülüyor ki Rusya’nın orta vadeli hedefleri Moldovya ve Belarus’tur. Belarus’u zaten bilfiil işgal etmiş vaziyette. Bunun ardından iş zaten Rusya’ya meyleden Macaristan ve Polonya gibi ülkeleri barış ve ikna yoluyla pakt içine almak gelebilecektir. Rusya Almanya ile sınırdaş olmaya pek hevesli. İntikam siyaseti. Rusya; Rusya’yı 20.yüzyıl başında işgal eden dev Alman Ordusu’nun kuyruk sancısını halen çekiyor belli ki.

Yani iş içinde işler…

İnce donanma. Bir Türk olarak ben istiyorum açıkçası. Kanunî zamanında 4 gövde ince donanmamız vardı. Bunlar Fırat Nehri, Dicle Nehri, Nil Nehri ve Tuna Nehri’nde faaldiler. İnce donanma basit ifade ile kara coğrafyası içerindeki su yollarında hareket ve operasyon kabiliyetine sahip donanma demektir. Bizler İstanbul’dan 3 saat içerisinde Tuna’ya giriş yapıp, 2 saat sonra Budapeşte’ye birliklerimizi bu yolla ulaştırabilir olursak Türkiye’yi Batı cephesinden işgal etme niyeti güden bir kuvveti Edirne sırtlarında karşılamak yerine Tuna boylarında karşılayabiliriz.

Uzaydan mümkün olduğu kadar faydalanmalıyız. Bunun için bizler gibi ihtiyaç mukabilinde davranacak orta-ileri ülkelere yönelik şöyle bir öneri var: Gecekondu Uydulaşma. En kısa ifade ile bu şudur: Bir dronumuz var. Bu dron yerden 50 km yüksekliğe çıkabiliyor. Yüksek basınca falan dayanıklı. Neredeyse ozonun son katmanına kadar çıkıyor. Ve ortasında ne var biliyor musunuz? Roketsan üretimli 45 kilogramlık bir roket. Bu roket 400 km menzile varabiliyor. Ki bu bize bu roketin ucuna yerleştirdiğimiz mikro uyduları yörüngeye taşımak için gerekli mesafeyi kazandırıyor. Biraz delice. Ve ancak uzay ile ilgili gerçekleştirilen projelerin neredeyse hepsi akıl dışıdır.

Artık hava silahlı birimleri sadece kanat altına değil, kanat üstüne de atış yapar hale geliyor. Çünkü tehdit hem yerden, hem de uzaydan geliyor.

Mermiyi boyamak. Vurduğu renkle aynı renkte olursa içinden geçmek gibi bir özellik olduğu düşünülüyor. Yani mavi giyimli ve arka arkaya duran 3 kişiye mavi renkli mermi sıkınca bu mermi üçünün de içinden geçip arkada ki siyah giyimli kişiyi vuracaktır.

Ancak mermi boyası çok zor bir olay. Namlu sıcaklığında ateşlenen merminin boyasının sabit kalmasını sağlamak çok güç. Bunu yapmak için ateşi boyamayı öğrenmek gerekiyor. Bazı ateş kırmızı renkle parlar, bazı ateş sarı renkle parlar, bazı ateş mavi renkle parlar vs… Merminin havadaki yarı kor halinin yanışının rengini belirleyebilmek gerekiyor. İnanın bunları anlayanlar var memleketimizde.

Dikkat! Sahte silah denilen bir durum var artık. Adamlar silah kalpazanı. Kaleşnikof üretmişler 5.000 tane! Kaleşnikof diye satıyorlar. Ayırt etmek neredeyse imkansız. Silah sahteciliği genellike orijinal üreticinin kendisi yaptığı bir olay. Şöyle izah edeyim; Örneğin Rusya bize S400 füze savunma

platformu sattı. Bunlar aslında Dünya’daki en etkin füze savunma sistemlerinden biri. Ancak Rusya bize kendine ürettiği S400 platformunu vermiyor. İşte durum bu. Bize verdiği aslında kendi S400’ünün bir replikası. Bir göz boyama birimi yani. Sahada hiçbir etkisi yok. İşte bu bir nevi silah sahteciliğidir. Adam kendi ürettiği silahın sahtesini üretiyor yani. Aynı şekilde tabancadan tüfeğe, füzeden drona kadar her envanterin sahtesi yapılabiliyor artık. Peki ne yapmalıyız? Bu durumda bizim yapmamız gereken yerli üretime yönelmek olmalıdır. Yerlinin sınırlar içinde tüm denetimi emniyetimizde olmasından ötürü Türk Malı silah bizler için sahteciliği en zor yapılabilecek ekipman niteliğindedir.

Türk askeri araçları NATO tatbikatında kullanırsak ve başarılı olurlarsa piyasa bize tamamen açılır. Şöyle söyleyeyim: Ben simülasyonda F16C Viper jeti ile F22 Raptor uçağını etkisiz hale getirmiştim. Bunu söylememin sebebi; eğer KAAN jetimizi Rafale ya da Gripen gibi platformlara karşı üstünlük sağlar hale getirebilirsek, yani F16 ile F22 vurabilirsek militer sahada çıta belirler konum elde edebiliriz.

Surat zırhı. Bu da bir boya ürünü. Daha doğrusu kozmetik ve boya. Kremdir bu. Yüze sürülünce mermi sektirir bir hâl alır. Sadece mermiye karşı değil; kum fırtınası gibi, yoğun tipi ya da dolu gibi ortamlarda yüzün yıpranmasını etkileyici etkisi vardır. Yani o boyaların göz altlarına şekil olsun diye sürüldüğünü zannedenler var. O bakımdan…

“Ya ne alakası var! Ayakkabı boyası bizimki bildiğin!”

Silah arkadaşları. Müttefikler. Türkî Devletler’in dışında bizim en öncelikli müttefikimiz ABD’dir. ABD’nin en öncelikli müttefiklerinden biri Türkiye’dir.

Nasıl ki ülkeler, devletler ve milletler çıkarları çatışır, bazen bu çıkarlar örtüşür. İşte Türkiye ile ABD arasında ki münasebet böyledir. Çıkarlar örtüşmektedir. ABD Çin ile Rusya hegemonyasında ki Asya’da bir Türk Gücü istemektedir. Bu önemlidir.

ABD bağımsızlığından sonra ki ilk uluslararası deniz çatışmasını Osmanlı Devleti ile Tunus’ta yaşamıştır. Bu tecrübe Akdeniz’in özellikle doğusu ve Asya’ya açılan yüzünde Türk Kuvveti’nin bin yıla dayanan mutlak hakimiyetinin var olduğunun anlaşılmasına yetmiştir.

ABD asla savaşmak istemeyeceği bir Türkiye olsun istemiştir. Bu sebeple Türkiye’nin askeri anlamda oldukça caydırıcı bir kuvvet olmasına itina gösterilmiştir.

ABD dost diyoruz. Müttefik diyoruz. Asla Türkiye’ye saldırmaz diyoruz. Ve fakat yanlış diyoruz. Çünkü bir Ermeni asıllı Başkan’ın Beyaz Saray’a geçmesine bakar olay. İşte Trump örneği ortada. Günün 3 saatini dışkılamaya ayıran adamı başkan yaptı ABD.

Filistin-Gazze, Ukrayna-Kırım, İran… kan kan kan… ABD’nin askeri üssü olan İsrail; ABD İran’ı vurdukça kendi kamuoyuna ve Dünya’ya bunu yapan kendisiymiş gibi göstermeye çalışıyor. Komik. Sinir bozucu. Hasmına sataşsın diye önden yollanan fırlama çocuk gibi. İsrail Musevîler’in ebedi huzurunu harcadı. Asla İbranîler için var olmadı. Asla bağımsız olmadı. İsrail ne yaptıysa Musevîler’e rağmen yaptı.

Biz müttefikleri tehdit olan bir ülkeyiz.

Demek ki biz tehdidiz.

Yanlışa, zulme, köleleştirmeye, soyguna, katliama, işgale karşı bir tehdidiz; doğru.

Savaşı kabullenmemizi hızlandıran şartlanmalar var: İlahi Savaş diye bir kavram var. Savaşa ilahi bir kimlik yüklemek şeklinde sömürülen bir olgu bu. Cihat tam manasıyla savaş demekten ibaret değil gibi geliyor bana. Cihat kötülükle mücadeleye adanmışlıktır. Sadece cephede değil… her alanda mücadele. Hatta kendi nefsinle mücadele.

Savaşların en acı sonuçları aslında zamanla ortaya çıkıyor. Bugün bir savaşta kaybedilen 100.000 can, 200 sene sonrasının 5.000.000 canı ediyor. Bugün ölen bir can eğer yaşamış olsaydı çoluğu çocuğu olacaktı, onların çocukları olacaktı… onlarca can hayat bulmuş olacaktı. İşte bu hesap ile bakıldığında türümüzün hayatta olan nüfusunun savaşlarda kaybettiği nüfustan daha az olduğu görülebilir.

Dünya tarihinde savaşlarda Türk kadar şehit vermiş bir millet bulunmamaktadır. Binlerce yıllık tarihimize baktığımızda bugün yaşayanımızın sayısı canını cenk esnasında teslim etmiş olanlarımızdan azdır.

Savaş ve askerlik aynı değildir. Askerlik bir zanaattır, sanattır. Savaş ise ekonomik bir ifadedir. Savaş kârlıdır. Eğer öyle olmasa Dünya’nın en ileri ülkeleri (ABD, Rusya…) delirmişçesine sağa sola saldırmazdı.

Hep savaş, hep savaş! Sıkıldınız mı?

Sıkıldıysanız savaş size gelinceye kadar bekleyin.

O zaman “Sıkıntı yok” dersiniz.

NOT: 1 Mayıs İşçi ve Emek Bayramı’nın iş nihayetinde oluşan kazancın daha adil ve uygun paylaşılmasına vesile olmasını, din, dil, ırk ayrımı yapmaksızın tüm çalışanları bir araya getirmesini, insanlığın küresel çapta örgütlenebildiğini yine ve defaten kanıtlamasını dilerken tüm emekçilerin haklarını helâl edebildikleri bir hayat temenni ediyorum. Belki bir gün Memurlar Bayramı da olur?

3 Mayıs Türkçülük Bayramı nedeniyle özellikle Türk İşçileri’ni ve Türk hakimiyet coğrafyasındaki tüm Türk Devletleri ve Büyük Türk Milleti’ni tebrik ediyorum. Kutlu olsun.