Bayram kutlamak; mutlu olmak, övünmek, gülümsemek içindir. Şikayet, hayıflanma günü değildir. Kısacası bayramda milletin keyfi kaçırılmaz. Kaçırılmaz da… Kimselerde keyif var mı ki kaçsın?
Canımız sıkkın. İngiliz ayda 100.000₺ kazanıyor. Kıvırcık salataya 1,50₺ veriyor. Biz 20.000₺ kazanıyoruz; kıvırcık salataya 70₺ veriyoruz. Birileri acilen dayak yemeli. Ya da ülkenin gerçek/hakiki ekonomistlerine danışılmalı. Yani huzur munzur yok hiçbirimizde. O sebeple gelin size bugünü anlatayım ki biraz içimiz açılsın.
Bugün tam olarak neyi kutluyoruz? Efendim, Türkiye Büyük Millet Meclisi’mizin açıldığı gün bugün. Peki bu tam olarak ne demek? Mülkün Türk Milleti’ne ait oluşunun temsilidir söz konusu olan. Bu topraklar hiçbir saltanat, aile, şeyhin ya da aşiret ağasının falanın filanın malı değildir! Bu ülke bu millete aittir. Millet oy kullanır. Özgür iradesiyle kendisini devlette temsil edecek vekilleri atar. Devleti yönetecekleri millet tayin eder. Kanun hükmünde kanunsuzluklar yoktur. Kanun vardır.
“Dur! Kanun hükmünde kararname namına dur! Yat yere yat!”
‘Abi bu çok uzun sürüyo. Kanun namına dur diyemiyor muyuz sadece? Name mame dağıtıyor dikkati.’
“Risk alma derim kardeşim.”
İşin temeli şudur: siyasi veya devlet insanı dediğimiz kişi köyleri, mahalleleri, pazarları gezer. Yerel, genel ve ulusal haberleri takip eder. Bu esnada vatandaş bu şahsın yanı başına gelmesinden fayda neyin eksik olduğunu hemen kendisine anlatır. Bu kişi vekil olur. Ankara’ya gider ve kanun yapan Meclis’in kürsüsünde bu vatandaşın derdini gündem eder. Bundan 106 yıl önce… Dünya’da kölelik ve krallıklar kol gezerken böylesi elit ve kaliteli bir yönetim biçimini bina etmek bir devrimdir. Tıpkı İstanbul’un fethedilmesi gibi Türk’ün tarih yolculuğunda yeni ve daha geniş ufka açılmasına sebep teşkil eden muazzam nitelikte ehemmiyetli bir vakadır. Anasından Türkçe duyarak büyüyenlerin milli tarihlerinde yaşamış oldukları en hayırlı vakalardan biridir.
O dönemi hatırlamaya çalışınız lütfen… “Türkler halkgücü rejimi olan cumhuriyete yürüyor!” Dünya ağzı açık bakıyor. Daha Britanya kraliyetten kurtulamamış. Avusturya, Rusya… Kayzer, Çar falan diye takılıyor. İnsanlar, devletin sahibinin mülkü olarak tanımlanıyor. Yani tebaa. Ve Türkler… Daha yeni iki dev savaştan çıkmış… Dünya Savaşı ve ardından Kurtuluş Savaşı… Bitabız… İhtimal dahi vermiyor kimse… Böylesi beter bir vaziyette iken yönetim şeklinde çığırsal iyileştirme yapmak nasıl mümkün olabilir?
Türkiye Cumhuriyeti Kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde Türkiye Büyük Millet Meclisi 1920 yılı 23 Nisan’ında ilk divanını toplamıştır. Ahalinin tayin ettiği mebusları barındıran Meclis ulusal desteği yanına almış haldeydi. İşte Türk Milleti’nin verdiği bu güç ile TBMM Türkiye’yi Cumhuriyete taşıdı ve iki yıl sonra, yani 1923’te Türkiye Cumhuriyeti ilan oldu.
Bizim için yeni bir durumdu. Millet heyecanlı, mutlu ve umutluydu ve yine de duygular karışıktı. Daha cumhuriyetin ne olduğu okullarda öğretilmiş bir nesil yoktu ortada. Atatürk bugünü bu sebeple çocuklara ithaf etti. Yani bu yaşananların öneminin idrakine gelecek daha net varacaktır… Her yeni nesil ile cumhuriyet daha iyi anlaşılacak ve daha güçlenecektir anlamında. Ve böylece bugün 23 Nisan Milli Egemenlik ve Çocuk Bayramı olarak Türkiye’ye ecdadımızdan armağan olmuştur.
Temel ifade ile: ülke ve içinde yaşayanlar padişahın mülkü idi. Yani tebaa idi. Devletin aidiyeti tahtta oturan bir şahısta idi. Sultanda yani. Sultan devlet değildi… Devlet sultanındı. Tebaa; tabiatıyla hazineye tabii demektir. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin hayata gelmesiyle tebaa sayılan millet vatandaşlığa adımını attı. Kutlu olsun vatandaş.
Tamam. Mutluyuz. Bugüne sahip olduğumuz için şükrümüzdeyiz. İyiyiz yani.
Ve fakat dünün başarısı ve mirası bizi bugünleri görmez etmeli midir?
Bu özel günde çocuklara “asmayı, kesmeyi” tavsiye edip korsancıl/teröristik davranışları özendirenlerden sakınmaya gayret etsek de neler var ki yaşadık da unutamadık;
TBMM’nin kurulduğundan beri yaşadığı en kötü hadise uçaktan atılan bomba yoluyla vurulmuş olmasıdır. Şu an ki iktidarın yönetiminde gerçekleşen bu elim hadiseden sonra aynı iktidara oy verebilmiş olanlara şu kadar diyebiliyorum: Ayıp size be.
Meclis’in bombalanması ne demektir? Biz 4.500 yıldır devlet kuruyor, yönetiyoruz… 4.500 yılda bir kere bile divanımız ne vurulmuş ne de baskın yemiştir. Devletimizin erkanının çatısını vurmaya kimselerin gücü yetmedi binlerce yıldır. Niye Akp idaresinde oluyor bu? Tesadüf mü? Amerika’nın bir numaralı icadı Ampul tesadüf mü?
Bu arada Meclis’imizin darmadağın edilen iç tüzüğüne ne demeli? Bu iş ilk olarak başı kumaşlı Merve Kavakçı’nın Meclis kıyafet tüzüğüne aykırı olarak dini simge ile tarafsız kürsü olan Meclis kürsüsüne çıkmasıyla başladı. Bu vesile ile Meclis kürsüsünün her insan evladına eşit mesafede olan duruş disiplini yandan yedi. Simgeciliğe izin verilmesinin ardından önüne gelen Meclis kürsüsünde bir şeyler sallar oldu. Kimi para sallıyor, kimi fatura sallıyor, kimi eşarp sallıyor vs. Yani iş zıvanadan çıktı. Hedeflenen kavası kavuklu, takunyalı vekiller ve dolayısıyla tarikat haline gelmiş bir meclis. Bunları takiben yine kadın bir vekil bu sefer Meclis kürsüsünde Kürtçe yemin etmeye çalıştı. O zaman Rumca, Ermenice ne varsa getir konuşalım! Bu kadar saçmalık olabilir mi? Yahu devletin dili anayasadaki, milli marştaki dildir. TBMM devletin vücudu olduğuna göre burada Türkçe konuşulur. Ancak onların derdi ayrı. Onlar diyorlar ki “Biz artık Türkiye’den toprak falan koparmak istemiyoruz. O Pkk’nin amacıydı. Bizim olayımız farklı. Biz Türkiye’yi Kürdiye yapmak istiyoruz. Hepsini alabilecekken niye azıyla yetinelim ki?”
Gittiniz mi Güneydoğu’ya? Yollarda Türkçe levha yok!
Bu barışseverlik değil. Bu yanlış.
Meclis’i korumayı beceremeyen idareye sağlam demek yalancılıktır. Böylesi bir idareye güvenmek ise kabahattir. Devletin başkentini, milletin canını koruyamamayı huy edinmiş hükümete müsama göstermek demek milli hakkımızı yitirmek demek olacaktır.
Bırakın kutlayalım!