Toplumsal olarak dilimizden düşürmediğimiz "Temizlik imandan gelir", "Herkes kendi kapısının önünü süpürürse sokaklar temiz olur" ya da "Veren el, alan elden üstündür" gibi düsturlarımız var. Ancak ne yazık ki eylemlerimiz, bu sözlerin tam tersi !

Toplumumuzda "veren el" giderek azalırken, "alan el" çoğunluk haline geldi. Daha acısı ise, el açanların rızkı için ter dökenleri "dünya malına tamah etmekle" suçlamasıdır. Çalışarak kazananın emeğini "çalmakla" itham eden, başarıyı şaibeli gören bu anlayış; kendi onursuzluğunu "fakiriz ama gururluyuz" edebiyatıyla maskelemeye çalışıyor.

Gelişmiş ülkelerle aramızdaki uçurum sadece zihniyette değil, verilerde de kendini gösteriyor: Almanya (2024 başı): 61,1 milyon motorlu aracın 49,3 milyonu binek otomobil. Türkiye (Mart 2026): 34 milyon aracın sadece 17,6 milyonu otomobil.

Rakamlar Almanya'nın çok daha "araç zengini" olduğunu söylese de sokaklardaki manzara bambaşkadır. Kendi üretimleriyle dünyayı besleyen bu ülkelerde, mesai bitiminden sonra yollar tenhadır. İnsanlar işine lüks araçlarla değil; toplu taşımayla, bisikletle veya yaya gider.

Bizde ise durum tam tersi. Operatörlerin cep telefonlarını neredeyse bedavaya verdiği, internetin sınırsız olduğu ülkelerde insanlar en son model telefonun peşinde koşmaz, sosyal medyada bizim kadar takılmaz.

Biz, "Serpme kahvaltı" adı altında tonlarca gıdayı çöpe atarken, onlar ekmeği dilimle, domatesi taneyle, ihtiyacı kadar alıyor. Evlerinde stokçuluk yapabilecekleri derin dondurucuları bile yoktur.

Batı'da amirden memura, işçiden patrona kadar herkes mesai saatine sadıktır; dakikalar ne çalınır ne de boşa harcanır. Bizde ise "Cuma namazına gidiyorum", "Oruçluyum", "Pazara çıkacağım" gibi insani ve dini duygular mesai hırsızlığına kılıf edilir. Halkın vergileriyle alınan maaşlara haram karıştırılır.

Onların siyasileri meclise trenle gider, şehir içinde bisiklet kullanır. Makam araçları ya yoktur ya da mesai dışında asla kullanılmaz.

Düğünler: Binlerce kişiyi toplayıp maddi yıkım yaratmak yerine, yakın dostlarla sade bir eğlenceden ibarettir.

Cenazeler: Sessiz, vakur ve ölenin iyiliklerinin anıldığı bir vedadır. Bizdeki gibi mezarlıkta siyaset veya maç konuşulmaz; cenaze sahibinden ziyafet beklenmez.

Gelişmiş toplumlarda herkes kendi kapısının önünden sorumludur. Belediyeler kimsenin özel bahçesini temizlemez. Yola sarkan bir dalın yaya yolunu kapatması veya sokağa çöp dökülmesi kabul edilemez bir ayıptır.

Sonuç Olarak; İlçe basını olarak ilk yıllarımızdan beri kurum kurum gezip; amirlere, memurlara ve siyasilere "Bu hafta halk için ne yaptınız?" diye sorduk. Yazılarımızda her şeyi devletten bekleyenleri, şatafat uğruna israf yapanları acımasızca eleştirdik. Bu eleştirilerimiz, haliyle "yarası olanların" canını yaktı.

Onlar bizi hiç sevmediler ! Zaten biz de onları sevmiyoruz !