Bu yazı, 23 Nisan törenlerinin hemen ardından, o coşkulu atmosferin sıcağıyla kaleme alınmıştır.
Son yıllarda milli bayramlara yönelik muhalefet her ne kadar artsa da, Cumhuriyet düşmanlarının bu tavrı Türk halkının Cumhuriyet bilincini daha da pekiştiriyor. Geçmişte hava muhalefeti nedeniyle kapalı spor salonlarında bayram kutladığımız çok oldu; ancak bu kadar büyük bir kalabalığa ilk defa şahitlik ediyoruz.
Maalesef salonumuzun ciddi bir akustik sorunu var. Zamanında uyardık; “En azından çatıya strafor döşeyin” dedik ama dinletemedik. Bizler, “Ben yaptım oldu” mantığıyla yürütülen yarım yamalak işlerle meşhuruz. Yapılan işleri geleceği görerek, uzun vadeli hesaplarla değil; günü ve namı kurtarmak için yapıyoruz. Bitmeden açılan camimiz gibi, onlarca yıldır bitirilen kısımlarını açtığımız yollarımız gibi, asırlık ağaçları kesip çölleştirdiğimiz Domaniç Meydanı gibi... Dün neysek bugün de öyleyiz: Muhalefetken eleştirip, koltuğa oturduğumuzda aynı hataları devam ettiriyoruz.
Binlerce yıllık Türk tarihinde yüzlerce badire atlattık. Önce Çinlilerden darbe yedik, sonra Moğollarla çarpıştık. Yıllarca süren 652 savaşlarında, Ebu Kuteybe’nin askerleri tarafından katledildik, işkenceler gördük. Anadolu’ya gelene kadar öle öle öldürmesini, yenile yenile yenmesini öğrendik. Göktürklerden Osmanlı’ya kadar 16 devletimizi kendi ellerimizle yıktık ve yeniden kurduk. Onlarca yıl cephede kalan atalarımızın son şahitlerinden, teyzemin kayınbabası İzzet Hoca, 10 küsur yıl askerlik yapmış ve 1980’de 98 yaşında vefat etmişti.
Çanakkale destanını bilmeyen Türk, Türk değildir. Kurtuluş Savaşı’nı anlamayan ise olsa olsa vatan hainidir; bu durum cahillikle açıklanamaz! Türkler, vatan mücadelesinde sadece dış düşmanla değil, içerideki hainlerle de savaşmıştır. Balkan Savaşı’nda “Keşke Bulgarlar kalsaydı” diyenleri de, Kurtuluş Savaşı’nda “Yunan gelseydi” diyen alçakları da unutmadık. Atatürk’ün kurduğu Diyanet’ten maaş alıp Atatürk’e düşmanlık edenleri, dindar görünüp “Kur’an bize yetmez” diyerek kutsal kitabımıza düşmanlık yapan, Arap/İngiliz ortaklığındaki emperyallerin uşaklığını yapanları da biz iyi biliriz!
“Milli bayramı olmayanın dini bayramı olmaz” gerçeğine inat, 23 Nisan Bayramı’nı Kutlu Doğum Haftası yapıp kendi doğum gününü milli bayramın önüne koyanları elbette unutmadık.
İşte bu yüzden, tüm muhaliflere inat, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nda salonu dolduran vatansever Türkler adeta Domaniç’i salladı!
23 Nisan 1920’de egemenlik saraydan alınmış ve halka devredilmiştir. “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” denilmiştir. O dönemde şehit ve gazi çocukları yoksul ve perişandır. Bunu gören Atatürk, 1929 yılında Milli Egemenlik Bayramı’nı bu çocuklara armağan etmiş; o günden sonra bayramımız “Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı” olarak kutlanmaya başlanmıştır.
Türk’ün zaferini içine sindiremeyenler; hem milli bayramlarımıza hem kurucu liderimize hem de şehit ve gazi yetimlerine düşmandırlar. Üstelik bizim vergilerimizle bize hainlik ederler. Ey hainler! Belki bir yolunu bulur 17. devletimizi de yıkarsınız ama biz asla yılmayız; 18. devletimizi kurarız. Çünkü bağımsızlık Türk’ün kanındadır; onu yok edemezsiniz, edemeyeceksiniz!