Yıllardır her seçim döneminde, gerek milletvekili gerekse belediye başkanı adaylarımızın en büyük vaadi doğal gaz oluyordu. Biz ise 20 yıldır, her doğal gaz vaadinin ardından —sanki gerçekleşecekmiş gibi— itirazlarımızı dile getiriyor ve kendi alternatifimizi anlatıyorduk. Siyasilerimiz "Doğal gazla Araplara bağlanalım" dedikçe; biz, "Hayır, Allah’a (güneşe, rüzgara) bağlanalım" dedik.

"Domaniç’e doğal gaz getiriyoruz", "Bu sene geliyor", "Doğal gazı ancak biz getiririz" derken; bir yandan da "Domaniç’e doğal gaz gelemez" dediler. Karadeniz’in sarp dağlarına muhteşem otoyollar yapan devletimiz —daha doğrusu bağlı olduğumuz ilin yönetimi— Domaniç’in 10 kilometrelik yoluna çift şeritli yolu bırakın, sıcak asfaltı bile çok gördü. İşin ilginç tarafı, yerel siyasilerimiz de bu duruma ikna olmuşlardı. Her eleştirel yazımızda bize, "Domaniç dağlarında sıcak asfalt olmaz, çift şeritli yol yapılamaz" dediler. Oysa biz Karadeniz’e yapılan yolları da biliyorduk; eski bir gurbetçi olarak 1970’lerden beri aşıp geldiğimiz Avusturya dağlarındaki otoyolları da biliyorduk!

Aslında sıcak asfalt, asıl dağ yollarına yapılır ki kar ve buz tutmasın. Ancak ne siyasilerimizi ne de halkımızı Domaniç-İnegöl yoluna çift şeritli, sıcak asfaltlı bir yol yapılması gerektiğine ikna edemedik. Çünkü siyasiler ortaya öyle "yemler" atıyorlardı ki, buna kanmamak için insanın aklını gerçekten kullanması gerekiyordu. İlden gelen siyasiler, "Bırakın geniş yolu, size tünel yapacağız!" diyerek hedef şaşırtıyorlardı.

Hükümetimiz Türkiye genelinde yüzlerce kilometre otoyol, boğazlara köprüler ve denizin altına tüp geçitler yaptı; ama 31 kilometrelik Domaniç-Tunçbilek arasını 2011’den beri bir türlü bitiremedi. Biten yerlerde ise dünyanın en anlaşılmaz "Emniyet Kavşağı" inşa edildi; haftalık kazalar artık rutine bağladı. Sanayi kavşağımız ise akıllara zarar; ne giriş ne de çıkış cebi var. Sanayiden çıkarken sağdan geleni kestirmek imkânsız. Bu ihmaller yüzünden ölümlü kazalar bile yaşandı. Sanayi-Çokköy arası yol ise dümdüz gelecekken, adeta bir tuzak gibi kıvrıla kıvrıla gidiyor. Kaç müteahhit değişti, sayısını unuttuk. Gelen, birkaç kilometre yol yapıp, birkaç kazık çakıp kaçtı. Karşıyaka Köprüsü ve üzerindeki su birikintileri, tamamen işgüzar müteahhitlerin ve buna göz yuman siyasilerimizin eseridir. Yıkılan duvarları biliyorsunuz; yandaşlar ise "Gazeteci haber yapmak için duvarın taşlarını yola attı" diyebilecek kadar alçaldılar. Yine yıllardır gündemde olan Pazar Alanı ve Yeşilköy içme suyu göletlerimiz, defalarca onaylandığı halde yerel siyasilerimizin ve muhtarlarımızın takipsizliği yüzünden raflarda tozlanıyor.

Geçtiğimiz günlerde önce Çukurca Beldesi’ne, sonra Domaniç Belediyesi’ne doğal gaz boruları geldi. Kendi aramızda rekabet ederken gülünç duruma düşüyoruz. Bize "taşımalı doğal gaz" getireceklermiş. Her yer kazılacak; kazılar sırasında aylarca su boruları patlayacak, elektrik telleri kopacak, internet ve telefon hatlarımız zarar görecek. Borular döşendikten sonra, vekilin dediği gibi sonbaharda ilk abdestimizi doğal gazla ısınan suyla alacağız. Eğer her şey yolunda giderse ve Araplar bir kriz çıkarmazsa, taşımalı gazla ısınacağız. Fakat olur da Araplar; bizle, İsrail’le ya da kendi aralarında bir kavgaya tutuşup gazı keserlerse yandık! İşte bu yüzden biz yıllardır diyoruz ki: Bırakın doğal gazı, Almanlar gibi direkt "Allah’a bağlanalım." Yenilenebilir enerjiye; güneş ve rüzgâr enerjisine geçelim. Kaldırımlar kazılmasın, Domaniç kimseye bağımlı kalmasın, doğrudan Allah’ın lütfu olan doğal kaynaklara bağlansın dedik; ama ne halkı ne de siyasileri ikna edebildik.

Ne diyelim, inşallah yanılan biz oluruz.