Yıllardır gerek sözlü olarak gerekse bu köşeden üzerine basarak söylüyoruz: “Biz her haberi paylaşmayız.” Bu ilkeli duruşumuzu anlayışla karşılayanlar olduğu gibi, küçümseyip burun kıvıranlar da var. Gazetecilikte meşhur bir söz vardır: “Köpeğin insanı ısırması değil, insanın köpeği ısırması haberdir.” Bu yaklaşım teknik olarak doğru olsa da madalyonun bir de diğer yüzü var: “Eşeğin aklına karpuz kabuğu sokmak.” Bizim yayın ilkelerimiz nettir:
• Terör örgütlerinin adını (propaganda olmaması adına) kolay kolay yazmayız.
• Tecavüz haberlerine yer vermeyiz.
• Şüpheli bir durum ya da kamu yararı yoksa intihar vakalarını haberleştirmeyiz.
• Adli vakaya dönüşen basit kavgaları servis etmeyiz.
• Kısacası; kötülüğe rehberlik edecek, "eşeğin aklına karpuz kabuğu sokacak" hiçbir gelişmeyi sayfalarımıza taşımayız.
Şimdi bir düşünelim: Bir camiyi hırsızın soyması mı haberdir, yoksa bir müftünün soyması mı? Hepiniz; “Hırsız zaten hırsızdır; asıl haber olan, bir müftünün bu suçu işlemesidir,” dersiniz, değil mi? Teoride haklısınız. Ancak hırsızın çalmasına sövüp geçerken, bir müftünün hırsızlığı "sıkıntılı akıllarda" örnek teşkil edebilir. "O bile çaldıysa ben neden çalmayayım?" sorusunu doğurabilir.
Aynı durum diğer vakalar için de geçerli. Bir gencin drift yaparken kaza yapması münferit bir olaydır. Ancak bir kaymakamın drift yaparken kaza yapması "bomba" haberdir; fakat biz yine de paylaşmayız. Çünkü bu durum, yanlışı meşrulaştırabilir ve kötüye örnek teşkil edebilir.
Domaniç Gazetesi olarak gösterdiğimiz bu hassasiyeti Türk basını da gösterseydi; bugün bazı çocuklar, Amerika’daki şiddet olaylarını ballandıra ballandıra anlatan haberlerden esinlenip okullarda katliam yapmaya kalkışmazdı.
Daha önce de defalarca yazdık: Almanya’da ulusal bir haber bülteni 15-20 dakikadır. Bizde ise haber bültenleri 2 saati buluyor. Bir kadın cinayetinin tüm detaylarını, adeta bir senaryo gibi, şiddeti özendirerek anlatıyorlar. Her vaka, toplumsal etkisine bakılmaksızın, reyting uğruna halka sunuluyor.
Atasözümüz "Kol kırılır, yen içinde kalır" der; ancak modern medyamız "halk bunu istiyor" diyerek her yanlışı ilan ediyor. Dikkat edin; ne zaman ulusal basında okul tarama, doktor dövme veya terör eylemi gibi bir olay geniş yer bulsa, benzer vakalar art arda gelmeye başlar. Kötüyü örnek alanlar, haberlerin verdiği "ilhamla" aynı yanlışa yönelirler.
Sonuç olarak diyoruz ki: Ulusal basın küçültülmeli, yerel basın güçlendirilmelidir. Gazetecilik, mesleki ahlaka sahip gerçek gazeteciler tarafından yapılmalıdır. Sırf "tık" almak, reyting kazanmak ya da patronun gözüne girmek için abartılı haberlerden kaçınılmalıdır. Toplumsal ahlak ve örnek teşkil etme riski asla göz ardı edilmemelidir.
Kısacası dostlar; her haber halkla paylaşılıp eşeğin aklına karpuz kabuğu sokulmamalıdır, diyoruz!