573 yıldır Türk yurdu olan, Dünya’nın birleştirici ve bağlayıcı coğrafik/kültürel/tarihi merkezi konumunda ki İstanbul aslında bizim buraya gelmemizden 5.453 yıl evvel kurulmuş bir yerleşkedir. Tarih M.Ö. 4.000’li bin yılına ulaşırken (Kalkolikit Çağ’da) İstanbul bugün Kadıköy olarak bilinen semtte yapı bulan Kalkedon’dur. Kalkedon “Körler Diyarı” demektir. Şimdi ki tarihçiler bunu “Aslında Kalkedon’a ismini veren daha sonraları Haliç’in ağzında; Bizantion’da konuşlanan yerleşimcilerdir. Bizantionlular Boğaz’ın Avrupa yakasından Anadolu yakasındaki Kalkedon’a bakar bakar ‘Ne kadar körler. Burası varken oraya yerleşmişler.’ derlermiş. Bu yüzden Kalkedon’un ismi böyle olmuş.” biçiminde açıklamaktalar. Ve ancak aslında bunun çok daha farklı bir anlamı olması mümkündür. “Körler Diyarı” ne demektir? Göremedikleri neydi? Henüz Helen Kültürü ortaya çıkmadığı için Yunan tanrılarına tapınma gibi bir durumları yoktu. Bu sebeple onlardan yaklaşık 2.500 sene sonra şehirde hakim medeniyet haline gelen Helenler’in Kalkedon’u “Körler Diyarı” olarak isimlendirmesinin ardında yatan mesaj Kalkedonlular’ın “inançsızlığına” yapılan bir vurgu olabilir. Öyle ya da böyle gerçekten de zaman içinde şehre mal getiren gemiler Kalkedon Limanı’na değil de Sarayburnu/Eminönü Limanı’na yanaşmayı tercih eder olmuşlar. Bunun sebebi Kadıköy’ün Marmara Denizi’ne açılan sathında deniz akıntısının Haliç’e göre çok yüksek olması olabilir. Çünkü ikisi kıyas bile gitmez. Haliç denizin bir parçası olmasına rağmen bir göl kadar sakindir genelde. Bu nedenle bahsi geçen konum ahaliyi çeker hale gelir ve Haliç’in güney ağzında hızla yeni bir koloni kurulur: Bizantion. Bu sebeple ticaretin merkezi Bizantion olunca şehrin ismi de Kalkedon’dan Bizans’a doğru evrilir. Çevre coğrafyalardan insanlar İstanbul’a gelirken “Bizans’a gidiyoruz” der olurlar. Bizantion Helen Kültürü’nün hakim olduğu bir yapılaşma değildir. Bizans’ın bir tane bile Yunan tanrılarına adanmış ibadethanesi bulunmamaktadır.

Bizantion, yani Bizans, aslında pagandır. Semitik bir inançları bulunmamaktadır. Kalkedon’daki antik yerleşimciler gibi. Ancak Bizans’ın Kalkedon’dan yaklaşık 2.000 yıl sonra kurulduğunu idrak edince anlıyoruz ki Kalkedon uzun bir müddet antik çağların kentsel yaşam merkezi olarak varlığını korumuştur.

M.S. beşinci yüzyıla dayanırken Haliç’in kuzey kıyısına, yani Karadeniz tarafına yakın kıyısında Galata Yerleşkesi kuruldu. Zaten Bizans varken niye böyle bir hamle yapıldı? Bunun sebeplerinden biri Galata’nın yamaç olmasıdır. “E Bizans’ta bugün Gülhane Parkı’nın olduğu tepenin üzerindedir.” denilirse şu açıklama yapılabilir: Galata dik yamaçtır. Sarayburnu’ndan Sultanahmet Meydanı’na çıkan tepe ise daha ziyade rampa gibidir. Tırmanışı mesafeye yayar. Bu durum Galata’yı muhtemel yağmacılar ya da işgalcilere karşı daha rahat savunulur hale getirmektedir.

Diğer bir sebep ise: Galatalılar pagan değildir. Galata’nın ağırlıklı olarak Musevî bir yerleşim yeri olduğu bilinmektedir. Dünya’nın en erken borsalarından birine ev sahipliği yapması ise, Uzak Doğu’dan gelen İpek Yolu kervanlarının son durağı olmaktan ötürü sahip olunan küresel etki mertebesini pekiştiren bir göstergedir. Galatalılar Bizans ile yekpare vücut olduğu izlenimi vermekle beraber pagan Bizanslı şehir sakinleriyle aynı mahalleyi paylaşmamayı tercih etmişler ve zaten Galata’yı bu sebeple inşa etmişlerdir.

Galata yeryüzünün en aktif ticari ve sosyal faaliyet merkezi haline gelmiştir. Peki, bir/aynı şehir oldukları halde Galata Bizans’ı nasıl geride bırakmıştır? Şöyle ki; Bizans ve Galata Haliç’in girişinin güney ve kuzeyine kurulmuşlardı. ‘İkisi beraber’ algısı hakim olmakla beraber ikisinin şehir duvarları birbirinden ayrıydı. Ve Bizans, dik yamaçlı Galata’ya oranla çok daha fazla yağma ve saldırı girişimine maruz kalıyordu. Çoğu denizden gelen bu saldırıların yine çoğu korsan idiler ve çoğu zaman Bizans galip geliyordu. Ve ancak bu çatışmalı savunma hali Bizans’ın üretken enerjisini tüketiyor ve bu sayede Galata öne çıkıyordu.

Bunların ardından bölgede yaklaşık 1.000 yıl sürecek bir Roma hakimiyeti görülür.

Bu esnada Roma’da vukuu bulan bazı gelişmeler şehrin geleceğini tayin eder mahiyet kazandı. Roma Tahtı’na oturan Büyük Konstantin imana geldi. Çok tanrılı, pagan inancı terk ederek Hristiyanlık’a kendisini adadı. Bu durumun Roma’da oluşturduğu infiali tahmin etmek bile güçtür. Büyük Konstantin Roma’nın Batı sınırlarının Büyük Deniz (Okyanus)’e dayandığını görmüş, gidecek bir yer kalmadığına ikna olmuş ve imparatorluğun gelişiminin Doğu’ya ilerlemek olduğuna karar kılmış bir imparatordu. Bu nedenle kendisinden binlerce yıl sonra Avrupa’nın bugününü ve geleceğini biçimlendiren icraatlarıyla tanınan büyük Fransız Napolyon’un “Dünya’nın bir başkenti olacaksa bu İstanbul olmalıdır.” demesi gibi, imparatorluğun kalbini Nova Roma (Yeni Roma-İstanbul)’ya taşıdı. Bizans yerleşkesine ulaşarak kompleks bir koloni halinde olan yöreyi Dünya’nın en kalabalık, kozmopolit ve tabii ilahi merkezi haline getirmek için yaşamını adayan Büyük Konstantin şehre Konstantinopolis adını verdi. Şehir tarihinde ilk defa isim tepeden inmiş oldu.

Konstantinopolis’in hızlı yükselişi ve Avrupa’nın en kalabalık 5 şehrinin toplamından daha fazla ahaliyi barındırır hale gelmesi Yeni Roma’nın Eski Roma’yı tarihe gömmeye başlaması anlamına geliyordu. Bunun üzerine Patrikhane’nin Konstantinopolis’i derleyip toparlamasından esinlenerek kendi kilisesini kurdu Roma. Katolik Kilisesi. Roma Ortodoks olarak tanımladığı Patrikhane’yi reddetti. Ve hatta düşman gördü. Hz. İsa’yı yakalayan, yargılayan, işkenceye maruz bırakan tüm memurlar Roma İmparatorluğu çalışanları idiler. Hepsinin gelirini Roma ödüyordu. Ve şimdi ise Roma Hristiyanlık inancının merkezi olma iddiası ile ilahi olan her türlü vicdani bilince saldırıyordu. Nitekim 1204’te Papa’nın çağrısıyla toplanan Haçlılar Konstantinopolis’e gelecek ve şehre tarihinin en büyük dehşetini saçacaktır. Kudüs’e yürüme bahanesiyle yola çıkan Katolik Haçlılar Ortodoks Konstantinopolis ahalisini münafık olarak görmüş, kendilerine dirençsiz açılan şehir kapılarından geçtikten sonra gaddarca ve vahşice şehri yağmalamışlardır. Rahibelere tecavüz etmiş, ibadethaneleri yakmış, imparatorların lahitlerini açıp içindekileri çalmışlar ve Kutsal Hazine -Relic-‘yi gasp edip Dünya’nın en güzel vilayetini enkaz haline getirmişlerdir. Bu yaşananlardan sonra Konstantinopolisli Megadük (Başbakan ve Donanma Komutanı) Lukas Notaras şu ünlü sözü söyler: “Konstantinopolis’te Latin külahı (serpuşu) görmektense Türk sarığı görmeyi yeğlerim.”

Bundan sonra Konstantinopolis Roma etkisi altına girmiş ve bu esnada şehre yerleşmek isteyen Latinler Galata yerleşkesini tercih etmişlerdir. Çünkü Bizans tarafında yaşayan ahali çoğunlukla Ortodokslar’dan oluşmaktaydı. Bu dönemde özellikle Venedikli Ceneviz tacirlerinin Galata’ya yerleşmesi Galata Limanı’nı yine Dünya’nın en aktif limanı haline getiriyordu.

Hz. İsa’yı katledip, köleliği insani erdem olarak lanse eden Roma’nın cezası verilmeliydi. Bu bağlamda İslam’ın ortaya çıkışı ve Türk Milleti’nin şahadet getirmesinin ardından Roma hızla topraklarını kaybeder oldu. Roma, Nova Roma’nın kendisinden büyük olduğunu, kendisinin Nova Roma’ya bağlı olduğunu biliyordu. Ve Türk; Nova Roma’yı (Konstantinopolis) fethetti. Yağma olmadı. Muzaffer Komutan Fatin Sultan Mehmet sadece muhteşem manevra hamleleri yapma kabiliyetinin dışında ordu içi disiplini tam olarak tesis etmek için tarihte ilk olarak Askeri İnzibat’ı kurmuştur. Yağma yapmaya kalkan olursa cezalandırılır. Şehirdeki tüm yapılar, tüm zenginlikler devlete aittir. Kimse zarar veremez. Hüküm budur. “Efendim Türkler günlerce şehri yağmaladı!” yalan. “Türkler yaktı yıktı!” Hayır. Hayır. Hayır. Biz olmasaydık bugün Ayasofya yoktu! Vatikan yıkıp geçecekti! Biz muhafızlarıyız buranın! Biz koruyoruz! Ayasofya’yı O’nu seven herkes kadar seviyoruz! Hatta daha fazla seviyoruz! Bugün Patrikhane var ise bunun teminatı Türk Hakimiyeti ve Müslüman Merhameti’dir.

Böylece Roma’nın temsili Türk ve Müslüman oldu. Tıpkı Roma İmparatorları gibi Osmanlı Hakanları Avrupa’daki kralları atar, sınırları belirler oldu. Örneğin İngiliz ve Frank kralları “Bizim aramızda husumet var. Hazretiniz bizim hükmümüzü versin lütfen.” şeklinde Osmanlı Sultanı’ndan ve İstanbul’dan icazet alır duruma geldiler.

Peki ya İstanbul? İstanbul ismi nasıl oluştu? Kimi rüyaperestler “Aslında Fatih Sultan Mehmet şehrin adını İslambol yapmış, sonra böyle olmuş.” şeklinde hayâli kurgulara dalabilirler. Haklarıdır. Özgürlük var.

İstanbul ismi Konstantinopolis’ten gelir: Kon-STAN-tino-POL-is. Zaten Türkler şehre ilk girişini yaptığında şehrin ahalisi buraya “Konstantinopolis” değil, kısaca “Stanpol” demeyi tercih ediyorlardı.

Batı Küre’nin kabullenmekte zorlandığı şudur: Yeni Roma Müslümandır.

Şimdi elimizde İstanbul isimleri olarak ne var? Kalkedon → Bizans → Galata → Konstantinopolis → İstanbul… 5 temel ad. Tarih bize şunu kanıtlar ki; İstanbul’a ismi verilmez, İstanbul ismine ulaşır.

Velhasıl değerli Domaniç… Biz Domaniç olduktan beridir hep Domaniç’iz… Yine de anlatması belki de daha zordur.

Sabrınıza güvenerek son olarak İstanbul’un Dünya’nın farklı coğrafyalarına nasıl isim verdiğine dair bir örneği paylaşmak faydalı olabilecektir diye ümit ediyorum: Konstantinopolis şehrinin merkezi meydanlarından birinin adı Filadelfion idi. Kelime anlamı “Kardeş Sevgisi”dir. Bu meydandan esinlenerek kendine isim belirleyen bir büyükşehir Okyanus’un öte yanında ki Filadelfiya (Philadelphia) şehridir. Bu şehir Washington ile New York arasında yer alan ve ABD’nin en gelişmiş şehirlerinden biri olmakla beraber Amerikan Devlet Yapılanması’nın anıt kentlerinden biridir.

Kapanışı Yasal Uyarı ile yapalım: Efendim İstanbul’u tekrar Konstantinopolis’leştirme amacı güden bazı plan kurgulayıcı düşünce şebekeleri ABD ve Rusya’yı beraberce Türkiye’ye karşı kışkırtmanın yolunu aramaktadırlar. Bu olursa ABD işgal sorumluluğunu yüklenirken Ruslar ise şehri Rus nüfus ile doldurma görevini yüklenecektir. Şaka mı geliyor? Rusya’nın Ukrayna’yı nasıl Ruslaştırdığını da mı görmüyoruz? 8 milyon Ukraynalı’yı ülkelerinin dışına itelediler. Ve kendi Rus nüfuslarını yerleştirdiler Ukrayna’ya. Yahu Russun diyelim. Sana diyorum ki “Ukrayna’ya gidersen hem ev, hem toprak sana bedava. Ayrıca üstüne aylık da vereceğim sana.”? Sigara alacak paran yok. Nasıl kabul etmeyeceksin sen asıl onu anlat bana.

İstanbul’u kazananlar O’nun kaybedilmez olduğu hipnozuna girdiğinde… tedbiri, teyakkuzu elden bıraktığında sonuç hep sıkıntı oldu.

Da; “Nasılsın?” sorusunun cevabı Türkiye’de artık ‘sıkıntı’ oldu.