Çirkinliği teşvik eden bir devlet. Öyle bir devlet ki düşük profilli, sünepe, etkisiz ve otoriteye itaat bağımlısı kim varsa devletiyor. Devlet devletiyor. Küçüğü kocaman yapıyor. Hak etmeyeni makam, mal, mülk sahibi yapıyor.
Anlaşılıyor ki bizler bir devri yaşadık. Tıpkı Lale Devri gibi. Ve ancak bu devir Lale Devri gibi sanat ve huzurun tavan yaptığı bir devir değil. Ampul Devri bu. Adından belli zaten. Heceleyin ampulü anlarsınız. Geleceğe şunu diyebiliriz: Gerçekten ahlâki çöküntü ile gericiliğin zirvede olduğu berbat bir devirdir bu.
Hayat gailesi içerisinde sürekli olarak bir yargılanma içerisindeyiz. Kimse bizi yargılamasa kendimiz kendimizi yargılıyoruz. Aslında samimiyet ehemmiyetlidir: Sana yapılan kötülük mü daha fazla, iyilik mi? Bu hayat sana iyi mi davrandı? Kötü mü? Sen de hayatı yargıla. Sadece onun seni yargılamasına izin verme.
Yahu söylemeden edemedim: Adam camiye yüzünü dönmeyi Kıble’ye dönmek sanıyor. Allah Allah… Akıllara mukayyet ol Yarab. Bu bilgisizlik mi? Doğası, tabiatı mı bozuk?
Bunun yanında şu konu beni zıvanadan çıkarmak üzere: Eve aynı yakınlıkta iki cami var. Bunlardan birinin ön giriş merdiven başına sürekli olarak ve istisnasız ve de daima köpeğini pislettiren bir kadın ve bir adam var. Sanki hususi olarak yapıyorlar. Bir onun köpeği pisliyor. Bir diğerinin. Hayvan dışkılarken tasmasından tutmayı ihmal etmiyorlar. Ya biraz öngörü be kardeşim! Biraz insaniyet yahu! Hayvan oraya pislemek istediyse çekersin tasmasından 50 metre öteye yapar ne yapacaksa. Yani tasmasız, sahipsiz bir köpek bunu yapsa sorun etmeyebilirim. Hayvandır sonuçta. Ve fakat insan kontrolünde bir hayvanın ibadethane girişine pislettirilmesini kabul edemiyorum.
İçinde bulunduğumuz devrin insanlarında şöyle bir algı var: Domuz haram edilince gerisi ve berisini helâl sanmak.
Değerli Domaniç; ABD Başkanı Trump hayatı boyunca sayısız yasadışı iş yapmış, yolsuzluk ve hırsızlıkta tavan gören bir şahsiyettir. Amerikan muhabir canlı yayında kendisine bu durumu sorunca pişkin pişkin “Evet yaptım. Çünkü benim işime geldi.” diyebilmiştir. Böyle bir kişidir Domald Trump. Bunu niye hatırlatıyorum? Çünkü Donald Trump kendisi hakkında federal soruşturma açılmasına ön ayak olmuştur. Federal Büro müfettişleri Trump’ın evini basıp delil toplamıştır. Trump bunlara çanak tutmuştur. Çünkü amacı kendisine yapılan suçlamalar ile ilgili soruşturma geçirip bu suçlamaları düşürmek ve aklanmaktı. Nitekim öyle de oldu. Tecavüz davasında bile suçu sabit olmasına rağmen mağdura milyonlarca Dolar tazminat ödeyerek yırttı. Peki bunlarla bizim ilgimiz ne? Aynı durum Türkiye’de Melih Gökçek ve Apoş hakkında sergilenmekte. Suçluları AKlama Partisi önce kendisini, üyelerini, destekçilerini AKladı. Şimdi ise Dünya tarihinde en çok sivil katline sebep olmuş teröristleri AKlıyor. Bakmışsın AK Parti’nin yeni Genel Başkanı “kurucu, önder, sayın” Apoşt olmuş.
Bir yanda 40.000 masum sivil ve 7.000 asker öldürmüş bir terörist.
Bir yanda Dünya tarihinin tek kalemde yapılan en büyük milli servet zimmetleme operasyonu ile 128 milyar Dolar’ı T.C. Merkez Bankası’ndan hortumlamış bir hırsız.
İkisi de yaptıklarının hakkını veriyor yani. Terörist olan Dünya’nın en çok insan katletmiş teröristi. Hırsız olan ise Dünya tarihinin daha evvel görmediği seviyede bir para dolandırıcılığına imzasını atmış bir hırsız.
Yapılmaya çalışılan şudur: Türk’e terör örgütü kurdurtmak. Gerçekten düşünmesi bile korkunç. ASALA gibi, PKK gibi, DHKP-C gibi suçlu/suçsuz gözetmeden masumları katleden bir şebeke? Yaptırmasınlar bunu bence. 3.500 yıldır kanun, yasa, töre tanımış bir Türk Milleti’yiz. Bize gerçekten, hakikaten hiç mi hiç yakışmaz. Bir şaşırmış “kanun hükmünde kararlarım var!” diye kendisini yırtar dururken sabır ve muhakeme kabiliyetlerimizin ulusça bir sınamadan geçtiği bariz belli oluyor. Dikkatli olalım. Merhametli olalım. Ancak şunu da söylemeliyim: Bizim evin karşısında bir Türk Bayrağı Sancağı var. 2014 yılında Diyarbakır havacılık üssü sancağında ki gönderinde dalgalanan Bayrak alaşağı edilirken ses eden olmadı. Bir de burada ki sancağa tırman bakayım ne oluyor… Bak 29 Ekim geliyor. Asacağım Bayrağımı evime… Neredeyse bir gönder yüksekliğinde… Hele bir tırmanırken bana görünürsen ne olacağını sana söyleyeyim: seni öldürürüm. Havacıları yer tutmuş herhalde. Biz Türk Bayrağı’na kast edeni öldürürüz. Türk’ün ortak yeminidir bu. İnşallah birliklerimiz Kerkük, Süleymaniye, Rapikum’a girip bu agresif ayrılıkçı ve bölücülerin kovanlarını dağıtırken onların 2014’te bunu fazlasıyla hak ettiklerini unutmayacak.
Vatandaşlık Sınavı’nı hatırlatmanın zamanıdır. Kurucu ulusun nüfusunun yurt sathında göçmenler ve azınlıkların toplamından az olmaya başlaması halinde göz göre göre koca ülke Allah muhafaza elimizden kayar gider. Ülkeler farklı ülke vatandaşları kendi ülkelerinde vatandaşlığa başvurduğunda çeşitli sınavlar uyguluyorlar. Örneğin ABD’de genellikle ve hatta daima Milli Marş’ın söylenip söylenmediğini denetçi kontrol ediyor. “Söyleyin Milli Marşı” diyorlar. Amerika’da doğmuş bazı Amerikanlar’ın bile Milli Marşı bilmediği oluyor. Ve ancak uygulama böyle. Bence yerinde. Bir ülkenin vatandaşı olup da o ülkenin milletinin dilini bilmemek vatandaşlığı hak etmemek demektir. Nükleer füze ateşlendi, denizaşırı balistik füzeler… Yani fırlatılınca uzaya çıkıyor, sürtünmesiz/atmosfersiz ortamda hızla mesafe kat edip sonra Dünya’daki hedeflerine dalışa geçiyorlar. İşte tam bu anda yaptığımız hesaplara göre 6 dakikamız var. Yurt sathındaki tüm cep telefonlarına anında uyarı mesajları göndeririz. Tabii öncül dil devletin resmî dile Türkçe’dir. Aynı anda telefonları arayıp yine sesli olarak vatandaşlara ulaşmaya, uyarmaya ve imkan varsa sığınaklara gitmelerine önayak olmaya çalışırız. Ve ancak 12 milyon vatandaş Türkçe’yi yarım yamalak konuşuyor. Bir resmî dil ve dilde birlik çok mühimdir. Vatandaşlık Sınavı’nda Türkçe’nin bilinip bilinmediğini ortaya çıkaran sorular sorulabilir. Ayrıca vatandaş için çok basit sorular; “Türkiye’nin başkenti neresidir?”, “İstanbul’u fetheden Türk hükümdarın adı nedir?”, “Büyük Ayasofya Camii hangi ilimizdedir?”, “Halihazırda İspanya’nın Real Madrid takımında top koşturan Türk Milli Sporcu kimdir?” (Dalga geçmiyorum. ABD’de eğitim hakkı için girdiğim sınavda o sene Galatasaray’ın Şampiyonlar Ligi Ön Eleme Turu’nda hangi takımı elediği soruluyordu. Yani 100 sorudan biri buydu. Cevap Grasshopper idi.), “Yirmi Türk Lirası banknotu ne renktir?” vs… bu tip basit sorular. Bunları bilmeyenlerin vatandaşlığı düşürülür. Sağlık sigortası yapamaz, kimlik numarası iptal edilir, bankalarda hesap açamaz, vergi numarası olmayacağı ve vergi ödeyemeyeceği için mülk tutma hakkından muaf olur, pasaportu olmayacağı için yurtdışı seyahat yapamaz. Dilediği ülkeye vatandaşlık başvurusu yapabilir. Bu devletin sorumluluğunda olmaz.
Yahu ülkelerin vatandaşlığına girmek sınavlarla oluyorsa, vatandaşlıkta kalmak niye ediliyor sanki hediye?
Türk’ün uzak - orta - yakın tarihinden bihaber olanlar Apoşt’un nasıl bir cani olduğunu bilmiyor. Özellikle Apoşt 20 sene canlı ve medyadan uzak tutuldu ki ondan habersiz bir nesil doğup büyüyüp oy kullanacak yaşa gelsin. “Apo kim ya? Winnie the Pooh gibi tipi var. Aynı Yumoş ya da Vada gibi… Ya bırakın… Zaten 30 yıl hapis yatmış… Bırakın bunca insan çıksın istiyorsa…” diyebilecek bir nesil. Bunu yapabilmek için 25 yıldır aralıksız iktidarı esir tutan Siirt Eski Milletvekili var.
Bilgisizliğinin suçunu bilenden bilir. Cahilin doğası öyledir.
Yalnız cahil de olsa bunu anlar: Mesele etmeye etmeye, oran döner kevgire; Kırım, Suriye, Ege, Türkistan, Kıbrıs, Grönland (burada neredeyse tüm güçlüler hak iddia ediyor)… Hükümete şu kadarını ibraz etmek gerek: Sen buraları, Türk toprağını önemsemiyor olabilirsin. Ve ancak ben önemsiyorum. Ben Türk’üm. Senin çoluğunun çocuğunun kursağından geçen ekmeğin parasını ben ödüyorum. Dediğimi yapmakla mükellefsin. Ben senin patronun; Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşı’yım.
“Onlar Müslüman olmasın lütfen.” Böyle dua mı olur?
Putin Müslümanlığa meyletse , Netenyahu hayatı boyunca kıydığı yüzbinlerce canın affını alabilme ümidiyle ‘Ben Müslüman oldum.’ dese? Hangi Müslüman isteyebilir bunu bilmiyorum. Hepimiz biliyoruz ki İslam’ın kapısı herkese ve her zaman açıktır. Ancak Allah günah yazmasın inşallah; hiç istemem bu kişileri inancımın dahlinde.
Kapanışa müsaadenizle Türkiye’de son yıllarda oldukça yaygınlaşan ve hükümetin övünç kaynağı olan Duble Yollar ile başlamak zorundayım. Bizler gibi kendini bildi bileli insani standartlarda bir yola sahip olmamış bir halk için Duble Yol çok matah bir olay. Ve ancak Dünya’nın ileri gelen hiçbir ülkesinde böyle sefilce bir uygulama yok. Devlet dediğin illerini birbirine otoyol ile bağlar. Otoyol ilk olarak Almanya’da inşa edilmiştir. Özellikle Hitler denilen hayvan Almanya’yı otoyollarla kuşatmaya çok büyük önem veriyordu. Çünkü otoyol demek askeri zırhlı birlikleri kolaylıkla nakledebilme kabiliyetine erişmek demektir. Yani yol sadece ekonomik bir hadise değil. Ulusal Güvenlik açısından Duble Yol denilen kepazelik otoyolmuş gibi gösterilmemeli.
26 yıl önce bugün 11 Eylül terör saldırıları ile Amerika vurulmuş, Dünya sarsılmıştı. O günü asla ve hiçbir zaman unutmayacağım. Olaylar yaşanırken Washington DC’deydim. Lise öğrencisiydim. Okulu kırmış, bir kafede oturmuş keyif çatıyordum. Kafenin televizyonlarında Şok Haber yayını başladı. Dünya Ticaret Merkezi binalarından biri yanıyordu. Kafenin Lübnanlı sahibi ekrana bakarak “Bu bir terör saldırısı.” demişti. Amerika halen olaya ayamamış, bir kaza yaşandığını sanıyordu. Ve hepimiz ekranlara kilitlenmiş canlı yayını izlerken o ikinci uçak hepimizin gözleri önünde ikinci binaya çarptı! Anlamıştık; Saldırı altındaydık. Müslüman bir öğrenci olarak bugün okulda yok görünmem büyük sorun çıkarabilir endişesiyle hemen okula yollandım. Ancak metro çalışmıyordu. Otobüsler durmuştu. 4 km yolu koşa koşa katedip soluk soluğa okula geldim. Rehberlik hocamız Peder Paine’ne telaş içinde “New York’u vurdular!” diyebildim. O ise “Şu anda Washington’da ateş altında.” dedi. Meğer ben koşarken Pentagon’da vurulmuştu. Göğü duman kaplamıştı. Asla unutmayacağım. Yanarak ölen binlerce suçsuz insanı… Yanarak ölmemek için kendini gökdelenlerden aşağı bırakan masum insanları hiçbir zaman unutmayacağım. Allah o elim günde hayatını kaybeden nice suçsuz insanlara rahmet eylesin. Yalnız yürümeyi sevsen de Amerika; yalnız değilsin.
Bu hafta ki finali gerçek bir Final ile yapma şansını bize bağışladıkları için her biri birer Şirine kıvamında ki Türk Kadın Milli Voleybol Takımı’na teşekkür ediyorum. Avrupa Kadın Voleybol Şampiyonası Kupası Türkiye’ye geldikten sonra Türkiye’den çıkamadı!
Türk Kadın Milli Voleybol Takımı’nın en hayran kaldığım yetenekleri sabırdır. Hem uçakta bir arada uçmalarına bile engel olan bir cahiller ordusuyla mücadele ediyorlar. Hem de hayatları antrenman ile maçlar dışında sanki neredeyse sadece uyumaktan ibaret. En üst seviyede ve zirvede olmak sporda ancak ve sadece insanüstü bir disiplinle ve gece gündüz idmanla olur. Bu turnuvada Milli Sporcularımız’ın sıkıntıya sebep olabilecek bir sakatlık yaşamamasına da ayrıca seviniyoruz. Hepsinin İlahi dokunuşun muhafazasında oldukları net olarak belli.
Hiçbir şey bu başarıyı gölgeleyemez. Bununla beraber şunu Domaniç’in ıskalamaması gerekir: Donald Trump denilen mini-Hitler bile ABD’de yapılan Dünya Futbol Şampiyonası Finali’ne bizzat gitmek zorunda hissetti kendini. Ve Final’de ABD Takımı yoktu. Yahu adam Amerikan Milli Takımı’nın maçlarına gitmedi. Ve fakat Final’e gitti. Niye? Çünkü bu Final’dir. Devlet adabı bunu gerektirir. Ancak gördük ki Türkiye’de Türk demeye imtina edenler Türklüğün ve Türkçülüğün coşkulu vurgusunun yapıldığı kalabalıkların karşısına çıkmaktan tırsıyor. Türkiye’de Türk Milliler’in sahada ter döktüğü bir Final müsabakasına gidemeyen bir Türkiye lideri olmamalıdır.
Ben Türk Milli Kadın Voleybol Takımı’na şunu sormak istiyorum. Bizler bunu yıllardır tartışıyoruz. Bir türlü konsensüs sağlayamadık: Güzele bakmak sevapsa, çirkine bakmak günah mı? Güzele bakmak sevapsa; sayenizde Cennetlik olduk.