Önce, "Son günlerin gündemi..." diye başlayacaktım ama sonra durup düşündüm. Bu yazı çarşamba günü kaleme alındı; bir aksilik olmazsa gazetede perşembe günü, internette ise cumartesi günü yayımlanacak. Burası Türkiye... O güne kadar kim bilir kaç kez gündem değişecek, neler konuşuyor olacağız?

Dünyanın en büyük felaketlerinden birini 6 Şubat 2023’te yaşadık. 11 ilimizde art arda yaşanan iki büyük depremle binlerce canımızı kaybettik, yüz binlerce insanımız evsiz kaldı. İşte o acı dolu günlerde, üzerine en çok titrediğimiz, en güvendiğimiz kurumumuz olan Kızılay’dan kirli kokular gelmeye başladı. Çadırların satıldığı iddiaları, usulsüzlük söylentileri derken acımızın ortasında toplum büyük bir infial yaşadı. Tam bu esnada, ünlü bir rock sanatçısı ön plana çıktı.

Sanatıyla sevilen bu isim, kurduğu AHBAP Derneği ile deprem bölgesinde canla başla çalışıyor, yardımlar organize ediyordu. Aradan yıllar geçti... Muhalif kimliği nedeniyle o dönem didik didik edilen, müfettişlerin ve maliyenin kıskacından çıkmayan AHBAP’ta o günlerde hiçbir açık bulunamamışken, yıllar sonra birtakım yolsuzluk iddiaları ortaya dökülmeye başladı.

Olabilir mi? Neden olmasın... Kızılay’da oluyorsa, bir bakan kendi bakanlığını dolandırıyorsa, umre ve hac ticareti üzerinden Diyanet’te yolsuzluk iddiaları ayyuka çıkıyorsa neden olmasın? Bir kesimin cumhurbaşkanı adayı her seçimde rekor oyla iktidar oluyorken birdenbire yolsuzluk suçlamasıyla içeri atılabiliyorsa, bir sanatçı neden yapmasın?

Eskiden olsa, “Adalet önünde gerçekler ortaya çıkar” diye düşünürdük ancak adalete inananların sayısı da günbegün düşüyor.

İktidar, muhalif belediyelere yolsuzluk iddiaları ile kayyum atıyor, o muhalif belediye başkanı iktidar partisine geçerse soruşturmalar, iddialar bir anda rafa kalkıyor. Suçlamaları kabul etmeyip partisinde direnenler ise soluğu cezaevinde alıyor…

Dün, "Muhterem Hoca Efendi" demeyenleri dinsizlikle suçlayanlar, bugün aynı isme "hain terörist" diyor. Dün bebek katili, terörist başı dediğimiz, elde iple kürsü kürsü dolaşıp “ASILMALI” dediğimiz birine en milliyetçi olduğunu söyleyenler aynı kişiye kurucu öndere statü kazandırma telaşında. "Muhafazakâr-Şeriatçı" diye suçladıklarımız yüzlerce yıldır kapalı olan kiliseleri ibadete açıyor; alkol fabrikaları, uyuşturucu ticareti, kumar ve fuhuş sektörü katbekat büyüyor. "Sosyal demokrat" diye oy verip seçtiğimiz "topuklu efeler", dün küfrettikleri muhafazakâr partilere geçiyor.

Öyle bir noktaya geldik ki kimler kimlerle beraber, kimin eli kimin cebinde belli değil. Kim sağcı, kim solcu, kim hangi fikri savunuyor; her şey darmadağın oldu, Bu karmaşanın arasında birileri kaçak petrol satmış cezasını ödemek devlete kalmış, NATO tartışmaları derken emekliler ve dar gelirliler yine arada kaynadı gitti. Şimdi her kesimden vatandaş sokakta haklı olarak aynı soruyu soruyor: "Biz kime inanacağız?"