“Yine keçiler yatmış burada,” dedi.
“Ne alaka?” diye sordu yanındaki.
“Baksana,” dedi, “her yer keçi gübresi gibi çekirdek kabuğu!”
İster istemez kafama takıldı; biz gerçekten hangi hayvanlarla daha çok benzeşiyoruz diye merak ettim. Eskiden olsa ya bir bilene soracaksın ya da sayfa sayfa ansiklopedi karıştıracaksın. Şimdi bu işler kolay; yapay zekaya soruyorsun, pat diye cevabı veriyor. Maymunlarla şu kadar, domuzlarla bu kadar, hatta farelerle bile biyolojik benzerliklerimiz varmış.
İyi de kardeşim, ben sana onu mu sordum? Hayvanlarla insanların arasında biyolojik benzerlik var mıdır yok mudur, o bilim insanlarının işi. Ben toplumsal olarak sormuştum... Neyse, gelin bunu kendi kendimize irdeleyelim.
Aklıma bir ara yazdığım “Öküzler ve İnsanlar” başlıklı yazım geldi. Öküzlerin algılama süreci çok uzunmuş; bu yüzden bir yere uzun uzun bakarlarmış. Bana hep o manasızca bakan, tepki göstermeyen, alkışlamayan, karşı çıkmayan, okuduğunu anlamayan bazı insanımızı hatırlatır. İşte bu sefer de keçilerden yola çıkarak kendi tespitlerimize değinelim istedik.
Çobanlar da köyde yaşayanlar da merak edip araştıranlar da çok iyi bilir: Keçiler incecik ayaklarıyla dağa taşa, dallara, ağaçlara tırmanan sevimli hayvanlardır. Hatta onların bulunduğu yerlerde ne hikmetse kolay kolay orman yangını da çıkmaz. Ama ne hikmetse orman yönetimi keçilerin ormana girişini yasakladı!
Keçilerin gübresi adeta bir sanat eseridir. Zeytin çekirdeği gibi özenle, sanki tek bir kalıptan çıkmış ya da tornadan geçirilmiş gibidir. Hepsi aynı yere dökülür ama birbirine yapışmaz. Bu durum bana öteden beri ilginç gelmiştir. Keçiler hoştur, güzeldir, faydalıdır ama her nedense yattıkları yeri adeta bir halı, bir kilim gibi pislikleri ile kaplarlar.
Hani dünyada sadece bizim insanımıza özgü olan, parkta orada burada çekirdek çıtlatan bir kitlemiz var ya... Hah, işte tam onlar gibi! “Hadi parka yürümeye gidelim” demeye görün, mutlaka birileri bir kilo çekirdek poşetini kapıp gelir. Yürümeye geldikleri parkta ya da sohbet etmek için oturdukları kafe masasında her yer keçi gübresi gibi olur... Demek ki keçilere çok kızmamak ya da kınamamak gerekiyormuş. Bizim bazı insanlarımız da zaman içinde keçi gibi oturduğu yeri kendi pisliğiyle kaplayabiliyormuş.
Dedik ya; keçiler dağa, taşa, her yere girer çıkar. Tıpkı bizim bazı insanlarımız gibi... Dağ, taş, çeşme başı, dere kenarı fark etmez; gittikleri her yere ya içtikleri şişeleri atarlar ya da piknik çöplerini bırakırlar. Keçiler gibi utanma arlanma duyguları yoktur.
Sevimli hareketler, uyanık uyanık sağa sola bakışlar... Fıldır fıldır gözlerle bacaklarını kıvırıp oturduğu yerden geviş getiren keçiler gibidirler. Otururlar bir banka, ellerinde bir poşet çekirdek, geviş getirir dururlar. Paketle aldıkları çekirdeğin kabuğunu başka bir poşete atmayı akıl edemezler mi, yoksa etmek mi istemezler? Yere atmaktan hiç mi rahatsız olmazlar, bilmiyoruz. Ama bizim doğadaki keçiler ile insan keçileri oturduğu, kalktığı yerden tanırsınız, görürsünüz.
“Siz keçileri bilir misiniz?” dedik ya dostlar... İsterseniz keçilere bir de bu taraftan bakın!
SİZ KEÇİLERİ BİLİR MİSİNİZ ?
Mustafa Yiğit
Yorumlar