Demek ki Hacivat ve Karagöz zamanında eğlence bir şeylerden yarılarak verilen bir şeymiş. Yani “Sar bana bir dürüm!” der gibi “Yar bana bir eğlence!” diyor. Artık neyden yarılıyorsa eğlence… Orası tam net değil.
Bunun yanında “Yar bana bir eğlence!” bir anlamda “Sevgilim bana bir eğlence!” manasına da gelebilir. Sevgiliyi mutluluk sebebi olarak görmek yani. E güzel.
Ve en olası ihtimal ise Yar Allah’tır. “Yar bana bir eğlence medet!” ise eğlence dileğini seslendiren bir duadır. Yaradan’dan eğlence dilemektir.
Evet. Eğlence, güldürü aslında bulunası zor vaziyetlerdir. Hatta dua ile aranacak bir insanlık halidir. İnsanlar “Gittim. Hiç gülmedim.” diyebilmek için Cem Yılmaz’ın, Ata Demirer’in gösterilerine gidiyor. Gülmediği için takdir bekleyen, garip, tuhaf, acayip bir algı. “Hiçbir şey anlamadım.” demiyor da “Hiç gülmedim.” diyor.
Bu sebeple evvelden diyeyim; gülmeye, tebessüme uzak bir vaziyetteyseniz yazının devamından bir şey anlamayabilirsiniz. Yani bebek bezi fiyatından ya da atomu nasıl bölebileceğimizden bahsetmeyeceğim. Lak Lakparti’den falan da söz etmeyeceğim. Memleketi Yakparti’yi akla getirmek bile moral bozuyor da her an aklımızda olmak için sürekli çaba sarf ediyorlar bir de. TRT Radyo’nun saat başı haberlerinin başlangıcında daima ve hep ve sürekli ve sadece “Cumhurbaşkanı Rec…” diyor. İstisnasız hep böyle. Besmele gibi adeta. Tövbe estağfurullah; yani aklı bunlardan arındırmak için ekstra çaba göstermek gerek.
Tıbbi komedi: Adam ailesiyle İzlanda’dan kalkıp Afganistan’a gelip bir eve yerleşmiş. Niyeyse? Adamın eşi de yanındaymış. Ve kadın hamile imiş. 4 ay sonra doğum günü gelince sağlam, sağlıklı bir oğlan çocuğu Dünya’ya gelmiş. Ve Afgan tıbbi ekip hiç gecikmeden bebeği sünnet etmişler. Adamlar neredeyse göbek bağından evvel pipiyi kesiyor. Afganistan’da öyle. Tabii asıl hadise bundan sonra başlıyor; İzlandalı baba çocuğunun sünnet edildiğini duyunca çıldırıyor! Ve “derisi geri dikilsin!” diyor. Ve “hasta” bu nokta da İstanbul’a naklediliyor. Dahi Türk tabipleri pipinin sünnet derisini geri dikiyor ve böylece uluslararası bir pipi skandalının yaşanmasının önüne geçiliyor.
Kız kişi bizim arkadaşa resmen şu cümleyi söyledi: “O kadar çirkinsin ki gözlerimi senden alamıyorum.” Arkadaş ise -yazık- “Kız o kadar güzel ki, güzelliğinden dediklerini anlayamıyorum.” diyor.
Golf oynarken 120 metre uzaktan deliğe bir vuruş yapıp topun havada süzülüp lak diye direkt deliğe girmesinin hemen ardından delikten sekip dışarı çıkması durumunda ne oluyor? “O tür durumlarda kavga çıkıyor. Dövenin dediği oluyor genelde.” Yani… Dövdükten sonra “Peki madem dayak yediniz, bari sizin dediğiniz olsun.” demez kimse kolay kolay.
Milli Bayramlar Milli Bayramı… Bayramları birleştire birleştire iş bu noktaya varıyor demek ki. Milli Bayramlar Bayramı…
Dünya Parlama Günü. Bugün bütün Dünya’da herkes tüm ışıkları açacak. Dünya’nın en aydınlık gecesinin fotoğrafını çekeceğiz uzaydan. “Bunu neden yapacağız ki?” denilirse; çünkü fotoğraf çekmeyi seviyoruz.
Beştepe Sarayı gezi turu rehberi: “Evet, bu kısımdan gerisi çorap bölümü oluyor. Bu çok özel kısma sadece VIP giriş yapabiliyor.”
“Bu koku ne be?”
Şaka bir yana; Çankaya çoraptı aga… Beştepe elit takılıyor… kösele ile hela anlayacağın… Kravatın ucu deliğe kaçtı durumları… Dolmabahçe Sarayı’nın eşsiz halılarının üstünde ayakkabılarla yürüyor millet. Kendi evinde öyle mi yapıyorsun? Peki devletin evinde niye dikkatli olmuyorsun?
“Dolmabahçe’ye girerken ayakkabı mı çıkaralım?”
Bilmiyorum kardeşim. Bildiğim şu ki o çamurlu çizmeyle bastığın halının değeri 50 milyon Dolar.
“Ayakkabı valesiyim ben abi. Sultanahmet’te söylemesi ayıp olmazsa. Abi kimi zaman bir bayram namazında 60.000 kişi geliyor. Muazzam sayıda ayakkabı abi. Bunlarla ilgili vatandaşa hizmet sunulması gerekiyordu. Ayakkabısı 50 bin Liralık adam var. Bu adam örneğin “Göz kulak ol ayakkabıma ben namaz kılarken” diyor. Otoparkçı gibi abi. Araba yerine ayakkabı park ediyorum ben. Tabii hepsini akılda tutmak falan zor. Anahtarı yok ayakkabının sonuçta…”
Ya sen ne anlatıyorsun bir saattir be?
Arabayı teslim etmeden evvel içine osuran vale!
Arabanın sahibi arabayı teslim alıyor. 3 metre gidip duruyor ve camı açıp valeye sesleniyor:
“Oğlum bak bakayım! Sen içine mi osurdun bu arabanın?”
Terörist mezarlığı diye bir şey olsa… Bütün teröristleri oraya koysak… Sonra ara sıra gidip üzerlerine…
Ne yapıyorsun be?
“Mmmıh… Gnamms…”
Hoop! Ne yapıyorsun?
“?Hı? Re… reçel yapıyorum. Püüh!”
Neööa?! Böyle meyveyi çiğneyip çiğneyip tükürerek mi yapıyorsun hayvan?!
“Beğenmiştin ama…”
Allah’ın cezası! Pis mendebur musibet!
Ahali hatırlar mısın? Eskiden arabayı çalıştırmak için ulu orta “Vurdur abi! Vurdur!” diye bağırırdık. Halen ihtiyaç olduğunda bağırıyoruz böyle. “Vurdur vurdur!”
Vazgeçtim ben, çalıştırmayacağım arabayı.