Dünya ile Güneş arasındaki ortalama uzaklık yaklaşık 149.6 milyon kilometredir. Elips şeklindeki yörünge nedeniyle bu mesafe en yakın 147 milyon km'ye, en uzak ise 152 milyon km'ye kadar değişebilir. Işık hızıyla bile bu mesafe yaklaşık 8.3 dakikada katedilebilir. Işığın hızı ise saniyede 300 bin kilometredir. (Elbette bunlar benim ezbere bileceğim şeyler değil; yapay zekadan kopyala-yapıştır yaptım.)
Bir Güneş, etrafında dönen gezegenler, gezegenlerin etrafında dönen uydular ve aralarında Güneş'ten milyonlarca kat daha büyük olanların da bulunduğu milyarlarca yıldız... İşte biz bu sisteme galaksi diyoruz. Evrende kaç galaksi var? Tahminen milyarlarca…
Ateistlere göre her şey tesadüf, inananlara göre ise bunları yaratan bir yaratıcı var. Kimimiz God diyor, kimimiz Tengri, kimimiz Allah… Fakat bugüne kadar bu devasa evrende bizim gibi bir insana ya da canlıya rastlayan olmadı. Biz tekiz! Bırakın başka galaksileri, Güneş'i veya yıldızları; en yakın uydumuz Ay'dan bakınca bile görünmüyoruz. Teleskopla değil, zerreyi büyüten mikroskopla görünmemiz belki ancak mümkündür.
İşte biz evrenin "zerreleri", dünyanın "bücürleri" olarak, kendi aramızda kendimizi büyük büyük kategorilere ayırırız. En gelişmişlerimiz Avrupalılar, en gelişememişlerimiz Afrikalılar, en muhafazakarlarımız ise Asyalılardır.
Eskiden, hayvanlar alemindeki gibi güçlüler güçsüzleri yerken; zamanla aklın bilek gücünden daha üstün olduğunu görenler, akılları ile akılsızları yemeye ve kullanmaya başlamış! Ezilenler güce karşı birleşmesini öğrenmişler ama akla karşı bırakın birleşmeyi, yöneten aklın etrafında kenetlenip kulluğu, köleliği kabul etmişler; etmeyenleri de yine o "üst aklın" emirleri çerçevesinde yemeye başlamışlar.
İnsanları sürekli ikiye ayırırız: Akıllı insan-cahil insan, zengin-fakir, güçlü-güçsüz gibi uzar gider bu liste. Bir de "küçük insan, büyük insan" ayrımı vardır ki, buradaki ayrışmanın ne güçle, ne akılla ne de ırkla alakası vardır. Kişi zengindir ama küçüktür; güçlüdür ama küçüktür; okumuştur ama yine küçüktür. Ya da tam tersi!
Büyük insan; insanın her çeşidine saygılıdır. Her fikre açıktır; akla ve emeğe değer verir. Bilmediğine "bilmiyorum" der, bir iyiliğe teşekkür eder, hata yaparsa özür diler. Sanatı ve sanatçıyı alkışlar, başarıyı tebrik eder, kutlar. Dostlarının sadece acı gününde değil, mutlu günlerinde de yanındadır. Kıskançlık ve kibir yapmaz; dostuyla gülmesini de üzülmesini de bilir.
Küçük insan ise; bir kere asla en yakınlarının bile başarısını kutlamaz! En yakınlarının her acısına koşar (çünkü orada içten içe bir teselli ve üstünlük bulur) ancak mutlu günlerinde yanlarında olmaz. Her başarıya mutlaka bir kulp bulur. Kendisi asla bir işin ucundan tutmaz, bir işe yaramaz, bir şey üretemez ama pabuç gibi dili vardır. Yapanları beğenmez, azımsar, küçümser; yetmezmiş gibi bir de talimat verir.
Küçük insanlar toplumda pek ciddiye alınmaz, kimse onlara ses çıkarmaz. En cesurumuz bile "Allah’ından bulsunlar" diyerek evrenin sahibine talimat verir. Oysa asıl her işe engel olan, çalışanların önünü kesen, hizmet edenlere kan kusturanlar tam da bu küçücük mikroplardır.
Büyükler sustukça bu küçükler çoğalacak ve olacağı, olumluya varacağı da oldurmayacaklardır. Dostlar biz; aklı olan "susma" tercihini bir kez daha düşünsün deriz vesselam !