Yıllar önce Domaniç Meslek Yüksekokulu, iş insanı Erkan Güral’ı konuşmacı olarak davet etmişti. Öğrenciler soruyor, Güral yanıtlıyordu. Bir soru üzerine Güral, Türkiye’nin Avrupa’nın gerisinde kalma nedenlerinden birini ironik dille dile getirdi:

"Türkiye’de Ramazan aslında bir ay değil, iki ay sürer. Ramazan’a 15 gün kala kime bir iş buyursanız; 'Ramazan’dan sonra yapalım' cevabını alırsınız. Bayram biter, bir 15 gün de 'Bayram geçiversin hele' derler. Yani o bir aylık ibadet ayı, iş dünyasında iki aylık aksaklığa neden olur! Bu da demektir ki biz her yıl iki ay geri kalıyoruz."

Gerçekten de Domaniç’te ve tüm Türkiye’de bu kronik sorunu hep yaşıyoruz. Ne zaman bir ustaya, bir esnafa ya da bir kuruma yolumuz düşse, Ramazan’dan iki hafta önce "işi sallama" sezonu açılıyor. "Ramazan’dan sonra, bayramdan sonra" derken hayatın ritmi iki ay boyunca sekteye uğruyor.

İşin acı tarafı ise şu: İşleri aksatan Ramazan’ın kendisi değil, biziz. Hatta bu bahaneye sığınanların birçoğu oruç bile tutmuyor; sadece işi savsaklamak için dini bir kılıf kullanıyorlar. Devlet dairelerinde, belediyelerde resmî bir grev yok belki ama gizli bir "iş yavaşlatma" hâli hâkim.

90’lı yıllarda yurt dışında muhabirlik yaparken katıldığım büyük bir organizasyonu hatırlıyorum. Konuşmacılar; Prof. Yaşar Nuri Öztürk, Prof. İzzettin Doğan, sanatçılar Kıvırcık Ali, Arzu ve Güler Duman gibi isimlerdi. Gurbetçi sanatçı Güler Duman haricindekilerle ilk defa o gün orada tanışmıştım. Yaşar Nuri Hoca sahneye çıktığında salon adeta yıkılıyordu. O gün söylediği ve o zamanlar bana çok aykırı gelen bir sözü hiç unutmadım:

"Bir gün biri çıkıp 'Bundan sonra sadece Kur’an’ın dediği olacak' derse; buna karşı çıkanlar ne Kemalistler, ne ateistler, ne de seküler kesim olacaktır. Kur’an’a asıl karşı çıkacak olanlar; şeyhler, şıhlar ve cemaat liderleridir." demişti.

Yıllar geçtikçe bu sözün doğruluğunu bizzat yaşayarak gördük. Memlekette ne kadar parlatılmış cemaat figürü varsa, "Kur’an her şeyi yazmaz, Kur’an tek başına anlaşılmaz" diyerek insanların vahiyle arasına set çektiler. Müslümanların Kur’an’ı doğrudan okuyup anlamasından adeta korktular.

Dostlar; eğer bizler Kur’an’ı gerçekten okuyup anlasaydık ve hayatımıza uygulasaydık ne olurdu biliyor musunuz?

• İsrail ürettikleriyle bizi kontrol edemezdi.
• Amerika gücüyle bize böbürlenemezdi.
• Avrupa, "Karnınızı biz doyuruyoruz" diye bizi küçümseyemezdi.

Kur’an’ın ilk emrine uysaydık; Ramazan iki ay sürmezdi, işler savsaklanmazdı. Okurduk, üretirdik, bilen ve akledenlerden olurduk. En önemlisi; dürüst olurduk. Dualarla yardım dilenen değil, aklıyla direnen ve üreten bir toplum olurduk.

Peki dostlar, siz kaç defa "Ramazan’dan sonra..." bahanesine maruz kaldınız? Ya da siz böyle bir bahaneye sığındınız? Neyse, iki aylık Ramazan bahanesi bitti. Lütfen artık aldığınız maaşları hak etmek için iş başı yapın!