Değil yirmi otuz yıl, iki yüz sene bile yapışılsa makama; Türkiye şahsın, zümrenin, şeyhin, örgütün malı haline getirilemez. Oy alarak görev başı yapan seçilmişleri keyfen işlerinden uzaklaştırıp milli iradeyi taciz ederek hiç kimse doğru, dürüst bir kazanım elde edemez. Bu durumun varacağı nokta kendini belli ediyor. Bilmek için kahin olmaya gerek yok: Düzinelerce seçilmişi baskı altına alan despotik çırpınışlar eğer gereken tepki ile karşılaşmazsa önümüzdeki dönemde milletvekillerini azledip yerlerine atanmışları yerleştirecektir. Bu ise devletin idaresinde milletin temsilcisi olan Türkiye Büyük Millet Meclisi’nden milletin dışlanması demek olacaktır. Yani milletin mallaşmasıdır bu. Türk Milleti maraba olmaz.


Ahali, hepimizin olduğu gibi benim de sinirlerim son dört beş gündür laçkalaştı. Güzelim Ramazan Ayı’nı bu kepazelikle rezil edip bu milleti üzen hükümete hakkımı helal edemiyorum. Yahu adam İstanbul’un Belediye Başkanı. Dünya’da saklanabileceği, gizlenebileceği bir yer yok. Bu gözaltı on gün daha bekleyip Bayram’dan sonra yapılamaz mıydı? Böylesine ulvî bir zamanda olacak iş mi bu? Ayrıca konu sadece Ekrem İmamoğlu’da değil. Düzinelerce belediye başkanı yerinden edildi. Dama atıldı. Yani bunun bir yolsuzluk falan değil, bir nefret harekâtı olduğu gerçeği gizlenemiyor. Yolsuzluk ile itham edilen onca başkanın arasında bir tane bile mi hükümet kanadından kişi olmaz? Has yolsuzluk operasyonu iktidar-muhalefet dinlemez. “Temiz Eller” operasyonunda olduğu gibi.


Ne yapılabilir diye sorduğumuzda önce yapabileceklerimizin listesini yapmaya başlayabiliriz:

-Acil gensoru

-Askeri müdahale

-Milli grev (Balkanlar’da olduğu gibi)


Süreç içerisinde hakkı, hukuku, çağdaşlığı savunan Türkler’e “vandallar, başkaldırıcılar vb.” sıfatlarıyla saldıranlar oldu. Sivas’ta insanları diri diri yakan yobaz ve bağnazlardan çok daha usturuplu bir ulusal duruş sergileniyor şu anda. İYİ Parti İl Başkanlığı’na mermi sıkan, yılbaşında Reina’ya otomatik silahla saldıran bir tepki değil ortadaki. Semtlerin, mahallelerin ve şehrin meydanlarını dolduran milyonlarca vatandaşın içinden Ampulcu teşkilata yönelik bireysel silahlı saldırganlar çıkmamasından ötürü şükrediyorum.


Bunu niye söylüyorum? Çünkü Cumhuriyet Halk Partisi’ni kuran lider Atatürk cephede kafasını siperden uzatıp etrafı kesen bir adamdı. Tırsınca kendini sığınağa atan algıdan farklıdır bu. Yani CHP’nin genetiğinde bıçak kemiğe dayanınca vurma eğilim ve refleksi var. Diğer tarafın kendini savunma biçimi ise sığınaktır. Bu sebeple herhangi bir kaos durumunda dev site duvarları içinde konaklar, yalılar, özel okullar, dev SUV’ler ya da para kimseyi korumaz.


Hani sokakta iki genç kavga eşiğine gelince gençlerden birinin yanında ki kız der ya; “Ergin bırak şunu! Belli ki kaybedecek bir şeyi olmayan bir tip!” Evet. Kaybedecek bir şeyi kalmayan tehlikeli olur. Yarını düşünmez. Mahpus, işkence, ölmeyi düşünmez. Ve şu anda bu pozisyondaki siyasi, ulusal oluşum olarak muhalefet kitleleri görünüyor.


İmamoğlu ilk gözaltına alındığında Youtube, X, Instagram, Facebook, What’s App gibi sosyal iletişim araçlarına erişim durduruldu. Bir internet uygulamasının 80 milyona kapanması demek birilerinin bu

olandan yüklüce para kaldırması demektir. Ve ancak bununla beraber birileri çok yüksek miktarda para kaybediyor demektir bu. Ve şunu söylemek gerekir: Çok para kaybeden insan çok para kazanan insandan daha tehlikelidir.


Bu süreç içerisinde iç rahatlatan unsur özellikle Özgür Özel’in muazzam yönetim kalitesi ve kahramanlaşıp kişisel kazanç elde etme hırsından uzak bir biçimde, tabiri caiz ise memleketin ateş çemberine dönmesini engelleyen yapıcı ve barışçıl bir tavır benimsemesidir. Yani böylesine zor bir süreci idare edebilecek yetide yönetim kadrosuna muhalefet haizdir.


Hanımlar, efendiler; bundan 23 yıl evvel Ampulcular Saraçhane’de mitingler düzenlediklerinde oraya şehrin ve ülkenin her yerinden özel otobüsler kalkıyordu. Bugün Saraçhane milyonları ağırlıyor. Ve oradaki herkes, ve ancak herkes oraya binbir zorlukla gidiyor. Ne metro çalışıyor, ne otobüsler oraya gidiyor. Bugünkü bu dev kalabalık engellenmeye rağmen orada. Akp mitinglerinde ise insanlar oraya götürülmek için teşvik ediliyordu. Bu farkın farkında olmak gerekir diye düşünmek elzemdir.


Tankların önüne set çeken çöp kamyonları 20 araçlık siyah renkli lüks konvoyun önüne bariyer olur mu?


Ekrem İmamoğlu’na yöneltilen suçlamaların ucu Akp teşkilatına sıçrayabilir. 100 kişi göz altına almak demek binlerce kişi sorgulanacak demektir. Yahu İBB’den bahsediyoruz. Dünya’nın en büyük bütçeli ve en büyük şehirlerinden biri. İBB Başkanı bir yamuğun içinde olursa, bu durum ulusal ve hatta uluslararası çapta pek çok kişiyi götürür. Böylesine devasa bir yolsuzluk ortamında kirlenmemiş bir tane bile iktidarî olmamasını aklî melekeleri yerinde olan kim “Olabilir yav. Doğaldır.” biçiminde karşılayabilir ki?


Akp Genel Başkanı İBB Başkanı olduğunda il oyunun %30’una yakınını almıştı. Ekrem İmamoğlu ise %50’den fazla oyla İBB Başkanı oldu. Yaniş Erdoğan bu ülkeye 5 etki olduysa, İmamoğlu 10 etki olacaktır demektir bu. Devlet bunun farkında ve yani devlet indinde İmamoğlu kadar etken bir isim şu anda bulunmamaktadır.

Bu bağlamda devletin şu an ki yönetime verdiği mesaj şudur: “Ekrem’i bile yargılıyorsam, dokunulmazlığın sonlandığında sana ne yapacağımı var sen düşün.”


Hakimin hükmü kendine giydirdiği bir mahkeme mi?

Yani Ekrem İmamoğlu kendisinin yargılanmasını oluşturan vaziyeti tasarlıyor ve bu sayede ileride yargılanacaklar için emsal oluşturarak şimdiden yol mu yapıyor?


“Yeni” Türkiye’nin yorumu: “Yorum yok.”

Meğer “Yenik Türkiye” deniyormuş da biz onu “yeni” diye anlamışız.


Hepimizin ortak sağduyusundan kaçmaması icap eden bir nokta var: Gözaltı süresi çok uzun sürdü. Böyle mevkilerdeki insanlar şartlar ne olursa olsun bu kadar uzun süre gözaltında tutulmaz. Bir daha defaten tekrar ediyor ve soruyorum: Ramazan Ayı Bağdat Belediye Başkanı’nı gözaltına almak için uygun bir zaman mıdır? Ramazan Ayı Kahire Belediye Başkanı’nı gözaltına almak için doğru bir zaman mıdır? Yani İstanbul’un Belediye Başkanı’nı Ramazan’da gözaltına almanın ne demek olduğunu biraz

daha geniş coğrafyalı bir bakışla değerlendirdiğimizde hükümetin domino taşları gibi bir yanlışlar serisi ortaya çıkardığını anlayamamazlık edemiyoruz artık.

Bedhahların otoritesindeki Türkiye’de en çok TSK’nin yıpratıldığını gördük. Ayrılıkçı terör Akp hükmünde o kadar yüz buldu ki artık T. C.’yi bölmenin TSK göçürülmeden olmayacağını gördü. Buna hiçbir dış kuvvet kadir değil. Yani ne yapılacaksa içeriden yapılacaktı.

Talabani ile Diyarbakır’da kurdele kesen Başçömük…

Reza ile İran’dan kaçırılan altının getirdiği mangır ile partizan savunma sanayii oluşumu… 60 senelik TAI (Turkish Aerospace Industry) ile aynı kapasiteye ulaşan 5-10 yıllık savunma sanayii şirketleri… Ordu içinde ordu oluşturma çabası…

Köklü TSK ünitelerini kapatmak…

Kuleli, GATA’yı bitirmek…

Subayların üzerinde ceza tahakkümü oluşturmaya çabalamak…

Ve nihayet terörist çocuğu Apo’yu ortaya sürmek…

Tüm olanlara ses yükselten muhalefetin üzerine çullanmak…

Kayyumlar…


Beşiktaş Belediye Başkanı’nın yerine atanmış Akp’li geçince aslında zurna zırtladı. Beşiktaş Dolmabahçe’nin evi. Devletin ikinci adresi.

Şu anda olanlar ve durumu bu hale getiren süreç Türk’ün iradesine aykırıdır.


Düstur. Olanlarda bir devlet düsturu yok. Muhalif ya da değil; İstanbul’un Belediye Başkanı Emniyet’e alınırken İç İşleri Bakanı ya da hükümetin ucu gidip gözaltı prosedürünü yerinde denetleyemiyorsa, kolaçan-ziyaret edemiyorsa ortada devlet düsturu yok demektir.

Bakan bir gider, sonra açıklama yapar: “Kendisini moralli ve iyi gördüğümü belirtmekle beraber bu sürecin yargı çerçevesinde olmasından ötürü herhangi bir yönlendirici ya da hukuki döngüyü baskı altına alıcı açıklama ve yorumlardan kaçınmamız gerektiğini vurgular ve adaletin tecellisini ümit ederim.” der.

Fakat yok. Devlet düsturu yok. Meclis’te konuşması esnasında tansiyonu oynayıp kalp krizi geçirerek yere yığılan milletvekiline yerde can çekişirken “Geber! ALLAH’ın sopası yok!” diye bağıran tipler onlar. Hırsızlık yapmadan evvel besmele çeken tipler yine onlar. Devlet düsturu yok.


Son dönemde Akp içinde Akp’den farklı oluşumlara yönelenlere “dönek” denmeye çalışıldığı gözlemleniyor. Döneklik hakkında çok bilgim olan bir kavram değil ve ancak rahmetli Prof. Dr. Necmettin Erbakan sayesinde kariyerine başlayan bir kişinin aynı Erbakan'a aniden sırtını dönüp onu düşman ilan etmesi. Bu dönekliktir sanırım. Fethullah Gülen’e gece gündüz “Hoca Efendi.”, “Hoca Efendi.” deyip “Hoca Efendi artık yurda gel. Bitsin bu hasret.” nameleri okuyanın aniden “Fetö!” diyerek palazlanması. Bu dönekliktir sanırım. “Esad”, “Esed”, “Esad”. Bu dönekliktir sanırım. “Gazze’ye gidecek yardımın iznini biz verdik!” deyip ardından işler sarpa sarınca “Ben mi gidin dedim?” denmesi. Bu dönekliktir sanırım.

Bir vatandaş iki ya da hatta üç partiyi sevebilir. Üçüne de meyledebilir. Bu döneklik falan değildir. Bir seçimde birine, diğer seçimde diğerine yönelebilir.


Aykırı görüş: Şantaj… Hükümetin ucu Ekrem İmamoğlu’na: “Tamam. Anladık. Cumhurbaşkanı olacaksınız. Konu şu: eğer hakkınızda iddia edilen suçlardan sizi aklarsam siz de Cumhurbaşkanı seçildiğinizde benim yargılanmama engel olma sözü verirseniz hemzeminde buluşmuş oluruz.” !


Ayrıntı görüş: Akp Genel Başkanı’nın ölüleri mahkemeye verdiğini biliyor muydunuz? Şahıs 50.000’e yakın kişiyi mahkemeye vermiş. Arada siz deyin dosya hatası, ben diyeyim bu işin doğası; birkaç tane ölü isme duruşma açılmış.


Açık görüş: Hükümet çökmüş olan ekonomi kulvarında daha fazla sıkışmamak için gündem değiştirmeye çabalıyor.


Ayan görüş: İstanbul’u kaybeden Akp dev ranttan oldu. İstanbul’dan milyarları cukkalayamayınca parti kodamanlarını besleyemez oldu. Ve ne pahasına olursa olsun İstanbul’u almanın (çalmanın) derdine düştü.


Akl-ı selim görüş: Düzinelerce belediye başkanı sözüm ona “hırsızlık” yaparken hükümet neredeydi? Devletin görevi “hırsızı” yakalamaktan evvel “hırsızlığa” engel olmak değil midir? Bu durumda yaşanan son olaylarda her halükarda suçlu olan hükümet değil midir?


Saraçhane’deki kitlesel uyanışa bakılırsa hükümet bilfiil düşmüş vaziyette. İlanı yapılmıyor sadece.


Bu devlet ne buhranlar gördü… Başbakan idam edildi. Başbuğ’un tırnakları çekildi. Cumhurbaşkanı kürsüde kurşunlandı… Devlet hep yaşadı ve yaşar. “Yıkılıyoruz!” paniğine engel olsun diye hatırlatıyorum.


İnsan ve insanlığın beraber yaşama ilmi olan siyaset ve dolayısıyla siyasetçiler bazen bunayabiliyor. Bu yaşananlar hakkında bir nevi “Erken Bunama” diyesim geliyor. Ve ancak pek erkende sayılmaz. Artık zamanında gerçekleşen bir bunama bu. Millet olarak bunaldık. Çünkü bunak bunaltır.


Son olarak şunu muhakkak hatırlamak gerek:

Attan düşen iflâh olmaz.

Gerçi bu daha evvel söylenmişti galiba ne dersiniz?