Telefonumun takvimine “Ramazan ne zaman?” diye bakınca “19 Şubat (Kesin değil)” ibaresiyle karşılaştım. Ya ilk defa böyle bir şeyle karşılaşıyorum ya da hep böyleydi de ilk kez dikkatimi çekiyor. Bilgisayarımın takvimine baktım; aynı yazı orada da var.

Yurt dışında yaşadığım dönemlerde Almanlar, “Ramazan ne zaman?” diye sorarlardı. Biz Türkler gururla “Şu gün,” derdik; Arap arkadaşlarımız ise “Ama kesin değil,” derlerdi. Almanlar, “Hepiniz Müslümansınız, neden ibadetleriniz ve kutsal günleriniz farklı?” diye sorduklarında bilmeyenler apışıp kalırdı.

Bense cevabı hemen bir karşı soruyla yapıştırırdım:

“Hz. İsa’nın göğe yükselişi ne zaman? Hz. İsa’nın doğum günü ne zaman? Hatta sizde kaç vakit namaz var veya ne kadar oruç tutuyorsunuz?”

Sonuç ya sessizlik olurdu ya da birbirinden farklı cevaplar…

Bizim yaşadığımız Kuzey Ren-Vestfalya (KRW) eyalet yasalarına göre çoğunlukta olan Katoliklerin kuralları geçerliydi. Örneğin, onlara göre 25 Aralık İsa’nın doğum günüdür; oysa diğer mezheplerde bu tarih 6 Ocak’tır. Yine KRW’de 6 Mayıs, İsa’nın göğe yükseliş günüdür ve resmî tatildir. Ancak başka eyaletlerde ya tarih farklıdır ya da tatil değildir.

Dünyada Musevilik, Hristiyanlık, Müslümanlık ve Zerdüştlük gibi çok bilinen dinlerin yanında onlarca, belki de yüzlerce farklı inanç var. Bu dinlerin de kendi içinde mezhepleri, tarikatları ve cemaatleri mevcut.

Eskiden pagan dinler, yani çok tanrılı inançlar varmış; güneş tanrısı, aşk tanrısı, savaş tanrısı gibi… Zamanla inananların çoğu tek tanrı inancında birleşmiş ancak bu sefer de önce dinlere, sonra mezhep ve cemaatlere bölünmüşler.

Detaya boğulmadan özetlemek gerekirse:

Allah bir ama din algıları ayrı. Allah bir, kitap bir, peygamber bir; fakat yollar ayrı.

Bu bölünmüşlüğe kızıp “dinsiz bir dünya” hayali kuranların sayısı artıyor. Ancak bize göre din var olmalı ve birleştirici olmalı. Keşke tüm insanlık âlemi inançta birleşebilse!

Asıl konumuza gelelim:

Türkler, din ile bilimi bir arada yürüten bir toplumdur. Biz bilimsel verilere dayanarak ayın hareketlerini önceden hesaplar; Ramazan’ın ne zaman başlayacağını, bayramın hangi güne denk geleceğini bilir ve takvimlerimize yazardık.

Araplar ise hilali çıplak gözle görmeden oruca başlamaz, hilali görmeden bayram yapmazlardı.

Geçtiğimiz günlerde bize göre utanç verici bir olay yaşadık: Türk’ün ülkesinde, Türk’ün İstiklal Marşı Arapça okutuldu. Bu belki de dünyada bir ilktir. İnsan şüpheleniyor; acaba bilimi terk edip Araplar gibi sadece hilali gözleyerek mi Ramazan ve bayram ilan edeceğiz?

Eğer öyleyse; şu “gavur icadı” konforlu otomobillerimizi, çadır yerine villalarımızı, deve yerine özel uçaklarımızı, ateş ve duman yerine kullandığımız cep telefonlarımızı da terk edecek miyiz?

Kevser Suresi’ni bilir misiniz?

“Resulüm, biz sana ilmi verdik; sen de Rabbin için kurban ver…”

Allah’ın ilim irfan verdiği ve “akledenlerden olun” ayetlerine uyanlar;

Hayırlı bayramlar!