MALUMAT-I İMALAT

Abone Ol

Çağları isimlendirmekte hepimiz çok hevesliyiz. Gerçek şu ki iki yadsınamaz devrim insanlık için temel dönemeç halini almıştır. Bunlar Zirai Devrim ve Sınai Devrim’dir. Zirai Devrim toprağı sahibini besler hale getirmiş ve köleliğe ağır bir darbe indirmiştir. Buğdayın elendiği, değirmenin unu öğüttüğü zamanın başlangıcıydı bu. Zirai Devrim uygarlık demekti. Atı ehlileştirmemizle beraber tarım Altın Çağ’ına girdi. Bundan binlerce yıl sonra gelen Sınai Devrim ise işgücünü bedavaya getirmeye odaklı bir sistem benimsemiş ve köleliği hortlatmıştır.

Dönemler, çağlar, devirler… Aslında şu bir gerçek; Bir Tembellik Devranı olmuştur insanlığın. Ardından bir Çalışkanlık Zamanı başlamıştır. Şöyle ki; bundan 1.000 yıl evvel insanlık olarak üretimimiz bugünden 600.000 kat daha az. Bugün evlerimiz sayısız ıvır zıvır ile dolu. Sayısız ürün var hanelerimizde. Bunların hepsi imalattır. Bunların hepsi üretimdir. İşte fabrikalaşma ile Ademoğlu muazzam bir üretim kapasite ve kabiliyetine ulaşmıştır. Ve ancak bu çalışkanlık hali tabiatımızı bozmuştur. Üretirken; Dünya’yı geri dönüşsüz tüketme eğilimi gösterdik. Bu esnada yaşam süremizi uzattık. Hastalıklara karşı daha dirençli hale gelirken yeni hastalıklar üretmeyi de ihmal etmedik.

Artık insanların antik Yunanlar gibi günün 10 saatini boş boş düşünmeye ayıracak vakti yok. İnsanların artık gün boyu cigara içip “Hayya Hayya Hayya” diye diye bir totem etrafında dans edecek zamanı bulunmuyor. Bunlar tembellik devirlerine ait örneklerdi. Ve tembellik ikisini de bitirdi. Yunan felsefesi bir masal, Amerikan yerlileri ise buhar oldular.

Çalışkanlık bir erdem, tembellik ise haktır. Paul Lafargue’nin Tembellik Hakkı isimli çalışması bu konuyu daha detaya taşıyan bir klâsik eserdir.

Velhasıl, 2 Dev Zıplama Dönüşümü yaşadık: Zirai Devrim ve Sınai Devrim.

Bunların ikisini de mümkün kılan neydi? Evet. Tabii ki; para.

Nasıl paranın imajı? Para deyince “iyilik” mi akla geliyor önce? Yoksa “alavere dalavere” mi geliyor? Domaniç, bizler paranın icat olduğu bölgenin insanlarıyız. Çavdarhisar, Tavşanlı, Domaniç, Simav… Bu diyarlar antik Mısırlılar’ın kayıtlarına “ilk insanlar” olarak geçen Lidya ve Frigyalılar’ın toprakları… Eğer parayı konuşacaksak -ki konuşmalıyız- paranın icat olduğu memlekete bir bakmalıyız. Biz. Evet biz. Bu diyarda para icat oldu da biz muazzam bir zenginlik ve lükse mi kavuştuk? Etrafa 80 tane Tac Mahal mi diktik? Aslına bakarsak bizim yapabildiğimiz sadece doğamızı muhafaza edebilmek oldu. Bu hem etrafı paylaştığımız canlılar hem de biz insanların huyları, davranışlarını kapsayan bir koruma oldu. Ve ancak Dünya’nın en gelişken yeri olmadığımız kesin. Yani para, icat olduğu memleketi bile daim zengin haline getiremedi. Haksızlık etmeyelim: dönemsel olarak çok zenginleşmiş bir bölge olduğumuz bir gerçek. Ve ancak para doğduğu yerin ismini bile üzerine yazmıyor. Dünya’da yok parasında paranın beşiğine atıfta bulunan bir tane para.

Kim ne derse desin; arkeoloji artık bir endüstri halini aldı. Müthiş bir pazar var. Yani şöyle söyleyeyim: Dünya’da kabaca 200 ülke var desek, bunun 100 tanesi saygınlık elde edebilmek için kapsamlı bir ulusal müze oluşturmak istiyor. Bunun için tarihi eserler gerekli. Evet! Ne var? Bizim müzelerimizde sergilenmeyecek olan buluntuları farklı ülke müzelerine satmak fikri mi çok uzak geldi? Bu muazzam bir piyasa. Ve ancak biz daha Çavdarhisar havzasını bile kapsamlı bir arkeolojik taramadan geçirebilmiş değiliz.

Aral Gölü kurudu. Zeminde bir arkeolojik çalışması yapılıyor mu? Hayır.

İlla Alman gelecek, o yapacak. İlla Kanadalı gelecek, o yapacak. O alacak. O satacak. Biz ancak bakacak.

İmalattan, sanayiden, endüstriden bahsedeceksek lojistik en başta akla gelen unsur oluyor. Bu yüzden bazı konularda “En İyi” olmak gerçekten çok ehemmiyetli. Örneğin Dünya’nın en hızlı gemi boşaltan limanına sahip olmak. Dünya’nın en hızlı gemi yükleyip boşaltabilen limanına sahip olmak bir nevi ulusal güvenlik konusudur. Acil bir durumda limanlara yığılma olursa bu olağanüstü kondisyonları kaldırabilecek limana sahip olabilmek kritik bir kapasitedir. Kara nakliyesini çeken bir liman olacaktır bu. TIR 200 km daha fazla gidecek ve ancak bu limana gelecektir. Çünkü burada işler daha seri akacaktır.

Yenilikçi ürün tasarımı endüstrinin lokomotifi olmasa da yakıtıdır diyebiliriz. Bu sebeple malumatta yer alan bazı ürünleri dikkatinize arz etmek isterim;

Kişisel Uydu. Hanımlar ve Efendiler: bu ürün hayatımıza girerse satılan her cep telefonu ile hizmet sağlayıcı operatör firma bir adet kişisel uydu devreye sokacaktır. Bu uydu telefonunuzla neredeyse aynı büyüklükte bir cihaz. Bir nevi mini uydu. Bunlar sürekli uzaya gönderilecek ve yörüngeye yerleştirilecektir. Hafif ve küçük oldukları için bu sorunsuz ve sıkıntısız bir işlemdir. Bu kişisel uyduların görevi sürekli sizi izlemek ve telefonunuzla sürekli bilgi paylaşımı yapmaktır. Uzaydaki konumundan yeryüzünde 20 cm²’ye kadar odaklanabilme kabiliyeti sayesinde sizi kaydetmek ve hatta sizin hayatınızı filmleştirmektir. Sağlık ve güvenlik temini için ideal bir ürün.

Çalışmak konu ise -ki öyle- tatil de direkt konuya dahil olmuş oluyor. Şunu soruyorum; “Ülke 15 gün tatil yaptı.” ne demektir? “Devlet grev yaptı” demektir, daha ne demek olsun? Uluslararası camiaya “Üretmiyoruz lan o zaman!” demektir.

Ultra, mega tatiller yapacağımıza bunun tam zıddını yapmak hakkında ne dersiniz? Ülke ekonomisi zora düştüğünde herkese aylık 48 saat fazla mesai yazmak? Grevin zıttı gibi. Üretim artırmak.

Şaka gibi değil mi? Vatan uğruna cepheye tereddütsüz koşarsın ve ancak iki Pazar tatilini alırlarsa yaygarayı koparırsın değil mi?

Memleketimizin içinde bulunduğu elim finansal vaziyeti acayip uygulamalar ile mi bertaraf etsek? Örneğin haftalık tatilimizi Pazar gününden Çarşamba’ya alsak? Bu sayede Pazar günü piyasamız açık olur. Yani borsamız. İnsanlar diğer borsalar kapalı olduğu için yapamadığı işlemleri bizim borsamızda yapabilir. Örneğin BİST’te işlem gören Ford hissesi New York Borsası kapalı olduğu, İstanbul Borsası açık olduğu için İstanbul Borsası’nda işlem yapabilecektir.

Ahali; bu konu bizi Küresel Piyasa mevzusuna ulaştırır. Britanya üzerinde Güneş batmaz bir imparatorluk kurdu. Doğru. Ancak sorun da buydu. Dünya bir küre. Avustralya’daki Britanyalı ile Londra’da ki Britanyalı aynı ülkenin vatandaşı olduğu için aynı merkezi borsada işlem yapma hakkına sahip. Ve ancak aradaki saatlerce fark şu hali ortaya çıkarıyor: New York’ta ki Britanyalı Londra Borsası’nda hisse alıp satarken Avustralya’daki Britanyalı’nın bunu aynı anda yapması mümkün değil. Avustralya bankaları işleme kapanırken Londra işlem yapmaya devam edebiliyor. Bu eşit haklara sahip aynı ülke vatandaşı olan Avustralyalı’ya haksızlık demek. Yani Borsa çapı küreyi kapsamıyor. Kapsayamıyor. Bu kabiliyete en yakın destinasyonu Napolyon dile getirmiştir: İstanbul.

Türkiye’nin geleceğini en tehdit eden unsurlardan biri kalitesiz endüstriyel ürün imalatıdır. Eski Türkiye’de Dünya’nın en iyi üzümü, zeytini Türkiye’de yetişirdi. Dünya’ya satılırdı. Şimdi ise Dünya Türk ürünlerine şüpheyle bakıyor.

En iyi tekstil ürünleri bizdendi. Şimdi tekstil ürünlerimizin sağlık bozup bozmadığı tartışılıyor. Yurtdışına ihraç ettiğimiz ceviz iade ediliyor.

Bu konu çok önemli. Küresel anlamda üretimimizin kaliteli olmadığı algısı oluşur ise bunu sittin sene düzeltemeyiz.

Amerika’nın Ay’daki bayrağını Dünya’dan görünebilir hale getiren teleskop. Hayır. Yok böyle bir şey Dünya’da. Çünkü bunu yapabilecek olan büyük bir ihtimalle camcılık konusunda çok tecrübeli, usta olan bir ulus olabilecektir.

Cam sanayisi devasa olan bir ulus örneğin. Çünkü mercek bir cam ürünü.

Kim olabilir ki acaba? Arjantin mi? Bolivya mı? Endonezya mı yoksa?

Sarsıcı ürünsel gelişmelerden biri ise şu: Gözdeki görüntü kalıntısını okuyabilecek cihaz. Efendim, insan öldüğünde son 3 saniyesi gözünde bir ışıksal görüntü kalıntısı bırakıyor. Bu kalıntıyı okuyunca son 3 saniyeyi görebilir oluyoruz. Bazı cinayetlerin aydınlatılması için devrimsel bir olay bu. Ve ürkütücü olan; bugün 3 saniye okuyan yarın 3 saati okur. Ve ancak bunun imkansız olduğu ve çünkü gözde kalan görüntünün maksimum 3 saniye olabildiği akla getiriliyor.

Biz her zaman üreten bir millet olduk. Hayal yakalayan, hayranlık uyandıran eserler yapageldik. Gezegene yön veren seçimlerimiz, ideallerimiz, savaşlarımız ve anlatılarımız olageldi. Çok şükür ki bu yazının yazılabildiği bir memleketim var. Ve çok şükür şöyle bir düsturumuz var: Bugün der, yarın ederiz.