İNSANÎ GÖREV: MİLLİ GREV

Abone Ol

Yurdumuzun her yanı grev kaynıyor. Bunun farkındayızdır umarım. Çeşitli kurumların çalışanları gruplar halinde ayrı ayrı grev yapıyorlar. Bu sebeple sanki milleti greve kışkırtmaya çabalıyormuşum gibi görünmek istemem açıkçası. Çünkü mevcut tabloda zaten halihazırda sayısız grev var Türkiye’de.


Hanımlar ve beyler; öncelikle Milli Grev ne demektir, tam denkleşelim: Genel Grev farklıdır. Genel Grev’de üretici sendikaları greve kalkar. Milli Grev’de bütün millet grev yapar. Marketten bir şey almaz, benzin almaz, internetini kapatır, memurlar, sağlık çalışanları neredeyse tamamen iş bırakır. İşte bu olduğunda ülkede halk fakirleştikçe zenginleşen kitle bir günde yüzlerce milyon Dolar’ının buhar olduğunu görünce “Yandı gülüm keten helvaaa!” haline gelir. Gelir dağılımı adil düzenlenir.


Türkiye’nin 24 saat Milli Grev yapması Küresel Ekonomi’nin 50 milyar Dolar kaybetmesi demek. Üretim aksaması demek. Tüketim aksaması demek. Bu Dünya’nın tölare edeceği bir durum değildir.


Örnek olarak Fransa var. Geçtiğimiz yıl Fransızlar bunu yaptılar. AB bir silkelendi. Milli Grev başka bir şeye benzemez. Dünya üzerinde bir millet greve kalkarsa bu milletler için kayıp demektir.


Yalanlar: “Grevle her şey daha kötü olur! Ekonomiyi üretimi-tüketimi durdurarak mı düzelteceksiniz Allah aşkına?”

Allah aşkına devlet arazilerine çökmeseniz? Allah aşkına T.C. Merkez Bankası’nı dolandırmasanız? Allah aşkına yolsuzluk yapmasanız? Allah aşkına devlet parası ile umre ısmarlamasanız?

Hayır kardeşim! Grev ülkeyi daha kötü hale getirmez. Her gün yöneticilerin halkı mallaştırıp soyduğu bu iğrenç vaziyete tepkisizlik grevin bir günde vereceği zararın mislini zaten bu yüce Türk Milleti’ne ödetiyor.

Yalanlar: “Elimizden geleni yapıyoruz.”

Biz elinizden gelmeyelim öyleyse. Akp Genel Başkanı’nın NATO zirvesinde giydiği takım elbiseyi satın alacağım. Parası nedir? Para edin biraz!

Yalanlar: “Türkiye şahlandı!”

Ve matlandı tabii ki.


Sadece THY’nin greve kalkması bile Dünya’yı nasıl etkiler tahayyül edebiliyor muyuz? Bunu Yek Millet yaparsak fakirleştirerek zenginleşenler bir günde tüm servetlerinden fazlasını kaybedip borca düşebileceklerini idrak edebilirler. Çünkü bu belli ki unutuldu.

Bu arada THY demişken, Domaniç ismini filosuna layık görmeyen Turkish Airlines, uçaklarında ki tuvaletleri alaturkaya çevirmek ile ilgili projelendirmeler peşinde koşuyormuş. Yani cidden ne diyeyim ki? Türbülans biraz sorun olur.


Şu sıralar ülkemizin gündemi ile Dünya gündemi pek paralel değil. Dünya; Dünya Kupası ile yatıp kalkarken İstanbul’da her yerde bir dizinin afişleri asılıyor.

15 Temmuz gecesi kopan yaygara ve hengame ile ilgili bir dizi. Posterler her yerde. Bildiğin film afişi gibi. Hani filmdeki oyuncuların büyüklü küçüklü fotoğrafları olur ya afişte? Aynen öyle. En tepede ise kocaman bir Akp Genel Başkanı kafası var. Yandan görüntü. Uzak ufuklara bakıyor kendisi. Bence cep telefonu ekranında “Kurtarın beni!” dediği anın fotoğrafı daha samimi olabilirmiş. Yine de böylesi de güzel.

Şaka bir yana. Cidden dizi bu yahu? İster misin Akp Kurucu Genel Başkanı Altın Kelebek ödülüne layık olsun? Hatta yetmez! Emmy bile alabilir bu çalışmasıyla 15 Temmuz’un başrol oyuncusu olarak.

Berbatlığın içinden yükselen gerçeklik algısı şöyle diyor: Bu dizi çalışması Akp’yi övücü görünüyor ve aslında daha baştan o gecenin başrol aktörü olarak Akp Genel Başkanı’nı işaret ediyor.


“Atatürk’ün de dizisi var!”

Yahu o T.C. Cumhurbaşkanı iken aynı anda dizi filmlerde mi oynamış?


İş artık şu noktaya vardı: herkes iyi mi kötü mü olduğunu biliyor. Kötülere kötülüklerini anlatmak sadece kötüleri daha mutlu etmeye yarıyor. İyinin ise iyi olmayanı görmesi, duyması bile zarardır. Dünya Kupası Yarı Final müsabakası yayınlanırken ve tüm Dünya’da 5 milyar insan aynı anda bu sportif etkinliği takip ederken sen 15 Temmuz Fetö’yle Mücadele Günü belgesel-dizisine kendini kaptırdıysan sende de conta yanık demektir aslında. İtiraf et bunu kendine. İyi olan maçı izlemektir. Kötü kıyas olabilmek için iyiye ihtiyaç duyar. İyi ise doğası gereği iyidir. İyi çoğu zaman iyi olduğunun farkında bile değildir. Kötünün cezası kendisidir.


İş şu noktada: İyi mi kazanacak? Kötü mü kazanmaya devam edecek?


Farklı görüş ve saplantılara sahip olanları incitmek değildir niyet. Bu kimseye hizmet etmek olmazdı. Bununla beraber bizler hakkında yapılan bir tespitten bahsetmek istiyorum: “Türkler mazlum olmayı sever”!! Çektiği acılar kadar var olduğunu düşünen sado-mazo zihniyet. Birbirimize nasıl iyi vakit geçirdiğimizi anlatmak varken neler “çektiğimizi” anlatmayı seviyoruz. Yapımız böyle. Kötüyüz demiyorum. Ve fakat kötümseriz.

Ancak bu vaziyet kara sini ocakta köz ateşi üzerinde pişmiş üzeri siyah benekli bir patates gözmesine bakar aga!

Kendimizi suçlamayalım: iyi hâl kısa sürüyor. O sebeple kötümseriz. İyi olmak için iyimserlik şartı bulunmaz. Çünkü her iyiliğin iyilikten kaynaklanmadığını bilmeyecek kadar enayi değiliz.


Herhangi bir tavsiye de bulunmuyorum tabii ki. İyi ve Kötü. İyi, Kötü ve Tipsiz.


İlla bir öneri sunumu istenecekse jeo-strateji hakkında fikir çapı genişletici etkiye sahip olabileceğini düşündüğüm Akdeniz Birliği projesini anlatabilirim. Diğer bir adıyla Medi-Uni ya da Akbir…

Akdeniz’e kıyısı olan tüm ülkeleri birleştiren bir siyasi yapılanmadan bahsediyorum. Akdeniz’de birlik oluşmaması tüm kıyıdaş ülkeleri zayıflatmaktadır diyebiliriz. Kuzey Akdeniz (Yani Güney Avrupa)’in güvenliği Güney Akdeniz sahillerinden başlamaktadır. Mevcut yapıda Avrupa Birliği’nin (AB) kuzeyli üyeleri askeri harcamaları minimumda tutarken sosyal harcamaları maksimumuma getirerek vatandaşlarına yüksek lüks standartları sunuyor. Bu ülkelerin askeri savunmasını ise İngiltere, Fransa, Almanya, İtalya ve İspanya üstleniyor. Güney Avrupalı AB üyeleri Kuzey’in güvenlik sorumluluğunu taşıyor. Bu mantıksız. Ve adil değil. Diyebililiriz. Ortak bir Akdeniz ticaret mevzuatı ile Akdeniz havzasının dışından gelen ülkelere Trump’ın ağzından düşürmediği gümrük tarifelerini uygulayabiliriz. Akdeniz bizim. Biz kıyıdaş ülkelerin. Bunun farkına varıp kontrolü elimize almaya ne dersiniz?

Dersek?


İngiltere-Arjantin maçında tarihe tanıklık ettiğimizi düşünüyorum. Falkland Adaları sebebiyle Arjantin’e savaş açmış bir ülke olan İngiltere ile Arjantin’in maça çıkması tabii ki hem kültürel, hem

tarihi, hem de sportif anlam taşıyordu. İngiltere çok istekliydi. Bir daha Dünya Kupası’na bu kadar yaklaşmasının zor olacağının bilincindeydi. Ve ancak Arjantin muazzam mücadele ediyordu. Hani “Her şeylerini ortaya koydular” şeklinde bir spiker yorumu vardır. Gerçekten durum buydu. Fransa-İspanya maçı durgundu. Sıkıcıydı. İki tarafta birbirini kilitlemeye odaklanmıştı. Pozisyon zenginliği yoktu. Maç hakkında anlatacak pek bir şey yoktu. Ve ancak Arjantin gerçekten izlemesi insana keyif veren bir takım hüviyetinde. Top Arjantin’e geçince doğru biçimde kullanacaklarına dair bir güven oluşuyor izleyende.

Final’in adı İspanya ve Arjantin.

Arjantin sırf İspanya Şampiyon olsun diye Final’e kadar gelmiş bile olabilir. Kanada Fransa hakkında ne hissediyorsa Arjantin’de aynı duyguları İspanya için güdüyor. Yani pek çok Arjantinli için anayurt kavramı İberya’dır.

Dünya futbol tarihinin en önde gelen isimleri kanımca Pele (Brezilya), Müller (Almanya), Maradona (Arjantin), Ronaldinho (Brezilya), Zidane (Fransa), Ronaldo (Portekiz), Ronaldo (Brezilya) ve Messi’dir. Listeye G.Hagi (Romanya) ve İbrahimovic’i (İsveç) eklersek tam 10 isim ediyor. Bu adamlar başarıyı tartışmasız hak eden adamlardır. Bu sebeple Dünya Messi’li Arjantin’in kazanmasını arzular pozisyondaydı. Bunu da unutmamak gerek.

Final müsabakasından evvel ortada şöyle bir gerçek vardı: Arjantin’in olası şampiyonluğu İspanya’nınkinden daha büyük bir başarı olacaktı. Çünkü Kupa’yı üstü üste iki kez müzesine taşımış olacaktı Arjantin.

Bilmeyenlerimiz olabilir, bu sebeple şu malumatı dikkatinize arz etmem gerekir: Arjantin Latin Amerika’da farklı bir konuma sahiptir. Arjantinliler kendilerini yerlilerle karışmamış gerçek Avrupalılar olarak görmektedir. Zaten gözünüzden kaçmadıysa bütün Arjantinli topçular beyaz tenlidir. Diğer Latin Amerika ülkelerinde olduğu gibi esmer tenliler çoğunlukta değildir. Arjantinliler’in bazıları İspanya’yı İspanyollar’dan daha çok sever. Daha basitleştirilmiş ifade ile anlatmak gerekirse; Arjantin-İspanya maçı Türkiye-Azerbaycan maçından farksızdır.

Peki bu hatırlatmayı neden yapıyorum? Yahu rakip kim olursa olsun, isterse uzaylılara karşı maça çıksın: Arjantin’in 90 dakika şut çekmediği görülmüş müdür?

Aslında ne İspanya, ne de Arjantin Final maçını kazanmayı hak etmedi. Birbirlerine kıyamadılar. Sıkıcı bir maçtı. İspanya sahayı kapatırcasına yayılıp arşınlandı.

Tabii ben olaya Türk bakışıyla bakmakla mükellefim. Bugün İspanya’nın Dünya Kupası yolculuğunu görmek için internete girip arama yapanlar Türkiye’yi de görecekler. Eleme gruplarında İspanya’dan evimizde yediğimiz yarım düzine golün acısını 100 yıl dindiremeyecek. Yine de İspanya’daki maçta İspanya ile berabere maç sonu görmek bir teselli oldu bize. Yani Arjantin’in hikayesinde biz yokuz. Ve ancak İspanya’nınkinde varız. Dünya Şampiyonu İspanya ile son maçını berabere neticelendirmiş bir Türkiye gerçeği var.

İspanya’nın iptal edilen golü palamut gibi goldü. Dünya spor camiasının en yüksek mertebesi ve seviyesi olan Dünya Kupası Finali’nde, tüm Dünya’nın gözü önünde İspanya’dan Williams’ın attığı gol yok sayıldı! İki takım sanki Final’i penaltılara uzatmak konusunda anlaşmış gibiydi. Fakat penaltı demek biraz da şans demektir. Ve İspanya işi şansa bırakmak istemedi.

ABD Milli Takımı’nın çıktığı maçların hiçbirine gitmeyen Trump’ın Final’e ilgisizlik göstermemeyi seçmesi yerinde bir davranıştı. Ancak kendisi maça gidiyorsa İspanya ve Arjantin liderlerini de maça davet etmiş olması gerekirdi. Onlarla yan yana oturması gerekirdi. Söz konusu zatlar maça gelmemişse böyle bir davet yapılmamış demektir. Yordam ve adap bilmemektir bu. Ve bu anca Youtube kanalı yönetir gibi devlet yöneten Do. Tru.’a yakışır. Nihayetinde İspanya Kralı maç sonunda sahaya indi. Saltanat temsilcilerinde bu rahatlık var. Daima resmî prosedürlere uymak zorunluluğu

hissetmiyorlar. Davet edilsin, edilmesin… İspanya Kralı dilediği yere gidiyor yani. Ve ancak başkanlar, bakanlar için bu mümkün değildir. Seçilmiş bir lider başka bir ülkeye çat kapı yapamaz. Davet lüzumludur.

Ayrıca ABD 5.000 yıllık Fars Uygarlığı ile çarpışırken aynı anda Dünya Kupası düzenleyerek savaşı sivil yaşantıya yansıtmamak konusunda has bir ders vermiş oldu.

Bu arada Lamin’in su içmekte olan Arjantinli sporcunun göğsüne topu bastırarak “Haydi! Oyna hemen!” tavrı sergilemesi abesti. Bir ayrıntı.

FIFA Futbol Dünya Kupası mücadeleleri ailece izlenebilen bir spor turnuvasıdır. Başlamadan evvel heyecanı ve sabırsızlığı vardı. Başladı mutlu olduk, üzüldük, izledik, destekledik. Bitti ve hüzünlendik. Şölen sona erdi.


Çok şükür; kazasız, terörsüz, dertsiz ve sorunsuz bir Dünya Kupası oldu.

Katılan tüm sporcuların ömürlerine ömür olsun. Dünya’ya hoş bir hatıra olsun.

Kupa Türkiye için düş değil, ulaşacağımız bir hayâl olsun.