GERİ TUŞU OLMAYAN BİR HAYAT

Abone Ol

Üç komşu çocuktuk çocukluğumda... Daha önce de bu köşede anlattığım gibi, Dam ardı çocuklarıydık biz.

Köyde elektrik yoktu ama biz zaten elektriğin ne olduğunu bile bilmiyorduk. Yılda birkaç defa gelen arabalara bile “altına çekiyor” korkusuyla yaklaşamazdık. Ağaç dalları, eski tahtalar, toprak ve çamurdu oyuncaklarımız. Gün, oyunlarımıza yetmezdi; canımız bir an olsun sıkılmazdı.

Sonra annemle babam beni gurbete, yanlarına aldılar. Henüz beş yaşındaydım; dilini bilmediğim bir memleketin asfalt sokaklarında oynadım yıllarca. Yine de hiç canım sıkılmadı.

8 yaşına geldiğimde ilkokul için amcamların yanına bırakıldım. İlk yıllarımda Türkçem bile yoktu. Çekirdek ailem yanımda değildi ama ben yine de hiç sıkılmadım.

Altı yıl sonra yolumuz yeniden gurbete düştü. Yıllarca babamla 16 metrekarelik bir evde yaşadık. İki buçuk kanallı, 28 ekran siyah-beyaz bir televizyon, tek kasetli bir teyp ve Ferdi Tayfur kasetleri vardı yanımda. Hiç sıkılmadan geçirdim o yılları.

Erken yaşta atıldık hayata. Çocuk yaşta saz çalıp türkü söylerken bir anda kendimizi bir fabrikada bulduk. İşçiliğin yanında ek eğitimler, ek işler derken günün birinde bir gazetenin kapısında takıldık kaldık. Artık canımın sıkılacak tek bir anı bile olmuyordu.

İşler iyice yoğunlaşınca kaçıp köyüme döndüm; ilçemde birkaç iş kurdum. Hangi işe el attıysam şükür iyi gitti. Canlı müzikli kafede ve girdiğim diğer işlerde koştururken ne aileme ne de kendime zaman kalmıştı.

Sonunda vücut dayanamadı greve girdi, şah olayım derken hayat beni mat etti, bilmiyorum kimin duası tuttu... Üç kez ölümün eşiğinden döndüm. Yenilenerek yeniden başladım yaşamaya.

Yaş oldu altmış; yorgun vücudum yeniden ayağa kalktı. Bitmeyen hayaller, tükenmeyen projeler... Artık benim bile kendime sözüm geçmez oldu.

Uzun yolların yorgun yolcusuyum. Bir saniyemi bile boş geçirmek istemiyorum. Bu yüzden "canım sıkılıyor" diyeni de "vakit geçiremiyorum" diye yakınanı da anlayamıyorum.

Benim 60 yıllık yaşlı vücudum, 37 yıllık gazetecilik tecrübem ve hala sesini dinlediğim içimdeki çocuk diyor ki; Hayat kısa, bekleme! Vaktini boşa geçirme, "el alem ne der" deme! İş üret, bahane üretme! Bu hayat geri tuşu olmayan bir hayat. Sen sen ol, onu da boşa harcama!