Ramazan Bayramı geldi ve geçti. Her kes çok iyi bilir ki, Domaniç’in köyleri bir başka güzel olur bayramlarda .Yollar hareketlenir, yıllardır açılmayan kapılar aralanır, avlulardan çocuk sesleri yükselir. Gurbette yaşayanlar memleketlerine döner, mezarlıklar ziyaret edilir, sofralar kalabalıklaşır. Kısacası köylerimiz bayramda adeta yeniden can bulur.
Ama bayramın o sıcak ve kalabalık görüntüsünün ardında, içimizi burkan bir gerçek de sessizce kendini gösterir: O köylerde artık tarımı bilen, toprağın dilinden anlayan insan sayısı yok denecek kadar azdır.
Bugün Domaniç köylerinde dolaştığınızda şunu açıkça görürsünüz: Tarlalar duruyor ama işleyen yok. Bahçeler var ama bakan yok. Hayvancılık yapılabilecek alanlar var ama uğraşan yok. Bu işlerin yükü ise çoğunlukla 60 ve 70 doğumlu büyüklerimizin omuzlarında. Onlar da olmasa, birçok köyde üretim tamamen duracak.
Gençlerimiz köyü seviyor, memleketini seviyor; bayramda geliyor, hasret gideriyor. Ama iş toprağa gelince, ne bilgi var ne de istek. Çünkü artık kimseye küçük yaşta tarım öğretilmiyor. Eskiden çocuklar tarlada büyürdü, şimdi şehirde betonun içinde büyüyor. Eskiden sabahın erken saatinde kalkıp hayvanın başına giden gençler vardı, bugün o düzeni bilen yok.
Bu bir eleştiri değil, bir tespit.
Çünkü hayat değişti. Şehir cazip hale geldi, köyde üretmek zorlaştı, maliyet arttı, kazanç azaldı. Her ne kadar bu durumu devlet politikalarına bağlasak da, meselenin sadece yukarıdan çözülecek bir konu olmadığını da kabul etmeliyiz.
Çünkü üretim, sadece destekle değil; niyetle, bilinçle ve sahiplenmeyle büyür. Bu noktada her bir bireyin, imkânı ölçüsünde üretime katılması sağlanmalıdır. Kimi küçük bir bahçede sebze yetiştirerek, kimi birkaç hayvan besleyerek, kimi de bilgi ve tecrübesini paylaşarak bu sürecin parçası olabilir. Toprakla bağ kurmak sadece çiftçinin görevi değil, aslında toplumun ortak sorumluluğudur. Üreten bir toplum olmadan güçlü bir ekonomi kurmak mümkün değildir. Gençlerin köyde kalmaması sadece onların tercihi değil, aynı zamanda şartların bir sonucu.
Ancak son yıllarda dikkat çeken başka bir gerçek daha var: Köyler, üretim alanı olmaktan çok “yaşam alanı” olarak görülmeye başlandı. Özellikle şehirde imkân sahibi olan bazı kesimler, “zengin hobi bahçesi” adı altında köy yaşantısını tercih ediyor. Doğayla iç içe olmak, hafta sonlarını köyde geçirmek elbette kıymetli. Ancak bu tercih çoğu zaman üretimden uzak, sadece tüketim odaklı bir yaşam biçimine dönüşüyor. Toprak var ama ekip biçen yok; bahçe var ama ürün yok. Köy hayatı bir kültür ve üretim düzeniyken, giderek bir “hobi” haline indirgeniyor.
Unutulmamalıdır ki, köy sadece dinlenilecek bir yer değil, üretilecek bir yerdir. Eğer köyler sadece yazlık ya da hafta sonu kaçamağına dönüşürse, toprağın bereketi de zamanla yok olur.
Unutulmaması gereken çok önemli bir gerçek daha var: Çiftçilik ve hayvancılık sadece köyün değil, ülke ekonomisinin de temel direklerinden biridir. Üretilen her buğday tanesi, her litre süt, her kilo et aslında soframıza gelen bir güvenin adıdır. Dışa bağımlılığı azaltan, fiyatları dengeleyen, kriz zamanlarında ayakta tutan güç yine üreticidir.
Bugün bir ülke güçlü olmak istiyorsa, sadece şehirlerdeki sanayisiyle değil, köylerindeki üretimiyle de güçlü olmak zorundadır. Domaniç gibi tarım ve hayvancılığa elverişli bölgelerde üretimin azalması, sadece köylerin değil, ekonominin de zayıflaması anlamına gelir. Köyde üretilmeyen ürün, şehirde daha pahalıya tüketilir. Üretici kazanmazsa, tüketici de rahat edemez. Yani mesele sadece köylünün meselesi değil, herkesin meselesidir.
Ama şu soruyu da sormadan edemiyoruz: Bu gidişle 10-15 yıl sonra Domaniç köylerinde kim üretim yapacak?
Bayramda dolup taşan o köyler, yılın geri kalanında sessizliğe bürünüyor. Eğer bugün bir şey yapılmazsa, o sessizlik kalıcı hale gelecek. Toprak boş kalırsa, sadece üretim değil; kültür de kaybolur, gelenek de unutulur.
Belki çözüm, gençleri yeniden köyle buluşturacak adımlar atmaktan geçiyor. Tarımı sadece “zor iş” olarak değil, aynı zamanda “değerli bir üretim” olarak anlatmak gerekiyor. Modern tarım, kooperatifleşme, devlet destekleri… Bunların daha fazla anlatılması ve uygulanması şart.
Ramazan Bayramı bize bir kez daha şunu hatırlattı: Biz köylerimizi hâlâ seviyoruz. Ama sevmek yetmez, sahip çıkmak gerekir.
Yoksa bir gün bayramlarda bile dönecek bir köy bulamayabiliriz.