Rutin okuyucu profili giriş-gelişme-sonuç kurallarına sadık kalmış bir disiplinde oluşturulmuş yazıları tercih ediyor. Ve ancak yeni nesil ise “Ne anlatacaksan, çabuk ve hızlı hızlı anlat. Anlatacağın şey ile ilgili her şeyi söylemek zorunda değilsin. Düşünebiliyoruz. Anlıyoruz zaten.” diyor.
Lütfen kimse alınmasın ve ancak hayatımın en çok kitap okuduğum dönemleri erken ergenliğime denk geliyordu. Okuduğumu sınıf arkadaşlarımdan gizlerdim. Çünkü okumak okulun popülerlerine yakışmazdı! Geceleri hep okurdum. Yani demek istediğim; okuyucu kitlenin büyük bir kısmını yeni nesil oluşturuyor. Bu sebeple günlerimi ve saatlerimi meşgul tutan düşüncelerin not kağıtları üzerinde oluşturdukları vücudu olduğu haliyle huzurunuza taktim ederim:
TİNİ MİNİ NOTLAR SUNAR:
-Osmanlı Devleti Bursa’da kurulmamıştır. Osmanlılar Bursa’yı fethetmiştir. Hakeza; Bilecik Osmanlılar tarafından fethedilmiştir. Fethederek devlet olunmaz. Devlet olan fetheder. Osmanoğulları Beyliği Domaniç’te kurulmuştur. Gerekirse her gün yazarım bunu. Bunun unutulmasına göz yumamam. Kanıma dokunur çünkü.
-BM Tanımazlık Kararı. Duydunuz mu böyle bir şey? Yani devletleri tanıyan uluslararası yapı Birleşmiş Milletler Devlet Tanıma Kararı çıkarabiliyor. Peki ya Tanımazlık Kararı? Yani tanınmış bir devletin tanınırlığını iptal etmek. Oluyor mu bu? Yahu Kanarya Adaları diye ülke var. Kırlangıç Cumhuriyeti falan! Ne oluyor be?!
-Muadil. Bir dükkana giriyorsun. Soruyorsun “Şu var mı?”. Cevap çok popüler: “Muadili var.” Muadil? Eski bir kelimeye benziyor. Demek ki güvenilir olsa gerek. Değil mi?
İlaç piyasasında büyük yolsuzluk dönüyor. Önce insanlar bazı ilaçlara müptela ediliyor. Sonra bu ilaçlara yüksek ithalat vergisi uygulanıyor ve bu ilaçlar ithal edilemez hale geliyor. Hasta eczanede ilaca ulaşamıyor. Tam bu anda bir yandaş bu ilacın klonunu daha ucuza ithal etme imtiyazı alıyor bakanlıktan. Klon birebir kopya anlamında. Yandaş bunları ilaç piyasasına sürüyor. Ve diyor ki; “Bu o çok satan ilacın muadili.” Ben şimdiye kadar 3-4 defa Türkiye’de ilaçsız kaldım. Bulamadım ilacımı.
Tıpta ki butlan/kayyum=muadil
Bu muadil çok iyi bir kelimeyse kendinizin muadilini bulunuz.
-Adam Beştepe’ye “lojman” dedi!
Devlet memuru Beştepe Sarayı’nın kapısına gelmiş: “Efendim mevzuat gereği bu konutta kimse 8 seneden fazla kiracı olamaz. Lütfen. Zorluk çıkarmadan yapıyı boşaltalım.”
?Lan?!
-TSK ve USA için; (USA, U.S. Army anlamında. Yani United States of America anlamında değil.)
Mikro mayınlar. Tek kelimeyle muazzam. Kum taneleri büyüklüğünde mayınlardan bahsediyoruz burada.
Konuyu açmayayım diyorum ve ancak bağırıyor sanki “Anlat bununla ilgili bildiklerini!” diye.
Dediğim gibi. Kum gibidir. Ve ancak Şile kumu gibi. Milyarlarca uydu bağlantılı vericiden oluşur. Vurucu özelliği bulunmaz. Suya iki kilo mikromayın döküldüğünde bunlar birbirlerine belli bir
mesafede durmaya programlı olduğu için kilometrelerce kare alanda cereyan eden her türlü hareketi veri kaynağına iletirler. Fark edilmeleri için suya girip mikroskopla bakmak gerekir.
-15 Temmuz’da Fetö ile Fetö çarpıştı. Biri kazandı!
-2030’dan itibaren Dünya’da Dünya’ya gelen her çocuğun doğum anında DNA kodunu arşive yükleme standardı uluslararası kabul görür. Ve uygulamaya başlanır. Yıl 2050 olduğunda Dünya nüfusunun %40’nın DNA’sı bir arşivde bulunmaktadır. Bu sayede DNA eşleme uygulamasını başlatırız.
Buna göre sisteme DNA kodunuzu giriyorsunuz ve sistem bütün Dünya’yı arayıp DNA eşinizin kimler olduğunu size söylüyor. DNA eşi demek genetik kodu sizin genetik kodunuzla mükemmel uyum sergileyen DNA demektir. Ancak şöyle bir durum var. DNA eşiniz aşağı köyde değil de G. Kore’de bile olabilir. Ayrıca DNA eşiniz o ise, o niye sizi bulmamış?
Bu zaten romantik bir uygulama değil. Bu biyolojik bir uygulama.
-Suya dalıp çıkmayıp hayattan firar eden herif! Suya dalıp başka yerden çıkıyor!
Bana “Adam sudan çıkmadı!” dersen adamın boğulduğunu düşünmem. Kaçmıştır it! Adam suda kayıpsa karada arayın!
Kendini mevta diye kayıtlara işletip yepyeni bir hayata sıfırdan başlayacak! Plan bu!
Cümle Alem’e borcu takmış! Şimdi hayatından kaçıyor akıllı!
-Su ve yüzmek ile ilgili: İnsanlar suda birbirini daha temiz tanır.
Deniz bence silahsız girilecek bir ortam değildir. Acayip bir Alem. Türlü türlü mahlukat var. Silahsız girmek büyük risk gibi geliyor bana.
-Çıldıracakmış nedenini öğrenmek için: Savaş gemilerinde niye filika yok?
-Rusya’ya AB üyeliği mi teklif etsek yahu?
“Yahu sen AB değilsin ki!”
Tamam işte… Paris’e, Bonn’a, Brüksel’e deriz ki “Bizimle birlikte Rusya’yı da getiriyoruz.”.
“Rusya AB üyesi olursa karar mekanizmasının en etken gücü olur. Nüfusu çok fazla.”
Rus’un tipi direkt Avrupalı tipi bence.
“Yav bize ne be!”
-Son 30 yılda küresel çapta ne yaptık? Yani elin Uruguaylısı’na “Türkler şunu yaptılar be!” dedirtecek ne yaptık? Köprü, viyadük. Siz Malezya’da yapılan köprüleri gördünüz mü? Adamların yaptıklarının yanında bizimkiler köprücük. Türkiye her halükarda gelişir. Ve ancak biz son 25 yılda 2 gelişirken Dünya 5 gelişti.
“Türkiye şahlandı!” deniliyor. E o zaman iktidarda niye halen “Kalkınma Partisi” var? Kalkınamadık bir türlü.
-Karate Kid filmini bilir misiniz? Hani Miyagi diye üstadı vardı falan. Duvarları boyatıyordu çocuğa karate öğretiyorum ayağına.
Bu filmi çocukluğumda defalarca izledim. Filmin asli konusu şudur: Karate Kid önüne gelenden dayak yer. Ezilir. Büzülür. Kızlardan dayak yer kıvama gelir ve bu noktada “Büyük Usta” işin içine girip çocuğa
karate öğretir. Ve Karate Kid bir şekilde filmin sonunda bir kişiyi döver. Film boyunca düzinelerce dayak yemiş adam bir kavga kazanınca film “Mutlu Son” ile bitmiş olur. Dallamalıkta tavan.
-Kimyasal Silah, Biyolojik Silah, Ruholojik Silah, Mentalojik Silah…
-Gilette™… rica ediyorum. Bak lütfen diyorum. Uzun sakal jileti yapın yahu!
-15 Temmuz kargaşasında ki cinayetler. Şöyle ki; o gece ortalık karşınca makineli tüfek sesleri bizim evimizden duyuluyordu. Bu esnada bazı şahıslar hasımlı oldukları insanlara zarar vermek için çok ideal bir ortam oluştuğunu gördüler. Bu gece öldürülen pek çok kişiyi aslında kendi kişisel hasımları vurdu. Ve bu katillerin biri bile ceza görmedi. Herhangi bir kovuşturma bile yapılmadı.
Fetö’nün siyasi temsilcisi Akp yurdu Fetö’ye karşı savundu?! Kendi kalesine gol attıkça sevinen takım gibiyiz!
-Paraşütü toplamak. Yatağını toparlamaya üşeniyorsun ha? Paraşütü en fazla 3 saniyede kucaklayıp siper alman gerek. Haydi bakayım canım. Çatışmadan sonra o paraşütü çantasına da sen koyacaksın. Haydi güzel kardeşim benim.
-Biat kelimesi ile itaat kelimesi yakındır. İtaat kelimesi ile it kelimesi yakındır.
-Asker Üniforması: Bukalemun Üniforma.
-“Kendime yenildim!”
Kazandın yani?
-Şoklu ağaç toplama metodu: Cama dokundurduğunuzda camı tuz buz eden aparatı bilenlerimiz vardır muhakkak. Bu alet cama bir ses dalgası frekansı verir ve camın bir anda kırılmasını sağlar. Bizim burada bahsettiğimiz cihazı ağacın gövdesine dokundurup düğmesine bastığımızda ağaçta ki tüm meyveler patır patır düşüyor. Ağaca verilen bir zarar olmadığı söyleniyor. Ve ancak 50-60 seneye yayılan gözlemler yapılmış değil. Bana deseler ki “Bunu kullanır mısın?” 5.000 ağacım varsa “hayır” derim. Riski alamam. Ve ancak 3-5 ağacım varsa güzel olabilir.
-İtiraf ediyorum: İşin başından pek umutlu değildim. Avrupa Şampiyonası ve Dünya Kupası’nı kazanmış bir takımımız vardı. Ve ancak Milletler Ligi bir ligdi. Uzun süreçliydi. Süreklilik isteyen, geniş zamana yayılan bir mücadeleydi bu.
Final maçımızdaki rakibimiz Brezilya maça bizden daha dinlenmiş çıkıyordu. Biz Yarı Final’de ev sahibi Çin’i 3 sette mağlup ediyorduk ki maç daha fazla uzayıp kondisyonumuzu çok hırpalamasın. Brezilya bize göre 6-7 saat daha fazla dinlenme süresine sahipti. Nihayetinde turnuvanın kapanış musikisi İstiklâl Marşımız oldu. TRT ekranında Milli Kadınlarımız’ın sesi tüylerimizle kıllarımızı birbirine doladı desem yeridir.
Voleybol. Bu sporda şu ülkeler otoritedir: ABD, Brezilya, Çin, İtalya ve Türkiye.
Bu şekilde ifade ettiğim için beni mazur görün ve fakat bu ülkelerin hepsi elit ülkelerdir ve hepsi küresel anlamda yön belirleyici etkiye sahiptir. Bu spor mecrasında liderlik ediyor oluşumuz hem manidar, hem aşikar, hem cüretkar ve hem de kavlükarar. Sporcularımız hem fedakar, hem cefakar ve
hem de şirin, tatlı, güzel ve cimcime canavarlar. Türk kadınları ettiler bizi bahtiyar; öyleyse helâldir bize duymak iftihar.