ZÜMER 9 (Hiç Bilenle Bilmeyen Bir Olur mu ?)

“Hey gidi eski ramazanlar” deyimi, belki de hiç bu kadar anlamlı olmamıştı.

Eski Ramazanlarda esnaf bayram ederdi, Belediyeler ramazan sokağı kurar, sokaklarda çeşitli eğlenceler düzenlerdi. İnsanlar arası sosyal dayanışma artar. Teravih den sahura sohbetler olurdu.

Kışın ayazında yatak da geçen Ramazanlarımız da oldu. Yazın sıcağında tarlada, bahçede geçen ramazanlarımız da.

Bizim gibi yaban ellerde, fabrikalarda oruç tutanların zorluğunu ise ancak bant işinde, akort çalışanlar bilir. 20 saatten fazla oruç tuttuğumuz oldu.

23 yıl boyunca çalıştığım iş yerimde 8 saatte 30 ton televizyon camını 14 kilometre yol yürüyerek çalıştım. Bir gün bile oruç tutacağım diye doktora gidip belim ağrıyor yalanıyla evde yatarak oruç tutmadım. Taa ki, 2004 yılında 15 Ekim de başlayan ramazanın ilk haftasında, iftara 30 dakika kala geçirdiğim bir rahatsızlık sonucu kendimi ameliyat masasında bulana kadar. O gün bu gündür de oruç yok. Tüm güçlüklerine rağmen sadece iftarın keyfi için bile orucu tutmak isterdim.

İftarlar yapardık Arnavut’uyla, Boşnak’ıyla, Faslısıyla, Edirnelisiyle, Karslısıyla ortak paydamız olan din ve memleket hasretlerini konuşur saatlerce musmutlu ramazanlar, iftarlar, sahurlar geçirirdik.

30 yıllık gurbet hayatım bitmiş memlekete gelmiş ve ilk ramazanımı 2007 yılında kendi ülkemde geçiriyordum. Ne camilerde huşuyu bulabildim. Ne iftarlarda o samimi duyguyu…

Burada yaşayanlar; aynı ana baba da değil aynı cemaatlerde birleşmiş. Akrabaların, sülalenin yerini, tarikatlar almış. Aynı mahalleli, aynı köylü olmak artık bir şey ifade etmiyor. Onun yerine, aynı partiden olmak daha fazla önemsenir olmuş.

Tüm bu ayrışımlar zaman için de bir birine hakarete dönüşmeye de başladı. Kardeş kardeşe; dinsiz, hain, terörist, koyun, keçi gibi küfürler de etmeye başladı taptığı liderinin ağzıyla…

Ve 2020 yılında, Amerikan destekli Çin darbesi geldi. KORONA

Korona, tüm dünyada din, dil, mezhep, siyaseti gözetmeksizin hepimizin ellerine kelepçe, ayaklarına pranga, ağzına da maskeyi takıverdi. Kiliseler, Havralar, Camiler kapatıldı. İşyerlerimiz, eğlence yerlerimiz kapatıldı.

Artık hepimiz kendi odamız dan, Çin’in ürettiği yazılım, Amerikalının ürettiği telefon ve uydular üzerinden görüşmeye başladık. Görüşmek derken küfürleşmeye sosyal medya üzerinden devam ediyor, bir birimizi daha çok kırıyoruz.

Dostlar, kardeşler, hazır korondan dolayı eve kapanmışken gelin ramazan boyunca, duyduklarımızla hükmedip sürekli ayrılığa düştüğümüz şu dini, bir kerecik de kaynağından anladığımız dilde okuyalım ki onun bunun ağzıyla bir birimize düşmeyelim. Alman BOSH marka bir buzdolabı alsanız, ‘Almancasını okumak daha faziletli’ diyenlere uyup, bin defa Almanca kullanma kılavuzunu okusanız. Buzdolabını nasıl kullanacağınızı öğrenemeyeceğiniz gibi, Kuran’ı da; ‘ şu ayeti, bu sureyi okumanın fazileti çokmuş’ diye bin defa Arapçasını okusanız da Allah’ın ne istediğini bilemeyiz anlayamayız. Oysa Allah, Kuran’ın ilk ayetin de “OKU” diye emretmiş. “Biz size bu kitabı okuyup anlayasınız diye indirdim” demiş. “ Hiç bilenle bilmeyen bir olur mu” diyerek bilginin gücünü işaret etmiştir !