MESLEKTE 31.YIL

Yaşım 18 olur olmaz Babamın zoruyla 1984 yılında Aachen Philips Televizyon Fabrikasına işe girmiştim. 3 vardiyalı işte, 8 saatte 30 ton televizyon camı elden geçiyor şartlar çok ağırdı. Oysa benim hayallerimde ne okuyup adam olmak ne de işçi olmak vardı. Okumadan adam olmanın hayalleri ile yapıyordum. Hayranı olduğum Ferdi Tayfur filmlerinin de etkisiyle önce bir iki kaset, ardından ver elini Yeşilçamdı. Gurbetin ve yalnızlığın acısıyla yazılmış onlarca şiirim, hatta bestelerim bile vardı. Eh saz çalıp söylüyordum da. Olmadı. Philips’te işçiydik artık baba zoruyla. Babamdan gizli, 1989 yılında Avrupa Hürriyet Gazetesine bir mektup yazarak muhabirlik talebinde bulundum. Benden iyisini mi bulacaklardı. Düğün fotoğrafçılığı, video çekimleri bende, iyi kötü saz çaldığım için batakhaneleri düğünleri de iyi biliyordum. Çok kitap okuyor hatta tekvando kursuna bile gitmişliğim vardı. Aylar sonra 10 Ocak 1990 Çarşamba günü öğleden önce evin önünde araba temizlerken, eşim, 3. Kattaki dairemizden seslendi. “Mustafa Hürriyet Gazetesinden arıyorlar” diye.NRW Eyaleti Köln Bürosundan Suat Türker, “Mustafa bey (İlk defa bana biri bey diyordu) hakkınızda yaptığımız araştırmalar sonucu Aachen Hürriyet Muhabirliği Talebiniz KABUL EDİLDİ !” Allah’ım nasıl ağlıyorum, nasıl seviniyorum. Babam, “ Hadi len ordan. Koskoca Hürriyet gazetesi senin gibi bir köylü çocuğunu mu muhabir yapacak. Dalga geçiyorlardır” demesin mi ?Neyse aslı varmış babam yanıldı. Birileri beni adam yerine koydu. Mustafa Yiğit Almanya, Hollanda, Belçika bölgesine bakan müthiş haberler çıkaran biri oluverdi kısa sürede. Cinayetler, Türk Milli Takım antrenörleri ile röportajlar. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Tayyip Erdoğan Hocası Erbakan’ın okuduğu Aachen’de İbrahim Tatlıses, Bülent Ersoy, Ferdi Tayfur konserleri haberleri. Dazlakların yaktığı, öldürdüğü Türkler, pkk lıların evimizi yakma teşebbüsü derken yıllar yılları kovaladı. Kızlar büyüdü, işler çok arttı olanları psikolojim kaldıramaz oldu. Döndük memlekete.Domaniç Gazetesi ile yola devam edecektik.Aman Allah’ım, Hürriyet Muhabirliği neymiş ki Domaniç’te gazeteciliğin yanında. 657 sayılı yasa varmış Türkiye’de, amir memur bilgi veremezmiş. Savcı beni muhatap almazmış, haber sokaktan toplanırmış. Lan, sokak ağzıyla haber mi olur. Benim görevim dedikoduyu değil gerçekleri yazmak dediysekte…Bir de protokoller. Almanya’da başbakanlarla, milletvekilleri, bakanlar ile haber yapmasam bu kadar şaşırmazdım. Makam arabalı kaymakamlar, valiler, müftüler, ön sırada, farklı koltuklarda, önlerinde sahte çiçek ve gazoz şişeleri ile protokol erbabı farklı cins insanlar. Utanç vericiydi. En zor bu uygulamaya alıştım. Alışmadım da… Tören olur saatlerce dakikalarca halkı bekletirler. Tören günlerinde tüm amiri memuru iş bıraktırılır sıraya çizilir padişahım çok yaşa derler büyük amirlerine. Bu konularda çok kavgalarım oldu. Ya siz Müslüman değil miydiniz nedir bu kibir nedir bu havalar dediklerim de oldu. Camiler de sırtında çuvalla yiyecek dağıtan Halife Hz. Ömer’i anlatanlar sıradan halka selam bile vermezler. Ya sizin bu tarihte yaşanmış diye anlattığınız hikayeleri ben Almanya da yaşıyordum dediysem de, “ Burası Türkiye” dediler. Anlattıkları Din ile Kültür ile yaşamları birbirini tutmayanlar, kısa sürede psikolojimi alt üst etti. Sorunları görmek için gelen vali görmesin diye kasisler kapanır, yollar temizlenir. Gerçekler bakandan, validen, kaymakamdan gizlenir. Siyaset, yukarıdan gelenleri restoranlara sokar karnını doyurup postalar. İşte bu mücadele beni hem kanser, hem kalp hem de tansiyon hastası yaptı. Ama 10 Ocak 2020 Gazeteciler günün de gelen tebrikleri cevaplamak tam bir günümüzü alınca anladım ki Halkımızla aramızda müthiş bir bağ kurulmuş Ömrüm Domaniç’ime feda olsun ! MESLEKTE 31. YILIMDA YAŞATTIĞINIZ GURUR VE ONUR İÇİN TEŞEKKÜRLER DOMANİÇ’İM