GÜZEL GÜNLER GELECEK ÇOCUKLAR

Daha dün, 2007 yılında yağmurlar az yağdı diye neredeyse her hafta bir köyümüzde onlarca hayvan kesilerek şatafatlı sofralar kurulur yemekler yenir, bir tepeye çıkılır, hoca efendinin çeşitli sembolik hareketler yaparak ettiği Arapça dualara amin diyen eller Allah’tan yağmur dilerdi.
Sonraki yıllarda ise aşırı kar ve yağmurdan tarlalarda hasat yapmak bile zorlaştı. Son 3-5 yıldır ise yine bir kuraklıktır gidiyor.
Günümüz de bilim insanları geçmişe doğru araştırmalar yapabiliyor ve görüyoruz ki, dünyamız ne kuraklıklar, ne sulaklıklar yaşamış. Depremler, volkanlar salgın hastalıklar binlerce milyonlarca insanı öldürmüş. Yetmemiş bir de azgın insanların sağa sola saldırmasıyla paylaşılamayan dünya için nice savaşlar çıkmış, nice insanlar savaşlarda hayatını kaybetmiş.
Aşırı kuraklıklar yüzünden tarlalara çekirge istilaları olurmuş, dedelerimizden ninelerimizden dinlerdik.
Sonra insanlar doğal felaketlere rağmen yaşamasını öğrenmişler. Depreme dayanıklı evler yapmayı, salgın hastalıklara karşı ilaçları bulmuşlar ve musmutlu yaşamışlar.
Anlaşılan o ki dünyamız rahat durmuyor, sürekli değişim ve gelişim içerisinde. Bizim yapmamız gereken ona ayak uydurmak. Bakın dünyada en çok deprem yaşanan Japonya da kimse depremden ölmüyor. 10-15 yılda bir deprem olan Ülkemizde ise her deprem, onlarca, yüzlerce hatta binlerce can alıyor. Demek ki sorun depremde değil bizde.
Geçtiğimiz haftalarda haber sitelerine bir haber düştü, Van gölünde aşırı kuraklıktan su seviyesi düşünce, Erciş Kalesi ‘YENİDEN’ ortaya çıkmış.
Araştırmalara göre, Erciş Kalesi, Urartular’ tarafından M.Ö: 800’lerde inşa edilmiş. Yıllarca sular altında kalan kale 1800’lü yıllarda yeniden ortaya çıkınca Yörenin o günkü sahipleri Osmanlılar, kaleyi restore ettirmişler. Van Gölü sularının 1841 den itibaren yeniden yükselmeye başlaması ile sular altında kalan kale, 2011 den beri çekilen suların altından yine gün yüzüne çıkmaya başlamış. Ne kadar enteresan değil mi. Her şey yerli yerinde duruyor ama klima zaman zaman değişiyor, yenileniyor.
Korona 2020’ye damgasını vuran salgın hastalık oldu. 1 buçuk milyon insan koronadan öldü! Hastalığın nereden geldiği hala bilinmese de, geleceğini onlarca yıl öncenden söyleyen, bilen, tahmin eden, yazan birçok bilgi ve belgeye rastlandı ne hikmetse. Bir çeşit grip olan Korona ne kadar tehlikelidir bilmiyoruz. Ama felaket tellalları ortalığı koronadan fazla tahrip ettiler. Akrabalarımızı özledik, el ele tutuşmayı, sarılmayı, piknikleri, düğünleri, müşterileri, işyerlerimizi özledik.
Korona mı koronacılarmı bilmiyoruz ama birileri hayatımızı değiştirdi. Değiştirmek için de mücadeleleri devam ediyor. Korona, insanları tedirgin ederken doğayı da temizlediği gözlendi.
Bu arada bir şey daha dikkatimizi çekti. Artık insanlar, kuraklıkta yağmur duasına çıkıp hayvan keserek Allah’tan Yağmur istemek yerine, Allah’ın verdiği aklı kullanarak, barajlar inşa etmeye başladılar. Hastalıklarda Şıhlara şeyhlere değil. Direk Allah’ın akıl verdiği işaret ettiği bilime koşmaya, çareyi bilimde aramaya başladılar.
Her musibet bir derstir. Öldürmeyen her dert insanı güçlendirir.
Gelecek çok güzel olacak çocuklar. İnsanlar, Allah’ın Kuran’da da dediği gibi akletmeye başladı.
Bu hastalıklar da biter, felaketler de biter. Erciş kalesinin doğup battığı gibi dertler de bir gider bir gelir. Önemli olan umudumuzu cesaretimizi kaybetmeyelim.
Hayallerimizin peşinden koşalım. Okuyalım, öğrenelim, dikensiz gül yok, gülü koklamak için eldiven gerek. Dertleri yenmek için akıl gerek. Akledenlerimizin sayısı arttıkça huzurumuz da artacaktır.
Geleceğimizin umutları çocuklar güzel günler sizinle gelecek.