BİZİM BÖYLE BİR PROJEMİZ VAR MIYDI !?

Yıl, M.S. Sonra 2006. İşyerlerimizi büyük ölçüde tamamladık. “Geliyorum” deyip gelmeyen, işini sallayan ustalar sayesinde 6 ay gecikmeli açılışımız için her şey hazır da, Almanya’dan gelen Bilgisayarlar Türkçe çevrilecek…
‘Televizyon tamircisinin orda internetçi Koca Bilal var. O yapar dediler. Gittim verilen adrese…
Karmakarışık bir ortamda iri yarı matrak biri binlerce elektronik parçaların arasından çıktı geldi.
Anladım, dinlemedi ama anladı. Hiç te ikna olmadım ama elim mahkûm.
Oturdu bilgisayarın başına başladı sormaya; “ Şunu da yükleyelim, bunu da yükleyelim, o program şu işe yarar bu program bu işe yarar” ben karşımda ki ilkel görünümlü, iri yarı matrak kişinin bilgisi karşısında şoktan şoka giriyorum.
Tabi daha çok bir Almancı kafasıyla ‘Kazıklayacak’ ön yargısıyla son derece de temkinli ve kötü niyetliyim!
İşlem bitti, dedikleri tamamen dediği gibiydi. “Borcum” dedim korkarak…
15 Lira !?
Lan zaten iş bitene kadar 10 bardak çay içmiştik….
O gün Türkiye konusunda Alamancı büyüklerimin bana anlattığı ön yargılı hikâyelerin birisi daha elimde patladı.
Daha ilk günden sevmiştim bu sevimsiz iri yarı matrak adamı. Hayallerim, uçuk kaçık farklı projelerimi gerçekleştirecek en azından bu projeleri paylaşabileceğim biri gibiydi koca Bilal…
Sonra çocukluk hayalim Anadol Böcek modelini konuşurken Bilal sayesinde diğer arkadaş Alparslan ve Tahir ile tanıştık.
Bilal, işleri büyüttü, Kayınet İnternet kaffeyi açtı. Tertemiz, simetrik ve kablo salatasından arındırılmış süper bir işyeri idi Kayınet. Tam da istediğim gibi. İşlerden fırsat buldukça Kayınet te buluşup Elon Musk’a parmak ısırtacak projeler üretiyorduk. Kayınet sonra daha büyük daha güzel bir yere taşındı. Domaniçlilerin çoğu bilmez O gıcık, kıl, koca Bilal onlarca çocuğa sahip çıkıyor, karnını doyuruyor, harçlıklarını veriyordu…
Bizim masada hesabı en son gelen öderdi. Fikir Bilal’indi. Yaptığımız projeler burada paylaşılacak cinsten değildi. Bir örnek vereyim daha kolay anlaşılsın. Geliştireceğimiz bir proje ile İnsanlar Sarıot fasulyesi ile evdeki tüp gazlarını kendileri dolduracaktı. İşe böyle uçuk kaçık projeler.
Oğlum Serdar’ın düğünün de bizim ekip grup halinde geldi. Hayırlı olsun diyen hesabı sonradan gelen öder deyip salondaki yerlerini aldılar. En son gelen Erdoğan Özbey kalınca bir zarf tutuşturdu elime.
Vardı bu işte bir gariplik. Zarfı ayrı bir yere koydum. İçinde bir miktar para geri kalanı da dut yaprağı ile şişirilmişti zarfın…
Düğünden sonra Kayınet’e gittim bizim masa anında ful diğer masalarda da birkaç kişi var. Herkese ne istiyorsa ver dedim Bilal’e, nasıl sevindi garibim !!!
Hesabı da düğünde bana verilen zarfın içinde ki dut yaprakları ile ödedim.
Sonra işler kötüye gitmeye başladı. Ben pizza kaffeyi sağlık ve ekonomik konjonktürden dolayı kapattım. Kayınet ise sallanmaya başladı.
Bilal direnmek istedi. Ama çabalarken psikolojisini de bozdu, benden sonra o da kanser oldu. Tedavi olmak yerine kendini ve çevresini önce germeye uzaklaştırmaya başladı. Kah dargın kah barışık geçen son süreçte ‘Yeşil Deniz’ dizisinden esinlenerek açtığımız ‘Sadıçlar’ grubunu bile kapatmıştık.
Ve bir bayram sabahı Bilal’in aslında beklediğimiz ölüm haberi ile yıkıldık. Mezarlıkta tamamen tesadüfen gelişen bir manzara ile de aslında birbirimizi ne kadar sevdiğimiz ortaya çıktı.
Bilal’in kabri başında ki mezar taşının üzerinde üzgün üzgün otururken yanıma Erdoğan Özbey, ardından Alpaslan Turan sonra da Tahir Turan geldi oturdu. İşte Yeşil deniz dizisinden tanıdık bir manzaraydı yine.. Arkadaşlara bakıp, yaşlı gözlerle sordum sadıçlara; Bizim Böyle bir Projemiz var mıydı !!! ??

Okurlarımızdan Allah Razı  Olsun !