Bir Kar Hikâyesi

Bizim kuşak karı gördü mü aklına bunlar gelir

Her konuda her zaman bir biriyle çelişen bilim adamları, pardon bilim insanları, küresel ısınmadan bahsediyorlardı. Sonra bunun adı küresel iklim değişikliği oldu.

Susuz kalacağız, donacağız, yanacağız, ozon delindi, denize giremeyeceğiz vardı bir zamanlar. Sonuç olarak nice on yıllardır bu tür insanı korkutan geleceğe umutsuz bakan insanlar olduk.

Oysa 50 yaş üstü bilir ki, yıllar gördük karsız kışsız, yıllar gördük tünel açarak evden çıktığımız.

Kar yağınca, bizim buralarda çiftçiler ve çocuklar sevinir. Çiftçilerin gözünde kar varsa bereket vardır. Kar yağarsa ekinler iyi olur yağmazsa kıtlık olur kuraklık olur. Oysa Konya, Antalya, Harran ovası en büyük tarım arazilerimizin bulunduğu yerlerde kar genelde hiç yağmaz. Toprağa bereketini su verir. Su da denize yakın yerlerde nem ve yağmurla gelir. Bizim gibi iç bölgelerde ise yağmur pek yağmadığından su sorunumuzu doğa, kar ile çözer. Bu yüzden Kar Domaniç gibi Anadolu’nun iç kesimlerinde bulunan yerlerde önemlidir.

Kar çiftçiler için bereket, çocukları için oyun ve tatil demektir.

Karın çilesi de ağırdır. Yakacak sıkıntısı varsa, ekmeğini şoförlükten kazanıyorsan kar bereket değil esarettir. Isınamaz üşür hastalanırsın. Karda kışta yolda kalırsın. Araban daha fazla zarar görür, daha fazla yakıt harcarsın, kısacası kar aynı zamanda aşırı masraftır.

Hani bir deyiş vardır ya ‘kurtuluş imkânın yoksa zevk almaya bakacaksın’ karın tadını en iyi çocuklar çıkartır. Birde çocukluğunu özleyen dedeler. Muratlı köyünde Veli Sarı torunları ile çocukluğunu yaşıyor. Hem eğleniyor hem eğlendiriyor. Kardan adam, kartopu ve karda kaymak…

Bizim çocukluğumuz da elektrik, radyo, televizyon, bilgisayarı cep telefonu ve tablet gibi oyuncaklarımız yoktu. Yüzlerce oyunlar oynardık sokaklarda, o yüzden bizde çocukluk arkadaşı diye bir kavram vardır ve hepimiz için pek kıymetlidir. Hemen aklıma gelenler; Şamık, kazık, mert, sekiz güvercin, kör ebe, sobe, ebe kaçmacı, danalar girdi bostana, dokuz taş, 3 taş, homba, yük, 5 taş, kale, pürçük merdi, tahtalı arabaya binme, kışın karda kayma… neler neler. Zamanımızda daha geniş imkanlara sahip çocuklar büyük kalabalıkların arasında bilgisayarları ile yapayalnızlar. Bu yalnızlıklarını bizim buralarda sadece kar yağınca giderebiliyorlar.

Eskiden her köyde bir okul vardı. Her köyde herkesin küçükbaş, büyükbaş hayvanları, tavukları olurdu. Aşırı karın yağdığı günlerde büyükler, aba Setirelerini (ceketlerini), poturlarını (pantolonlarını) giyer el örgüsü çorapları çeker el dokuması dolakları dolar, dağlara buruç toplamaya giderdi. Buruç ağaç kütüklerinde kışın çıkan yeşil bir bitkidir. Bunlar toplanır çuvallara doldurulur eve getirilir. Evde özel bir teknede ince ince kıyılır hayvanlara yedirilirdi. Yem derdi yoktu. Doğa anadan faydalanılırdı. Küçükbaşlar için ise çalı ve pürçük getirilirdi. Çalı meşe dalından, pürçük ise çam dalından kesilirdi.

Ahıra yakın bir yerde mutlaka bir pürçüklük olur karda kuşlarda buralarda tüneklerlerdi. Eski kiremitte kapanlar kurulur ve ya atkuyruğundan tuzaklar örülür, pürçüklüklerde kuşlar yakalanır ocak başında külbastı yapılırdı.

Köyün avcıları karda sürek avına çıkar tavşan vurulursa akşama grup halinde tirit yapılır, tilki ve ya kurt vurulursa köy dolaşılır. Havanlarınızı boğan kurdu ve ya tavuklarınızı yiyen tilkiyi vurduk diye evlerden kim ne verirse toplanır akşam avcılar topladıkları ile kendilerine ziyafet verirlerdi.

Bu günün şartlarında bunlar çok zor işler gibi gelebilir ancak o zamanlar bunlar rutin işten sayıldığından kimse işin zorluğundan yorgunluğundan yakınmazdı.

Bizim kuşak karı gördü mü aklına bunlar gelir genceler ya siz ne anlatacaksınız çocuklarınıza ?