GEÇMIŞTEKİ EN GÜZEL HATIRAYA MEKTUP

Geçmişimin, gençliğimin en güzel hatırası, babamdan sonra babam bildiğim, baba yarım, Öğretmenim Ömer Sehitoğlu’na;
Yıllar sonra size buradan, unutulmuş bir iletişim aracı olan mektup ile hitap etmek benim için ne büyük bahtiyarlık. Resmen anlatılmaz yaşanır hocam. Hiç bir Fen ve Anadolu Lisesini tutturamamış bi mecbur H.Ahmet Kanatlı Lisesi’nde kaydımı yaptırmıştım. Aslında benim bu liseye kaydolmam bile macera idi inanın, babam benim başkasına havale etmiş, oda işlerinin yoğunluğu sebebi ile kayıt işini başkasına devretmişti. Neyse güç bela okula kaydolmuş artık Ahmet Kanatlı’lı olmuştum. O yılın 2.dönemin sonu idi sanırım şu benim olağanüstü dillere destan saçlarımdan dolayı bir erkek öğrenci ile bi güzel kavga etmiş ve onu iyice benzetmiştim. İş bu ya hatırlarsınız İngilizce öğretmeni Müyesser Kuran sanki başka bir sıra yokmuş gibi o kavga ettiğim öğrencinin yanına oturmaya zorlamıştı. Bense oturmamak da inat etmiştim ve İngilizce öğretmeni ile papaz olmuş disiplin için müdürün yolunu tutmuştum. Güç bela Müdüre ve İngilizce öğretmenine yalvar yakar kendimi affettirmiştim. Bir daha disiplin için müdürün odasına gitmemek için en güzel çare İngilizce öğretmeni ile aramı düzeltmek idi ve ben de öyle yapıp onunla iyi geçinmeyi tercih ettim. Ve onunla konuşmak istediğimi söylemiştim. O’da kabul etmişti. Artık benimle ilgilenen bir öğretmenim, dostum, arkadaşım vardı. 2. Dönemin bitimine kadar ilgilenen bu öğretmen dersine girmememden dolayı 2.sınıfin başında beni size emanet ettiğini yıllar sonra anladım hocam. Hiç tanımadığım yeni yeni dersime girmeye başlayan bir öğretmen bana adım ile hitap ederek benimle sohbet etmek istediğini söylemişti, zaman ve mekân bildirmiş ve beni o mekanda ürkek, toy, acemi, aklı bi karış havada bu kızı tabiri caiz ise adam etmek uğraşı içine Besmele ile girmişti. İşte Ömer Hocam sizinle serüvenimiz böyle başlamıştı. En değerli varlıklarım anestezi fena dedemi kaybettiğim de size sığınmış, sizin kapınızda ağlamıştım. Bazen sevinçlerimi sizinle paylaşmış, üzüntülerime sizi ortak etmiştim. Bazen de konuşamadıklarımı satırlara dökmüş size sayfalar dolusu mektuplar yazmıştım. Hatta bir gün “O mektupları saklıyorum, büyüdüğün zaman sana geri iade edeceğim, nasıl büyüdüğünü o satırları okudukça anlayacaksın“ demiştiniz. Üniversiteye gittiğim de bile sizden ayrılamamış, okuduğum şehirden geldiğimde önce size gelip sonra evin yolunu tutmayı tercih etmiştim. Bir de şu var ki üniversitede harcamam için cebime koyduğunuz harçlıkları hiç unutmadım öğretmenim. Tatlı güzel anılar hiç unutulmuyor o kesinde bazen acı hatıralar da hafızalarda tazeliğini her daim koruyor. Babam babaannemin yüzünden beni demir ile dövmüştü de yine soluğu sizin yanınızda almıştım, kollarımdaki bere ve morlukları bile size göstermiştim.-18 yaşındayım anne olacak yaştayım öğretmenim halime bakın demiştim. Söyleyebildiğiniz tek söz””;
-sabret kızım olmuştu. Başka ne diyebilirdiniz ki..Şimdiki eşim olan nişanlımı sizinle tanıştırmak için taaa…Çanakkale’den getirmiştim hatırlıyor musunuz? Ha bir de şu var ki;Düğünüme 3 gün kala evime kocaman bir pasta ile gelmiştiniz ya…Beni hüngür hüngür ağlatmıştınız. Biz genç kızlar baba evinden gelin olup giderken kolundan tutup baba evinden uğurlayan kişiler çok özeldir bilirsiniz. Bence buna en çok siz layıktınız, size verilecek en büyük hediye bu idi…Düğünümün olduğu pazar günü var ya hocam işte o gün benim için dünyalara bedeldi…Baba yarım belki de babamdan daha çok sevdiğim, değer verdiğim Ömer Hocam bana Hayırlı olsuna, beni uğurlamaya gelmişti. Elinizi öpüp boynunuza sarılıp helallik istemiştim sizde can-I gönülden helallik vermiştiniz kapının dışına kadar eşlik etmiş gelin arabasına dahi bindirmiş.-Sakın Ağlama demiştiniz.
Aslında sizinle yazacak bir çok anım var yazmaya sayfalar yetmez. Her Ramazan ve Kurban Bayramı’nın 1.günü beni aramanızı mı desem.Yoksa ilk umreye gittiğiniz de bi akşam telefon ile arayıp,-Nurcan ben neredeyim biliyor musun?Kabenin tam karşısında sana dua ediyorum. Demenizi desem…Yoksa şimdi 13 yaşında olan kızımı 6 aylık bebek iken ilk ve son kez görüp yüzündeki örtüyü kaldırıp O’nasıl hayırlı evlat olsun diye dua etmenizi mi desem?
Hangisini desem öğretmenim? 9 sene oldu sesinizi duymayalı,13 sene oldu yüzünüzü görmeyeli… Bi sustunuz Pir sustunuz öğretmenim.Ne hata yaptım bilmiyorum ve hatırlamıyorum lakin sizden binlerce kez Özür diliyorum. Ne olur beni affedin.
Beni dua’nızdan, sesinizden, sohbetinizden mahrum etmeyin Öğretmenim.
Size şikayet ettiğim babam bile yok artık.
Tek sığınacak dalım siz kaldınız…
Lütfen konuşun dünya gözüyle sesinizi bi kerecik duymama müsaade edin.
Biliyorum sizi kısmet olup da ziyaret edip gelemem… Farkındayım..Lakin sesinizden beni mahrum etmeyin. Daha bana edeceğiniz dualara çok ihtiyacım var ki!!
Bir kere bana “Hanım Kızım “diye hitap ettiğiniz o günü görmeme müsaade edin.
Ben sizi çok özledim, babamdan öte baba yarım… Rabbim sizi iki Cihanda da Aziz etsin.Sağlık ve Sıhhat dolu ömür ihsan eylesin. Baki Aleminiz Cennet olsun İnşallah. Kalın Sağlıkla…
Not: Avucuma sıkıştırdığınız o şekerlerin tadı hala damağımda… Hanım Kızınız Nurcan Boz Yakut