Bİ UTANDIK Bİ UTANDIK

Kambur Ahmet, Topal Mehmet, Çolak Hikmet Ben ve Bizim Afet… Ana baba terbiyesi almamış ve ya alamamış biz beş kafadar…

Çocukluğumuz mahalleye zarar vermekle geçti. Cam kırma partileri, elma çalma partileri, arabaları çizme partileri, derken büyüdük okulu asma, diğer çocukları dövme, öğretmeni delirtme, biz bu halimizle pek havalıydık ama her nedense bizi kimse sevmezdi… Okuyamadık tabi!

Herkes diplomasını alırken biz bi utandık bi utandık…

Akşama kadar kim nerede ne işi bulduysa çalışır, ne kazanırsa kardeşçe paylaşır yer içerdik.
İçtiğimiz şişeleri yola atar, yediğimiz yemekleri ormanda bırakırdık. Biz gittiğimiz geçtiğimiz her yerde mutlak bir şekilde bir eser bırakırdık.

Ertesi günü çevreye verdiğimiz zararı görünce de, bi utanır bi utanırdık.

Okulda aldığımız eğitim bizi ıslah etmedi. Yazın Kuran Kursunda ezberlediğimiz namaz duaları bizi ıslah etmedi, askerde yediğimiz dayaklar da bizi ıslah etmedi. Defalarca karakolluk olduk, az çok içerde de yattık ama biz ıslah olmadık.

Bir gün sarhoş sarhoş çaldığımız arabayla dolaşırken bir kazaya neden olduk. Kazadan sonra Ahmet kambur, Mehmet topal kaldı. Hikmet’in kolu koptu. Bizim başımızı çeken Afet ile afeti yaşadık.

Şimdi insan içine çıkamıyor bi utanıyor bi utanıyoruz.

Her şeyi bırakıp imana geldik. İyi kötü birer eş bulup evlendik. Günahlarımızın affı için Hacı pilavı döktürdük. Dualar okuttuk. Yemekten sonra çöpleri gidip bir dereye döktük. Ertesi sabah derede balık yerine bizim çöpler yüzüyor. Yüzmesi gereken balıklar ise ölüyordu.,

Ve biz yine bi utandık bi utandık…

Ey iyi insanlar, biz, bizim yaptıklarımızdan utandık da, siz bize ses çıkarmadığınız için, yaptıklarımıza gülüp geçtiğiniz için, bize karşı sorumsuz ve duyarsız kaldığınız için utanıyor musunuz.

Siz akıllı insanlarsınız madem, okudunuz, çalıştınız, başarılı oldunuz.

Peki, bizim gibi kıyıda kenarda yalnız kalmış, yol iz bilmezlere niye sahip çıkmadınız?