Eskiden tüm okullarda ders ve teneffüs zili aynı tip zille çalardı. Adı gibi kendisi de bir zil olan aleti, eskiden öğrenciler çalarken sonra ki yıllarda okulun hizmetlisi çalmaya başlamıştı. Okul zili deyince de akıllara meşhur hababam sınıfının hizmetlisi Hafize Ana’nın çaldığı zil akla gelirdi.

Son yıllarda okullarda zil yerine dijital sistem çalmaya başladı. İsteyen istediği sesle öğrencileri sınıfa çağırabiliyor.

Kışlaya, camiye, damarlarımızın her bir yanına bulaşan siyaset hastalığı, maalesef okullarımıza da girdi ve okul zilleri de siyasileşti.

Okul zilleri bir taraftan öğrencilere ders saati başladı mesajı verirken ses yükseltilerek etraftakilere de, bu okulun yönetimi eskiden de şimdi de fetocu değildir. Mesajı veren müziklere dönüştü.

Artık okul zillerinden şu mesajları anlıyoruz; Ben fetocu değilim/ hiç olmadım. Ben hükümetime bağlıyım, ben cumhuriyete karşıyım, ümmetçi sistemden yanayım, ben sisteme karşıyım türünden ziller. İşte…

Eğitimimiz zile kadar kendini siyasallaştırırken, eğitim içreğinde bakana göre değişkenlik göstermeye başladı. Her bakan bir önceki sistemi beğenmeyip kendi yeni sistemini getirerek kim neyi nasıl öğreniyor ya da öğretiyor belli değil. Sistemdeki yenilikleri takip etmek ise mümkün değil.

Mesela bu yıl anlayabildiğimiz bir yenilik, ara tatillerde yapıldı. Bu sistemi size okul yöneticileriniz anlayabildikleri kadar anlamaya çalışacaklar. Siz siz olun ezberlemeye kalkmayın zaten seneye yeni bir uygulama gelecektir.

Üç çocuk yetiştirmiş bir olarak bizim fikrimiz, çocuklarınızı Alman sistemine göre yetiştirin. Ben öyle yaptım. Çocuklarınıza birer altın bilezik takın. Yani önce meslek sahibi yapın. Çocuk isterse ileride kendi imkânları ile okusun.

Aksi halde milyarları ve hayatınızı harcayarak üniversiteli bir işsiz yaratırsınız. 35 yaşındaki işsiz çocuğunuzun harçlığını kredi borcunuzdan arta kalan emekli maaşınızdan vermeye devam edersiniz.