Havaların ısınmasıyla, düğün sezonu da açılır. Ancak son yıllarda Ramazan, bahar aylarına denk geldiği için, düğünlerde gecikmeli olarak başlıyor.

Özellikle Türkiye’ye ilk geldiğimiz ve gazeteyi devraldığımız yıllarda, her yıl düğünlerle ilgili çok yazdık çizdik…

Düğünlerin 3 gün sürmesini, dürü dağıtılmasını ‘Delikanlılara’ bedava alkol dağıtılmasını, altın / takı işlerinde aşırılığı, Düğün evinin 7/24 hazır tuttuğu yemek israfını, EV-lenmek kelimesinin aslında eve çıkmak / Ev sahibi olmak anlamı taşıdığını ancak bizde ki düğün şatafatı yüzünden evlenen gençlerin evsiz kaldığını, düğün ağasının ‘Şanına / Namına’ göre yapılan konvoyların, gürültü ve görüntü kirliliğine neden olduğunu yazdık, çizdik eleştirdik.

Atalarımız, evlenen gençlere yeni bir çadır açarmış. Bizde ise gelin ile damada bırakın çadır açmayı, yani günümüz şartlarında ev açmayı; Var olan ev, dam, tarla tokat, ahırda ki hayvanlarda elden gidiyor.

Peki bu israfın, bu şatafatın sebebi ne ?
Hava atmak ! ‘Alileler yapar da biz yapamaz mıyız? Bizim Fadimelerden neyimiz eksik’ Söyleyelim: Zekânız eksik !

Bakın burası önemli..
İnsan, düşünen bir varlıktır. Allah Kuran’da o yüzdendir ki; “Hala akletmiyor musunuz” “Hala düşünmez misiniz” gibi ayetlerle akleden sorgulayan bir beyin istediğini ifade eder.

Bu yüzden Allah’ın istediği, toplumun saygı duyduğu insan; Akleden, sorgulayan kısacası zekâ sahibi insandır.

Zekâsı olmayan mücadelesini kavga ederek yapar. Sıkıntısını –sorununu zekâsıyla halledene insan denir.

Hayvanlar ise yeme, içme, üreme, otorite sağlama gibi sorunlarını kavga ederek elde ederler. İnsan beyniyle, hayvan boynuzları ile yaşam mücadelesi verir.

Zeka sorunu olan beynini kullanamayan sözde insan, hayvanlar gibi kavgaya başvurur.

Ne hikmetse kavga etmek için de düğünleri gözetir. İşte biz bu yüzden dostlarımızın düğünlerinde şu utanç verici soruyu sorarız;

Düğününüz kavgasız gürültüsüz geçmiştir inşallah.