ZALİMLERE BEDDUA MAZLUMLARA DUA

Âlem-i İslam’ın lideri, yedi iklimin efendisi, krallara taç giydiren, Allah’ın yeryüzünde ki gölgesi, Müslümanların halifesi, Melikül Meşayih Şazeli ve Kadiri Şeyhi, Veliyullah, zamanın kutbu, hanlar hanı, Türklerin kağanı, yüce devletin padişahı, Osmanlı barışının mimarı, serdar-ı hakan, Cennet Mekân, Tapınakçıların korkulu rüyası, sömürge nizamının kurucusu şeytanla ve onun uşaklarıyla ömrü boyunca savaşan siyasi deha Havas’ul Havas hırkasının, tacının, İlm-i Led’unün sahibi sultan oğlu Sultan Halife Abdülhamid Han Hazretlerinin aklına, ideallerine ve öğretilerine, masumlar kan ağlarken, dünya kaosa, göz yaşına boğulmuşken Âlem-i İslam’a insanlığın ihtiyacı var. Batı’yı dize getiren, krallara taç giydiren, efsane istihbarat faaliyetleri ve akıl oyunlarıyla düşmanın aklını alan, bastonunu Karadeniz’e soktuğunda Akdeniz’i karıştıran; Cihan Padişahı, Allah’ın yer yüzündeki gölgesi, Müslümanların Halife’si; Sultan Abdülhamid Han Efendimizi vefatının 101. sene-i devriyesinde gözlerim hasretle arıyor, kalbim ise hasretinde…
O’nasıl akla hayale gelmeyecek eziyetleri reva görenlere ettiği beddua’yI yayınlıyorum.

“Helal etmiyorum!
Şahsımı değil, milletimi bu hale getirenlere
hakkımı helal etmiyorum.
Beni, benim için lif lif yolsalar,
cımbız cımbız zerrelerimi koparsalar,
sarayımı yaksalar;
hanûmanımı, hanedanımı söndürseler,
çoluğumu gözümün önünde parçalasalar
helal ederdim de, Sevgili’nin (SAV) yolunda yürüdüğüm için
beni bu hale getiren
ve milletimi ateşe atan insanlara
hakkımı helal etmem!
Allah’ım!.

Mukaddes isimlerine kurban olduğum Allah’ım! Yâ Adil! Bana “Kızıl Sultan” adını takan ve devrilmem için ellerinden geleni yapan Ermenileri, şimdi beni devirenlere parçalatıyorsun. Bu cellatları da kim bilir
kimlere parçalatacaksın? Fakat yâ Rahman;
adaletinle tecelli edersen hepimiz kül oluruz. Bize acı! Resulünün, Sevgili’nin, Kâinatın Efendisi nurunu kaybeder gibi olduğu için bu hale gelen millete,
rahmetinle, fazlınla, lütfunla tecelli et.
Yâ Kâdir! Kundaktaki yavruyu,
almış kaçıran leş kuşunu düşürüp,
çocuğu kurtarmak ancak senin kudretine sığabilir. Leş kuşlarının gagasında
kundak çocuğuna dönen milletimi
kurtar Allah’ım! Yâ Ma’bud; ömrümde tek vakit farz namazı kaçırdığımı hatırlamıyorum. Ama tek vakit namazım olduğunu iddiaya da nefsimde kuvvet bulamıyorum. Huzurunda eğileceğime, kaskatı kalıyorum ve duada ruh teslim edeceğime, yatağımda kıvranıyorum.
Sana kulluk gösteremeyen
bu kulunu affet Allah’ım. Eğer, yılları tesbih dizisince süren hükümdarlığımda seni bir kere anabildim, Resûl’üne bir kez bağlanabildimse, duamı, o bir kere ve bir an yüzü suyu hürmetine kabul et.
Yâ Sübhan! Şu titrek elleri, kıyamet gününde sana “ümmetim, ümmetim” diye yalvaracak olan Habibinin eteğinde, şimdi “milletim, milletim” diye dilenen bu ihtiyarın duasını geri çevirme. Milletimi evvelâ, “Ba’sü bâ’de’l mevt”siz bir ölümle yok etmeye götüren sahte kurtarıcılar ve sahte kurtuluşlardan kurtar ve O’na bir gün gelecek kurtarıcıları,
gerçek kurtuluşu nasib eyle. Benim artık bu dünya gözüyle görebileceğim hiçbir saadet ümidim kalmadı. Bari felaketi olsun
bana daha fazla gösterme Allah’ım.
Ayakta duramaz haldeyim, vâdem ne gün dolacak Allah’ım!.” Ulu Hakan Efendimizi günün birinde laf ile değil de gerçekten hakkıyla anlamak dileklerimle. Rabbim mekanını cennet eylesin. Bizlere de Sefaatci olmasını nasip eylesin.