SONBAHAR GİBİ

Sonbahar da ilkbahar kadar güzel hatta daha da güzel ve sıcaktır.
Bikere ilkbahardan daha uzun sürer, ilkbahardan daha renkli ve anlamlıdır.

İlkbaharda büyük kuşlar cinsel dürtülerle çıkarları için ötüşürken, sonbahardaki yavru ve genç kuşlar, yaşam sevinciyle ötüşürler. Sürüler koloniler halinde dostça kardeşçe paylaşırlar gökyüzünü ve rengarenk olmuş ağaçları…

Çevresine bu güzelliği sunan, her türlü canlıya hayat veren tecrübeli ve yaşlı ağaçlar bileseler de son günlerini yaşadıklarını; Yorgun kollarında son meyvelerini taşımak için inadına direnirler.
Yeni yuva kurmak isteyen genç kuşlara ev sahipliği yapmak onları sarıp sarmalamak için direnseler de sararmış yapraklarını tutmaya, acımasızdır rüzgâr. Estik eser, estikçe eser…

Yaşlı insanlarda öyledir. Rengârenk olmuş saçları, dökülmemek için direnirken ayrı bir tat verir etrafına. Kırışmış yüzler yaşanmışlıkların birer aynasıdır sanki. Her bir kırışık ayrı bir hikâyenin kitabıdır adeta okuyabilene.

Genç kuşların koloniler halinde daldan dala uçuşup, cıvıl cıvıl ötüştükleri yorgun ağacın dalları gibidir yaşlı insanların kolları. Etrafında koşuşturan, sırtına atlayan, eşek yapıp sırtına binen torunlarını taşımak için direnir son gücüyle..

Torunları ile oynayan yaşlı insanlar, kendi çocukluklarını bulur, o günlerin hayalini kurar ama kimselere anlatamaz bir zamanlar kendisinin de bir çocuk olduğunu.

“Benim anamda bana şunu yapardı, dedemde böyle yapardı” diye mırıldansa da kimseler duymaz sesini.

Belli bir yaştan sonra insan kendini SONBAHAR gibi hissediyor. Önce yorgun ama rengarenk, güçsüz ama dimdik ayakta, sonra sert bir rüzgar ile yapraksız kalmış kuru bir ağaç gibi kara toprakta.
Her anın, her insanın kıymetini iyi bilmek lazım vesselam.