OKULLAR YAZ TATİLİNE GİRERKEN

Bu hafta cuma günü okullar kapanıyor 3 ay gibi uzun tatil dönemi başlıyor. Kimi öğrenci yaz tatiline verdiği emeklerin karşılığını en iyi şekilde alarak gururlu ve mutlu kimi öğrenci ise boş vermişliğin sonucunu görerek belki Üzgün belki yine boş vermişliğe devam ederek girecek. Benimde kendi öğrencilik yıllarım geldi bir an aklıma. .. İnşaat ustasının keser ile çivi çakarak kazandığı üç beş lira ile Eskişehir gibi bir yerde eğitim almak… İlk Okul öğretmenim Ali Çalışkan geliyor aklıma o zaman ki zor şartlara rağmen yaşanılan 23 Nisanlar… Değil ailelerinin aldığı cicili bicili kıyafetler Ali Çalışkan’ın çeşitli yardım kuruluşları ile anlaşarak okulunda gözleri pırıl pırıl parlayan öğrencileri toplayıp giydirip kuşatıp sinemayla veya tiyatroyla tanıştırması geliyor. Ali Özdağ ‘in 60 kişilik sınıfa o curcunalık da bir kelime fazla öğretebilir miyim çabası geliyor aklıma… Eskişehir Osmangazi Ortaokulu Müdürü Rahmi Baydı… 3 katlı binada müdür odasında bir bağırmaya başladı mı sen taaa 3. kattan duyarsın, hele birde birazcık şımarıp disiplin için onun odasına gittiysen… Kız erkek fark etmez tekme tokat bir başladı mı kimse alamaz elinden kulaklar yanaklar kıpkırmızı çıkarsın odasından.. Gençliğin verdiği cesaret ile matematik öğretmeni Lütfiye Çakıroğlu’na az biraz dikleş bakalım sana okkalı bir tokat çıkartır ki şavkın kayar yıldızları sayarsın… Hele ki Fen Bilimleri Öğretmenimiz Ercan HEZEN’in farklı eğitim anlayışı Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmenleri Cengiz Kanbir, Ömer Özsögüt ve İhsan Akça’nın kısa süreleri ezberlememiz için bize sarf ettiği çabaları… Bir de Tarih Öğretmeni Munire Tasdelen vardır ki dünyaya bedel… Ton ton yüzünden gülümsemesi eksik olmayan tarihi sevdirmek için bol keseden verdiği sözlü notları ile hatırladığımız sevgisi yüreğimiz de gülümsemesi hatıralarımızda saklı olan güzel yürekli insan unutulur mu? Hayır, asla unutulmaz. Son durak H.Ahmet Kanatlı Lisesi… En Deli Çağlar ki tavan yaptığı zamanlar 1 Nisan şakaları silsilesi ile öğretmenlerimizi canlarından bezdirirdik. Hiç bir öğretmen yoktur ki ömründe raptiye yerleştirilmiş sandalye oturmuş ve o acıyı tatmış olmasın… Rengarenk çeşit çeşit Kalemler şöyle dursun birer tane kurşun ve kırmızı kalemin silgin ve kalemtıraşın, kitaplarını senden bi üst sınıftan tedarik ettiysen ve onları gazete ile kaplayıp jilet gibi yaptıysan ve üzerine Kaymaklı kadayıf misali okul formasını da bi üst sınıftan Kendine uydurduysan senden kralı yok arkadaş inan… Hele birde gittiğin ortaokulda Alatdin Başkan diye öğretmen akraban var ve baban velilikten feragat edip seni ona zimmetledi ise ve baban hiç bir öğretmenini tanımadan okula adımını atmadan o okuldan mezun olduysan… H. Ahmet Kanatlı Lisesi’nde öğretmenin hası Ömer Şehitoğlu ve Muyesser Kuran ,Müdürü Cemil Cahit Akın ve yardımcısı Abdullah Yaşarlar o deli cağlarında en az zarar ile seni kazanmak için aralarında paslaşarak seni adam etme derdine düştü iseler sen kârdasın arkadaş… Her ne kadar da olumsuzluklar oldu ise hayatımızda biz anne ve babasından, öğretmeninden hem korkan hem seven hem saygı duyan bir nesildik. Keşke Rahmi Baydı biraz daha bağırıp çağırsaydı ,Lütfiye Çakıroğlu iki tokat fazla atsaydı, Keşke Cemil Cahit Akın’in odasının önünde sabahlasaydık ,Ömer Şehitoğlu ve Müyesser Kuran nasihatleri ile canımız dan bezdirse idi… Ama biz hep çocuk kalsaydık hiç büyümeseydik… AH Keşke Çocukluğumuzu doya doya yaşasaydık…