ŞEKER PORTAKALI / JOSE MAURO DE VASCONCELES

Liseli yılların başında okuduğum hüzün dolu bir kitap. Yıllar sonra tekrar okumak ayrı keyif veriyor insana. Her sayfa ayrı bir hüzün bu kitapta.Aynı zamanda okuma alışkanlığını kazandığım kitaplardan birtanesi. Vasconcelos’un en çok bilinen, adı geçtiğinde hüzünlendiren efsanevi kitabı. Yazarın yüreğinde yirmi yıl sır gibi açığa çıkmayı beklemiş ve on iki günde satırlarda kendine yer bulmuş bir kitap. Her çocuğun okuyarak büyümesi gerektiğini düşünüyorum. İlkokulda okutulmalı ki daha hassas daha duyarlı olunabilsin çocuklar. Hüzünle erken tanışacaklar ama olsun buna değecek. Çocuk saflığından izler bulacaksınız, tebessüm ederken zaman zaman ağlayacaksınız.Şeker tadında her insanın kütüphanesinde bulunması gerektiğini düşünüyorum. Yıllar sonra bile açıp okunabilecek bir başyapıt. Çocuklarımıza mutlaka okutmalı gerekirse okunmali sevgiyi hissettirmeli, şefkatli kollarıyla sarmalı, değerli olduklarını gösterebilmeliyiz.
Acı bu dünyada keşfedilebilecek en yaralayıcı şey. İnsanı insan yapan, sarsan, öylesine yürek burkan ve nasıl olduğunu anlamak güçte olsa bir anda büyüten.
Kahramanımız Zeze acıların içinde yoğrulmuş bir çocuk. Küçücük dünyasına umut tohumları ekmiş sevgi pıtırcığı. Bir o kadar yaramaz, haylaz, zeki ve duygusal. İçinde karşı koyamadığı haylazlık başına büyük belalar açar. Yapılan her yaramazlık ölümlerden döneceği dayaklarla sonuçlanır. Yaşam standartları bir dürtü durumunda. Yaşanılan yoksulluk, işsizlik, eksilerde bir hayat sürmeleri ve hıncını Zeze’den çıkarmaları büyük bir acı içimizi burkan.Evrensel bir sevgiyle ve müthiş bir duyarlılıkla yaklaşır etrafındaki herkese. Onu hayata bağlayan sevgi ve umut olsa gerek.
Zeze için büyük bir öneme sahip bahçelerinde ki Şeker Portakal fidanı. Sevincini, üzüntüsünü paylaştığı sohbet ettiği canyoldaşı. Bir gün kesileceğini öğrenir büyük bir olgunlukla sineye çeker. Büyümüşte küçülmüş sanki oysa daha altı yaşında. Bir de Portugası var en çok değere sahip. Yüreğini açtığı, dostu yaşama sebebi sevgiyle bağlandığı Portuga. Severken, güvenmişken, kendine kol kanat gerecek yalnızlığına yoldaş birini bulmuşken apansız kaybetmek. Zeze onu kaybettiğinde “yaşamaya mahkum ettiler beni” ve artık yaşamak zorunlu bir hâl alıyor onun için. O acı altı yaşında bir çocuğu yaşayan bir ölüye çevirebiliyor. İşte son sayfalar o acıyı, yalnız kalmışlığı öyle bir hissettiriyor ki Zeze’yle gözlerinizden bir kaç damla yaş dökülüyor farketmeden. Nefes aldığımız sürece hala umut var.
Sizlerde okuyarak o acıyı paylaşabilir yazarımızın çocukluğuna şahitlik edebilirsiniz. “Hayatın sevilecek yanlarını sen öğrettin Portuga’ m” diyebileğiniz Portugalar çıksın karşımıza.
Kitapla kalın…