BİZ 12 KİŞİYDİK (Öylesine bir hikâye)

Amcamla, babam çalışmaktan gelene kadar, annemle yengemde hayvanları sağar sofrayı hazırlardı.

Dedemle, ninemde komşularla akşama kadar oturur, akşam yemeğinden sonra da bize eskileri anlatır, hatta moralleri iyi olursa, masal bile anlatırlardı.

Ninem, bir ah çekerek, anası babası ile olan hatıralarını anlatır, bazen de ağlardı. O yaşta bir kadının ‘Anam babam ‘demesi bana çok tuhaf gelirdi. Bu yaştaki ninemin anne babasının olacağını O’nun da bir zamanlar çocuk olduğunu bir türlü kendime kabul ettiremezdim.

Sokaklarda oynadıkları oyunlarını anlatırlardı. Yük, homba, mert, sekiz güvercin, ebe kaçmacı, kışın evde yüzük oyunu… Babamlarda katılırdı çoğu zaman bu sohbetlere. Onlarda aynı oyunlarla büyümüşlerdi sokaklarda aynen biz gibi.

3 Çocuklu amcamlarla, 3 çocuklu babamlar ninemle dedem küçücük evde tam 12 kişiydik. Kışın aynı odada, yazları ise ayrı odalarda yatardık.

Anne babaların kendilerine ait özel odaları vardı. Torunlarda dede ve nineyle yatardı.

Aramızdan ilk ayrılan, amcamın büyük kızı oldu. Hamileydi, doğuma bir ay kala bir maganda kurşununa kurban gitti ablamız. İlk torununun acısına dayanamayan dedemi de kaybettik aynı yıl.

Ninem bazen kızar, isyanlar ederdi. 12 yaşında bir çocukken kaçırmıştı, dedem ninemi ve aniden yalnız bırakıvermişti bu yaştan sonra, ninemde fazla dayanamadı yalnızlığa.

Evde büyük kalmayınca huzur da kalmadı. Ayrıldı amcamla babam…

Yuvadan en son uçan ben oldum. Evlendikten sonra yeni evime taşındım. 3 çocuğum oldu. Sonra evlenip onlarda uçtu yuvadan bir bir. Oysa çocukları üçleyince eşimle birlikte el ele verip kocaman bir ev yapmıştık…

İyi ki de yapmışız art arda torunlar gelince kalabalık oluverdik yeniden.
Hafta da birkaç kez bize gelirlerdi. Gelinler damatlar ve torunlar derken tam 12 kişi olmuştuk yeniden…

Ama biz torunlarımıza, oyunlarımızı anlatamıyorduk dedemle ninem gibi. Onlar ne mert oyunu biliyordu ne de birdirbir, ne topaç çevirmesini biliyorlardı ne de tahtalı arabaya binmesini.

Evet, evde yine 3 kuşaktık, yine 12 kişiydik ama artık ortak yanlarımız yoktu. Çocuklar atarilerle büyüdüler, torunlar akıllı telefonlarla, tabletlerle büyüyorlar.
Onların oyunları bize, bizim oyunlarımız onlara çook uzaktı.

Akşam saat geç vakit olunca, çocuğunu kapan bir bir kalkar gider ve biz o koca evde iki kişi kalırız.

Yarı kör, yarı topal, yarı sağır…

Işıklar hala yansa da birden kararır ev, televizyon açık olsa da bir sessizlik basar ortamı, iki kişi kalırız koca evde…

Derin bir sessizliğe bürünen koca evimiz de, yalnızlığın korkusuyla bir birimize bakar ve gönülden gönüle sessizce şunu fısıldarız: “Bakalım bu koca evde hangimiz diğerimizi yalnız bırakacak?”