ÖZLÜYORSAN YAŞLANIYORSUN ARKADAŞ!

‘Ah bir çocuk olsaydım’ der ya gençliğimin fenomen sanatçısı Ferdi Tayfur…

Var mı çocukluğunu özlemeyen? Var mı gençliğini özlemeyen? Var mı dününü özlemeyen?

Var elbet!

Çocuklar ve gençler asla geçmişini özlemezler. Zaten özlenecek bir geçmişleri de yoktur.

Yaşlandıkça özlersiniz,
Önce kaybettiğiniz saçlarınız, sonra şişe açtığınız dişlerinizi. Dış görüntünün verdiği rahatsızlık içerde olup bitenden daha da önemlidir sanki.
Oysa asıl kaybettiğiniz görünmeyen görüntünüz dür.

“Ben bir kaleden diğer kaleye 8 kişiyi çalımlayarak gidip gol atmıştım” dediğinizde aklınıza gelir ciğerlerinizin eskisi gibi çalışmadığı. 5. Kata beton attığınızda fark edersiniz kalbinizin bu gün birinci kata bile müsaade etmediğini.

Lavaboda ki ayna hep aynı yerinde asılı ama sen göremiyorsun ya kendini sırtındaki kamburla kısalan boyundan ötürü.

Yaşamak, hayatta kalmak ne kadar da zor değil mi?

Seni yaşatmak, ayaklarının üzerinde duracak hale getirmek için yıllarca ana baba mücadele eder.
Oysa oynarken bir kenarda, düğünde atılan bir maganda kurşununa kurban gidebilirdin, bir sarhoşun aracının altında kalabilirdin, bisikletten ve ya bir ağacın üstünden düşebilirdin, kızamığa, vereme kurban gidebilirdin, gençliğinde bir arkadaşının bıçak darbeleri ile ölebilirdin, askerden ‘ Şehit’ olarak bir tabutta dönebilirdin…

Çektiğin acılara dayanamayıp kanser olabilirdin, yediğin kazıklara kızıp kalp krizi geçirebilirdin. Ha Allah korusun aklını kaybedip intihar edebilirdin.

Doğduğun günden beri sana bin bir tuzak kuruldu hepsini de aşıp geldin bu yaşa.
Yeryüzünde ki bir avuç şanslı insanlardan değilsen, ne acılarla geldin bu günlere değil mi ? İş bulamadın aç kaldın, iş buldun sömürüldün, eş bulamadın evde kaldın, buldun düğün borcuyla bunaldın, evsizlik canına tak etti bir ev yaptın, anandan emdiğini burnundan getirdi ustalar. Kendi işini kurayım dedin kazandığından fazlasını devlete verdin.
Dost kazığı, akraba kazığı, arkadaş kazığı, devlet kazığı, patron kazığı, ilistirini çıkardılar bu günlere gelene kadar.

Tüm bu zorluklara rağmen özleriz mazide kalan günleri. Bir ah çeker başlarız anlatmaya ‘ Ah bir çocuk olsaydım’ …

Ama daha dündü, çocuktun, büyümek için can atanda sendin. Nasıl heves ediyordun ’20 yaşıma gelsem de askere gitsem’ diye. Sevdiğine kavuşup düğün dernek hayalleri kurarken hayat ne güzeldi.

Çocuk oldun, genç oldun, acı çektin, çile çektin, mutlu oldun yaşanması gerekenleri yaşadın. Vites küçültüp yavaşladıkça düşünmeye başladın. Dün bir büyüsem diye ah uh çeken sen, bu gün dünü özleyen de sen.

‘Nerde o eski bayramlar, eski elmalar, erikler demeye başladıysan’ Biz senin yaşındayken diye kendini övmeye başladıysan, kabul edeceksin arkadaş; ÖZLÜYORSAN YAŞLANIYORSUN!