AH ŞU YANGINLAR

Bizler Domaniç’i anlatırken tarihi geçmişinin yanında, iklimi, zengin doğal kaynakları ve bozulmamış bakir doğası,Biyolojik çeşitliliği ve nadir bulunan bitki türleri ile süslenmiş dağlarından, yaylalarından tepelerinden, vadilerinden , canlı çeşitliliğinden, dünyanın en temiz oksijeninden Yayla keyfinden,doğal su kaynaklarından, bahsederiz. Türkiye’de yok olduğu sanılan ancak 1986 yılında bir ormancı tarafından keşfedilen çok değerli bir bitki olan, görkemli sarı çiçeklerinden dolayı “sarıgelin” veya “sarıafet” olarak adlandırılan Gentiana Lutea (censiyan/acı kök) bitkisinin bulunmasıyla  övünürüz. Lidya peygamber çiçeğinden (Centaurea Lydia),  endemik bir orkide türü olan “Epipactis Pantaca’dan, yine ülkemizde çok nadir bulunan Epipogium aphyllum adlı orkide den, Anadolu karaçamının endemik bir türü olan ve önemli biyolojik zenginliklerimizden Ebe Karaçamı’ndan, Kurbağa Göçü’nden ve “cenneti görmek için ölümü beklemeyin,Domaniç’e gelin ” sloganıyla sesleniriz. “Bir ağaçtan bir milyon kibrit çıkar, bir kibrit bir milyon ağacı yakar”…  sözünden de anlaşılacağı gibi 10 Eylül tarihinde Domaniç,Domurköy Üstü Çukurca Beldesi Akdere mevkiinde orman yangını meydana geldi. Hem de ne yangın. Yazımın başında saydığım Domaniç’imize has bir çok özelligimizide bizden çaldı aslında. Ah şu yangınlar demek istiyorum. İçi de dışı da bizi yakıyor. İnsanın içini acıtıyor. Yüzlerce hektar orman kömür yığınına döndü. O güzelim çam ağaçları,Meşe ağaçları,Kayın ağacları birer kömür yığını halinde. Bakmağa kıyamadığımız,İçine girdiğimizde huzur bulduğumuz,O güzelim ormanların yerinde artık yeller esecek. Sadece ağaçlar mı? Yanıyor!Asla öyle değil. Ormanla birlikte canlılarda kül oluyor. Çiçekler, böcekler, karıncalar, tilkiler,Sansarlar, gelincikler, kuşlar, yılanlar. Ne istersen var Diri diri yanıp kül oluyorlar. En çaresizleri ise yuvalarında, deliklerinde annelerini babalarını bekleyen,Minik yavrular.Onların hiç sansı yok. İste bu noktada bizlere görevler düşüyor. Dikkatli,duyarlı  ve bir o kadar da  bilinçli olmak gibi görevler. Bizlerin birbirimize Domaniç’in doğası milli park olmayı hak etmiyor mu? Neyimiz eksik sorularını  sormamız gerekirken, Domaniç’in doğasının milli park statüsüne girmesi ve biyolojik çeşitliliğini koruması adına mücadele etmemiz noktasında fikir jimlastigi yapmamız gerekirken, ihmaller zincirinden doğan böyle yangınlarla,doğal afetlerle mücadele etmek zorunda kalıyoruz.“Dilim yok ki söyleyeyim, yeşilsiz Domaniç’i neyleyim” Domaniç halkı bu tehlikeye hazır mı ? Tarih ve kültüründen sonra tek sermayesi olan Domaniç’in doğasına ormanına dağına endemik bitki türlerine yaban hayatına sahip çıkmamız gerekiyor. Çıkan yangının kontrol altına alınmasında emeği olan, Domaniç Orman İşletme şefliği personeli başta olmak üzere çevre il ve ilçelerden yangın yerine gelen bütün orman parsoneline, yangına müdahale eden, diğer Kurum ve Kuruluşlara, Domaniç halkına ve gönüllü arkadaşlara teşekkür ederim. Bu yangından ve geçmiş senelerdeki yangınlardan da ders çıkartacak olursak, eşsiz doyumsuz doğal güzelliğiyle oksijen deposu olan Domaniç’in doğası tehdit altında maalesef. Çünkü, doğa affetmiyor ve bunu bize misliyle iade ediyor. Sonra da felaketlerle karşı karşıya kalıyoruz. Çok güzel bir doğaya sahip Domaniçliler olarak bizlerin mücadele etmesi ve  bu doğayı koruması lazım.  Siyasilerimizin de Domaniç’e gerekli olan ve bir türlü  yapılamayan veya bitirilemeyen “sulama göletlerinin” öneminide farketmeleri temennisiyle.