YİYORSA İSRAİL’İ YOK EDELİM Mİ !?

Son yıllarda pek bir mız mız olduk;
Bir gün bakmışsınız birilerini şikâyet ediyoruz, ertesi günü el birliği ile bir başka ülkeyi protesto ediyoruz.
Gün oldu, iftarlık gazozlarımızı dökerek bir ülkeye ağzının payını verdik, gün oldu domatesleri bıçakladık, gün oldu koskoca bakkallarımızın önünde bazı ürünleri ateşe verdik…
Şikâyetlerimizin, protestolarımızın ardı arkası kesilmiyor.
En çok protesto etmek zorunda kaldığımız İsrail’i 21 Temmuz 2017 günü Cuma namazını müteakiben bir kez daha protesto ettik.
İsrail polisi, 14 Temmuz Cuma günü sabah saatlerinde Mescid-i Aksa’da silahlı saldırıda bulunduğunu iddia ettiği 3 Filistinliyi öldürmüş, olayda yaralanan 2 İsrail polisinin ise kaldırıldıkları hastanede öldüğünü açıklamıştı. Açıklamada, Mescid-i Aksa’nın kapılarının kapatıldığı ve Kudüs Bölge Polis Müdürlüğünün Aksa’da namaz kılınmasına izin vermeyeceği belirtilmişti.
Bu gelişmelerin ardından Türkiye başta olmak üzere, Müslüman ülkeler İsrail’e sert sözler söyleyip protesto etmeye başladılar.
1948 yılında kurulan İsrail devleti, Mescid-i Aksa’ya ilk saldırısını kuruluşundan iki yıl sonra, 1950 yılında yapmış. O gün den sonra da uzun aralıklarla bu saldırılarını sürdürmüş ancak son birkaç yıldır bu saldırıları iyice artırmış son olarak ta burada Müslümanların Cuma namazını kılmasını bile yasaklamış.
İsrail devleti, oldukça yeni bir devlet olmasına rağmen din kültü olarak dünyanın en eski din kültüne sahip ve de Hz. Musa’ya inen 10 maddelik Tevrat’ıyla ilk tek tanrılı dininin sahibi.
İsrail’in nüfusu 8 buçuk milyon civarında, yani bizim İstanbul’un resmi nüfusunun yarısı kadar… Yahudiler, eski topraklarına dönüp Afrika çölünün küçücük bir bölümüne kurudukları minnacık devletlerine ve de azıcık nüfuslarına rağmen, öyle büyük atılımlar yapmışlar ki, çölü deryaya çevirdikleri bir yana, çorak topraklarda dünyanın kaderini değiştirecek buluş, icat ve inovasyonlara imza atmışlar.
Kısaca bir göz atalım: Tarladaki tohum, bahçedeki fide, ahırdaki hayvanın yediği yemi, kümesteki tavuğun yumurtasının tadı… Yani her türlü tahıl İsrail’in çölde üretip bize sattığı ürünlerdendir. İftarlık gazozumuz, Ezan okumak için kullandığımız ses sistemimiz, camiye gitmek için giydiğimiz elbise, kullandığımız otomobil, kandil mesajı attığımız telefon, o telefonun kullandığı uydu şebekesi, Namaz vakitlerini belirlediğimiz kolumuzdaki saatimiz, Hava durumunu önceden tahmin eden meteoroloji uydularımız, televizyonumuz, laptopumuz, tabletimiz, sağlığımız için kullandığımız hapımız, şurubumuz, ilacımız, aşımız…
Ben yazmaktan sıkıldım siz okumaktan sıkıldınız değil mi? Ama İsrail’in hizmetimize sunduğu daha çok kalem var. Hani ‘Allahuekber’ diyerek bir birimizi öldürdüğümüz silahlar var ya, Onlar da İsrail’in…
İsrail vahşetini elbette kınıyoruz, kınamak lazım ancak, mızmızlanmak la olmuyor, protestolarla olmuyor, kimi kime şikayet ediyoruz, kime mızmızlanıyoruz, 8 milyonluk İsrail ile neden baş edemiyoruz?
Neden bunları düşünmüyoruz?
Binlerce yıldan beri çölde petrolün içinde yüzen Milyarlarca Müslümanız, 8 milyonluk küçücük İsrail’in yaptığını yapamıyorsak, bu kadar insan küçücük İsrail’in boyunduruğu altına girmiş isek, burda tek suçlu İsrail ‘mi?
Diyelim ki İsrail suçlu, İsrail haksız.., niye mızmızlanıp duruyoruz, niye şikayet edip duruyoruz ki. Hadi yiyorsa el birliği yapıp İsrail’i dövelim. İsrail’i yok edelim, İsrail’i yeryüzünden silelim.
Yer mi? Yemez!
Dünyanın karnını doyuran İsrail, teknolojisini besleyen İsrail. İsrail olmazsa, hayvanlarımız aç kalır, bahçelerimiz fidesiz, tarlalarımız gübresiz, hastalarımız ilaçsız kalır. Facebook’tan paylaşım bile yapamayız..
Allah’ım İsrail’ ‘şunu yap bunu yap’ diye haşa Allah’a talimat vereceğimize, ki Allah, İsraillinin de Allah’ı; İsrail’i ona buna şikâyet edip protesto edeceğimize, Allah’ın verdiği aklı kullanarak İsrailliye muhtaç olmadan yaşamanın yollarını arasak ya… Kuru duaya da bedduaya da Allah’ın karnı tok dostlar. Allah çalışana veriyor mızmızlana değil…