Dönemin adamı

‘Dönemin adamını oynamak’ ile borsa bir birine çok benziyor…

Yalnız aralarında büyük bir detay var. Birinde paranı kazanıyor ve ya kaybediyorsun, diğerinde onurunu kazanıyor ve ya kaybediyorsun.
Kaybedilen parayı kazanmak, kaybedilen onurunu kazanmaktan daha kolay. Bu yüzden borsa da oynamak, dönemin adamı olmayı oynamaktan daha doğru diye düşünüyoruz. Eğer amatör bir borsacıysanız, birazcık bilginizi, daha çok ta duygularınızı kullanarak, kazanacağınızı umduğunuz bir şirkete, bir fona yatırım yapar ya kaybeder ya kazanırsınız.Sırdan bir vatandaş olarak ta dönemin adamına oynamak aynı riskleri taşır.
Ülkemizde dönemin adamını oynamak için Din, Atatürk ve siyaset kullanılır.
Siyasi iktidarın ideolojisine göre değişen dönemlerde, belli bir duruşunuz yoksa dönemin adamını oynar bazen kazanır, onurlu ve zengin olursunuz bazen de kaybeder onurlu saygın biri olursunuz. Hangi dönemin adamı olursanız olun onurlu yaşamınız kısa ömürlüdür. Çünkü bizde siyasette gündem de çok hızlı değişir.
Çok geriye gitmeden yakın tarihimizden, Atatürk sonrası Türkiye’den başlayalım isterseniz. Atatürk sonrası Türkiye’sinde Atatürk’ten çok Atatürkçüler türedi. Köyüne kentine hizmet gelmesi için her yerlere Atatürk heykelleri dikildi. Kutsal kitabımız, okusun anlaşılsın diye ilk meali yazdıran, adam gibi din adamları yetiştirmek için Diyanet’i kuran Atatürk’ün seküler islam anlayışı, Atatürkçüler tarafından kısa zamanda dinsizliğe kadar gitti. Ezanın Türkçeye çevrilmesi, Dindarlara yobaz gözüyle bakılıp ikinci sınıf insan muamelesi yapılması, başörtüsü yasağı, saymakla bitmeyen hokkabazlıklara, eşler de katıldı. Dönemin adamı olmak ve kariyer yapmak isteyen beyler, eşlerine mini etek, topuklu ayakkabı giydirerek bir yerlere gelmeye çalıştılar. Beceren de oldu beceremeyen de.
80 sonrası Türkiye’de iktidarı hep muhafazakârlar kazandı. Her biri sağ parti olsa da, dünya görüşü bir birinden çok farklıydı. Özal dönemi ayrı, Çiller dönemi ayrı, kısa da sürse Erbakan dönemi ayrı. Dönemin adamları da bir liberal oldu. Bir milliyetçi oldu, bir tarikatçı oldu. Son 15 yılımız da ise istikrarlı ve çok güçlü bir hükümet var. 2002 yılında Recep Tayyip Erdoğan ile çıktığımız yolda siyaseten istikrarlı bir şekilde yürüyoruz. Ancak, parti aynı yönetim aynı, siyasi görüş aynı olsa da dönemin adamlarının işi en zor bu dönem de oldu… Gömlek değiştirdik diye çıkılan yolda, dönemin adamları bir den bire AB ci ve ya ABD ci olmak zorunda kaldılar. Sonra ‘Sözde Muhterem Hoca Efendinin’ faaliyetlerini övmek, kadınların başını onların istediği gibi bağlamak, eğitimi onların istediği gibi okul artı dershaneler ile değiştirmek, derken birden açılım süreciyle, Türk bayrağı asan barışı baltalayan olarak görülür oldu. Milli duyguları kabartan Sakarya Fırat gibi diziler ekrandan kaldırıldı. Öcalan aslında iyi adammış demeye kalkmadan, Ergenekon, Balyoz ile yıllarca en sevdiğimiz en güvendiğimiz ordumuza düşman oluverdi dönemin adamları. Sonra…, tüm bu hızlı değişime ayak uydurmaya çalışan dönemin adamları bir darbe girişimi ile sarsıldılar. Başta polis olmak üzere çeşitli mesleklere sahip olabilmek, devlete sırtını dayamak için cemaate oluk oluk para akıtan, övgüler yağdıranlar, darbeyle adeta soğuk şok yaşadılar. Devletin en tepesi durumu çoktan fark etmiş ancak kendi adamlarını bile ikna edemezken tüm gerçekler ortaya çıkmış. Büyük oyun çözülmüştü. Dönemin onurlu gururlu kibirli adamları birden bire ayaklar altına düşüverdiler. Rüzgara göre dönenler, hortuma yakalandı. Nereye döneceklerini şaşırdılar. Sözün özü dostlar. Dünyanın en kritik bölgesinde yaşıyoruz. Burada oyun bitmez. Oyuna gelmemek için bir duruşumuz olmalı. Dönemin adamı olup, kısa süreli beyliklere meyil verilmemeli. Dönemin adamı olanlar her zaman kaybetmeye mahkûmdur. Siyaseti bilelim ama siyaset için bir birimizi satmayalım. Siyasi rüzgâra göre dönenlerden değil kendi doğrularını savunanlardan olalım ki, adamız dönemin adamı, döneğe çıkmasın.