KÖYSÜZ KALMAK

901

Abimle muhabbet ederken sık sık dillendirdiğimiz bir mesele var. Bir gün köysüz kalmak. Sülalemizin köyü terkeden ilk nesiliz. Atalarımız köyde çiftçilik ve hayvancılıkla geçinmiş. Babam ve dedem Tunçbilek’te çalıştılar. Abim iş bulmak için 2009’da Ankara’ya gitti. Ben de aynı sebeble 2013’de Ankara’ya geldim.
Tavşanlı’da liseye başladığım yıl köyden ilk ayrılışım oldu. Bu ayrılıktan sonra zaten dönüşte olmadı.

Babam, annem ve rahmetli babaannem beni Tavşanlı’ya yatılı liseye götürürken arabada sessizlik hakimdi. Onlar muhtemelen benden ilk kez ayrı kalmanın hüznünü yaşıyorlardı. Oysa ben bambaşka bir şeye üzülüyordum. Artık benim için hayat başlamıştı. Liseden sonra üniversite okumak için başka bir şehre gidecektim. Daha sonra da iş için başka bir şehre… Derken emekliliğime kadar köye sadece misafir olarak 1-2 haftalığına gelecek olmaktan üzülüyordum.

“Nasıl köysüz kalınır ki?” demeyin. Bizim çocukluğumuz ve gençliğimiz köyde geçti. Köyde yaşayan herkesi tanıyoruz. Oğlum Ahmed Hilmi henüz 2 yaşında. Çocukluğu gençliği muhtemelen Ankara’da geçecek. Benimle birlikte bayramdan bayrama köye gidecek. Sonra Ahmed Hilmi evlenecek. Onunda çocuğu olacak. Ahmed Hilmi onu köye götürecek mi? Bilmiyorum… İşte film burada kopuyor.

“Niçin köysüz kalkmaktan korkuyorsun?” demeyin. Bence insanın bir köyünün olması hayatında sahip olabileceği en büyük nimetlerden biri. Sonradan bir köye sahip olunmuyor maalesef. Bir köye taşınsan bile o köye ait olmuyorsun. Ya muhacir diyorlar ya da macır!

“Niçin köysüz kalkmaktan korkuyorsun?” demeyin… Bunu anlamak için köyü olmayan birkaç kişiyle tanışıp konuşmanız ya da birkaç haftalığına büyük bir şehirde yaşamınız yeterli. Köyde her karşılaştığın kişiyi tanırsın selam verirsin. Ayaküstü muhabbet edersin. Büyük şehirlerde aylarca kimseyle konuşmadan iş ile ev arası gelip giderken etrafına tanıdık çıkacak mı diye aval aval bakarsın.

Köyün en sevdiğim yanı çat kapı misafirlikleri! Köyde haber vermeden “Huu komşu”, “Aloo Hala”, “Ayşe Teyze, ben geldim bir çay demle de içelim.” diyebileceğin hane sayısı çoktur. Ben Ilıcaksu’da neredeyse her haneye çat kapı girebilirim. Oysa şehirde öylemi! Bir hafta önceden randevu alınır. Saatte anlaşılır: ” 8’de geliriz 10’da da kalkarız.”.

İşe ilk başladığım yıllarda yıllık izinler ayarlanırken şöyle hadiseler yaşanıyordu. Müdür soruyor: “Kim ne zaman izin alacak?”. Mesai arkadaşlarım: “Daha tatil planı yapmadık belli değil.” diyorlar. Ben Bayramlardan önce ve sonra birer hafta yazdırıyorum. Arkadaşlarım bana: “Ooo Ali Kemal para bol herhalde otel mi rezerve ettin.” diye soruyorlar. Ben de: “Hayır köye gideceğim.” diye cevap verdiğimde şu tepkiyi alıyorumdum: “Keşke benim de bir köyüm olsaydı.”

Şimdiye kadar birçok arkadaşıma sordum: “Köyün var mı?” diye. Aldığım cevaplar genelde şuna benzer oluyor: “Dedem 40 yıl öncesi her şeyi satıp gelmiş, ilk zamanlar akrabaları ziyarete gidermiş fakat ben hiç gitmedim. Zaten bir süre sonra da ev olmadığından ağır gelmeye başlamışız akrabalarımıza”. “Köyde bir evimiz varmış ama yıkık dökükmüş. İçinde durulacak gibi değilmiş. Babam da satmış.”. “Akrabalar varmış ama gitmeye gitmeye, hallerini hatırlarını sormaya sormaya araya soğukluk girmiş.”

Bir gün babama bu korkumdan bahsettim. Babam hak verdi. “Bak!” dedi: “Şu adam köydeki evini sattı falanca şehre taşındı. Sonra arsalarını sattı. İlk zamanlar düğünlerde bayramlarda filanca akrabasında kaldı. Sonra baktı ki olmayacak evini geri almak istedi. Ama satan adam geri vermedi. O da artık gelmez oldu. Gelse de kimsenin yanına sığmaz oldu…”

Babam sonra bana nasihat etti: “Aman oğlum haaa! Sakın hiçbir bağ, bahçe, arsa satmayın.” Sonra da dua etti: “Allah sattırmamızı gerekecek güç durumlara düşürmesin!”.
Bu konuştuklarımızın üstünden bir süre geçtikten sonra köye vardım. Babam evin bahçesine çam, sedir, çınar dikmiş. “Hayırdır babacım” dedim. Sen: “Oğlum bol bol meyve ağacımız olsun ki konu komşu, kuşlar, arılar meyvesinden yesinler. Sadakamız olur.” derdin. “Niye bu kadar çok meyvesiz ağaç diktin?”. Babam sonra nemli gözleriyle “Torunlarım için evladım.” dedi. “Şimdi siz Ankara’dan geliyorsunuz. Biz sobayı yakıyoruz, çayınızı demliyoruz, yatağınızı açıyoruz. Siz de rahat ediyorsunuz. Fakat dünya fani. Yarın torunlarım geldiğinde belki bizler ebedi alame göç etmiş olacağız. Onları karışlayamayacağız. Meyve ağaçları sulamazsan ölürler, ömürleri kısadır. Bu diktiğim ağaçların bakımları kolay, ömürleri uzun ve hep yeşildirler. Hani senin bir gün köysüz kalma korkun vardı ya. En azından torunlarımı ben karşılayamasam da diktiğim bu yeşillikler karşılar. Torunlarımın köylerine gelip gitmelerine vesile olur da köysüz kalmazlar.”

İlkokulda hep şu şiiri okurduk:

Orda bir köy var, uzakta,
O köy bizim köyümüzdür.
Gezmesek de, tozmasak da
O köy bizim köyümüzdür.

Bu şiir o zamanlar benim bir anlam ifade etmiyordu. Ama şimdi anlıyorum ve korkuyorum. Bir gün bu şiiri okurken köysüz kalmaktan korkuyorum… Evlatlarımın torunlarımın köysüz kalmasından korkuyorum…




One thought on “KÖYSÜZ KALMAK

Comments are closed.